“Fenerbahçe kollanıyor” vurgusu empati duygusunu yitirmiş bir nefretten kaynaklanmaktadır.

Saldırıdan sonra duygularını net olarak ifade eden ilk açıklama Kuyt’tan gelmişti. Ne diyordu Hollandalı;

“Hala elim ayağım titriyor. Ayakta zor durabiliyorum. Dik durmak istiyorum, kötü şeyler düşünmek istemiyorum ama ağlıyorum ve kendime engel olamıyorum şu anda. Gözlerimden yaşlar geliyor. Ben bu şekilde devam edemem”

O otobüsün içinde olmamasına karşın sanki her şeyi yaşamış gibi arkadaşlarının başına gelen suikast girişiminin bütün ayrıntılarını tekrar tekrar kafasında kuruyor ve hissediyordu. Facia 2 saniyelik bir refleks sayesinde önlenmişti.

Planlı ve organize bir pusu kurulmuştu. Pusuyu kuranların tek bir hedefi vardı, içinde 40 kişilik Fenerbahçe kafilesini taşıyan otobüsün yoldan çıkarılması sayesinde bu ekibin mümkünse hepsinin, yok öyle olmuyorsa en azından birkaç tanesinin ölmesini sağlamaktı.

Kuyt bunu ayırt etmiş ve kendisi olmasa bile arkadaşlarının yaşayacakları bu sonu düşünerek tepki vermişti.

Sadece o değil ki;

Alves: “Türkiye dışarıdan sürekli bombaların patladığı bir Ortadoğu ülkesi gibi duruyor. Ailem ve sevdiklerim buradan ayrılmamı istiyor.”

Sow: “Evime kadar dualar okuyarak gittim. Bu psikolojiyi nasıl atlatacağız bilmiyorum. ‘Fenerbahçe’yi bırak’ diye ailemden baskı var.”

MICHAL Kadlec: “Biz futbolcuyuz ve işimiz futbol oynamak. Ancak öyle bir noktaya geldik ki canımız tehlikede. Otobüste panik hali olmuş olsaydı ölebilirdik. Yaşadığımız anın bir tarifi yok. Futbol sevgisinin sonunda ölüm varsa bunun adı spor olamaz. Ben geleceğim adına endişeliyim.”

Terörün gerçek amacı nedir? Korku ve şiddet yoluyla insanların iradelerini teslim almak ve onları kendi amaçları doğrultusunda hareket etmesini sağlamaktır.

Olayı planlayanlar sonuçtan hareketle aynı anda birçok şeyin gerçekleşmesini de istemişlerdir.

- Fenerbahçeli futbolcuların moral motivasyonlarının ortadan kaldırılması

- Bu ve benzer eylemlerin her an başlarına geleceği duygusuyla, güvenlik ve can emniyeti sorunu olduğunu hissettirerek özellikle yabancı oyuncuları Türkiye’den ayrılmaya zorlamak

- Fenerbahçe’nin önümüzdeki dönem yapacağı transfer faaliyetlerinde bu durumun etki etmesini sağlamak

- Kuşkusuz böyle ortamın yaratacağı konsantrasyon kaybıyla takımın başarısız olmasıdır.

Bu ve benzeri travmalar günümüzde insanların bütün ömürlerine yayılacak psikolojik ve psikiyatrik sorunlar yaşamasına neden olmaktadır.

Ortalama insan tepkisi budur.

Bu tepki insani varoluştan gelir.

İnsani varoluşun en belirgin temel özelliği nedir?

Duygudur; önce vicdan gelir, bunun ayrılmaz parçası merhamettir.

Bütün bu duyguların ana kaynağı, membaa nedir peki?

Sevgi!

Sevginin olmadığı yerde ona karşıt duygular canlanır; nefret en kötü hislerden bir tanesidir; karanlıktır tarafa aittir.

Kuyt empati yapıyordu. Çünkü otobüsün içindeki takım arkadaşlarını seviyordu. Aynı forma için ter döküyorlar, birlikte sevinip, üzülüyorlardı. Kader birliği vardı sonunda.

Felaketi yaşayanlar sevdiği insanlar olduğu için empati yapabiliyordu.

Bu saldırı Galatasaray takım otobüsüne yapılmış olsa Kuyt bunu yine yapardı; tıpkı Sneijder gibi.

Ancak biliyor, görüyor ve hissediyoruz ki ülkenin önemli bir bölümünde Fenerbahçe sevilmiyor. Olayın yaşandığının haberinin alınmasıyla birlikte artık insanların gerçek duygularını net olarak gördüğümüz Twitter ortamında yapılan paylaşımlardan, verilen zorlama mesajlardan gördük ki aslında ortada bir üzüntü de yok.

“Şike başka, hayat başka!” vurgusunun geri planında yatan bilinçaltı mesajı nedir?

“Haklı davamız baki kalmak üzere, Fenerbahçe’ye yapılan saldırıyı kınıyorum!” cümlesi neyin ifadesidir?

“Fenerbahçe’ye geçmiş olsun demek lazım!” bunun ne kadar zorlayarak çıktığının göstergesi değil midir?

Bu üç örnek zorla da olsa içinde merhamete dair kırıntı taşıyor.

Nefrete dair olanları burada tekrar dile getirmenin anlamı yok.

Önemli bir kalabalık kesim için bu olayın fazlasıyla abartıldığını düşünenler ağırlığı çekiyor. Göreceksiniz birkaç gün içinde Fenerbahçe’nin yaşadığı bu travmatik durumda Fenerbahçeli birkaç ismin ön plana çıkarılarak, tahrik unsuru oluşturduklarını da konuşacaklardır.

Olayın üzerinden 24 saat geçmeden “maç ertelemenin temel sebebini anlamış değilim” tarzında yorumlar gündeme gelmeye başladı.

Hatta bu olaydan Fenerbahçe’nin kendisine menfaat sağladığı açık bir şekilde dile getirilmemiş oluyorsa da “ne var canım, olan oldu, maç ertelemesi de ne oluyor?” cümleleri kurulmaya başladı.

İşte sevgisizliğin, duygusuzluğun, merhametsizliğin ve dahası vicdansızlığın son aşaması budur.

“Fenerbahçe kollanıyor” vurgusunu empati duygusunu yitirmiş bir bakış açısından kaynaklanmaktadır.

Bu duygunun mümessilleri için 4 Nisan 2015 gecesi yaşanmış toplu suikast girişiminin hedefine ulaşmaması aynı zamanda bir üzüntü kaynağıdır da.

Bu kişiler için konuşulması gereken şey olayın kendisi değil hala ve ısrarla Fenerbahçe’nin geçmişinden gelen günahlarıdır.

Fenerbahçe sanki bütün maçlarını şike ile kazanıyormuş gibi her gün 3 Temmuz’a vurgu yapan bu zihniyetin düşüncelerinin ne kadar karanlık ve kirli olduğunu bu son olay bize net ve açık olarak göstermiştir.

Türkiye bazı duygularını bir daha geri gelmeksizin yitirmiş gözüküyor.

Önümüzdeki süreçte bunun etkilerini daha net bir şekilde izleyecek, göreceğiz.

Böylesi bir nefret ortamında Fenerbahçe’nin hala mücadele ediyor olması, hiçbir şey yokmuş gibi davranması da tuhaf kaçıyor artık.

http://twitter.com/uzaygokerman