Fenerbahçe'nin öğrettiği ancak ilk önce kendisinin unuttuğu tarih dersi

Birkaç gün önce CNNTURK’te yayınlanan bir programda Ergenekon Davasında yargılanmış Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un söylediği şu cümle önemliydi.

"Şike davası sürecinde Fenerbahçe taraftarı bir tarih yazdı. Öyle bir tarih yazdı ki, aslında Türkiye’deki çok kurum ve kuruluşun Fenerbahçe taraftarından ders çıkartması lazım." (*)

28 Nisan 2012 tarihinde yazdığım bir yazıdan şimdi alıntı yapmak istiyorum.

“Eylemler her geçen gün biraz daha inançlar büyüdü, büyüdü, gelişti ve belki de Fenerbahçe Spor Kulübü’nün kendi iradesini de aştı.

Bugün her fırsatta Fenerbahçe taraftarının duruşuna şükranlarını sunan yöneticiler bir şeyin çok net farkındalar; bu taraftar bu şekilde dik durmasaydı, desteğini çekse veya kararlılığını göstermeseydi yönetim kendisini bu kadar güçlü savunamaz, ifade edemezdi.

Fenerbahçe taraftarı olması gereken her yerde varlığını gösterdi.

Meydanlarda toplandı, Caddelere sığmadı, dava salonlarının kapılarına yığıldı, kuşkusuz tribünlerdeki yerini hiç terk etmedi.

Şimdi bu durum ülkemizde uzun yıllar sonra ilk defa yaşandı.

İlk defa çeşitli sınıflara üye insanlar bir sivil toplum örgütünün çatısı altında toplandılar ve kendilerine dayatılmak istenen şeye bayrak açtılar.” (**)

Demokrasilerde en önemli unsur hiç kuşkusuz kalabalıklar, kitlelerdir.

Kitlelere karşı ve onlara rağmen hiçbir şey yapamazsınız.

Ergenekon, Balyoz, Odatv, KCK, Askeri Casusluk, Devrimci Karargâh vb. davalarında yargılananların şanssızlığı kendilerini savunacak geniş halk desteğinden yoksun olmalarıydı.

Ancak bütün bu dava süreçlerini “de” değiştiren şey Fenerbahçe taraftarının 3 Temmuz Darbesi’ne karşı giriştiği karşı duruş, direnişti.

Bütün bu davalar zincirinin halkası olan 3 Temmuz’u anmadan diğer davaları anlamanız veya konuşmanız mümkün değildir.

Bu şekilde ısrarla 3 Temmuz’u ayırıp, dışarıda tutmak isteyenlerin nasıl bir hesapları olduğunu kendilerine “mutlaka” sormanız gerekir.

Bu operasyon ve davaları takip eden, gören, destek olanların bugün bulundukları yeri görmek bile davaların genel yapısı hakkında bize bir fikir vermeye yeterlidir.

İşte ders çıkarılması gereken durum budur.

Yine aynı yazıda yazdığım cümleyi buraya bir kere daha not etmek istiyorum.

“Yönetim artık Fenerbahçe taraftarına bilgi vermeden hareket etme irade özgürlüğünü kaybetmiştir.”

Aradan iki sene geçti.

Köprünün altından akan sular değişti. Türkiye’de başka bir gündem ve ortam var.

En önemli konu futbolda tribünlerin boşalması, taraftarların kulüplerine gösterdiği tavır alış, pozisyon.

Kuşkusuz bunun başında da Fenerbahçe yönetimi ile taraftarı arasında yaşanan gerilim ve protesto var.

Fenerbahçe taraftarı sezon başından itibaren yavaş yavaş tribünleri terk etti. Kuşkusuz geri planında Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe tribün gruplarının bir bölümüyle yaşadığı çok önemli bir çatışma vardı.

Bu çatışmanın geçmişi aslında 3 Temmuz’dan bağımsız olmasa da giderek bütün bir stadyumu etkiler ve haliyle de futbol takımının bu sezonki performansıyla bağlantılı hale gelmiştir.

Sonuç olarak da Fenerbahçe her şekilde kaybeder pozisyona geçmiştir.

Fenerbahçe’nin bu hale nasıl geldiği ortadadır, bunun detaylarına girmeye gerek yoktur, mesele buradan nasıl çıkılacağı veya bir daha benzer süreçleri yaşamayacağı ile ilgilidir.

Aslında uzun uzadığıyla düşünmeye, üzerine laflar üretmeye de gerek var mı, emin değilim.

Konu hafızayı beşer nisyan ile maluldür ile özetlenecek kadar nettir.

Fenerbahçe çok ağır bir süreçten geçerek bugünlere gelirken her geçen gün o süreçten nasıl çıktığını unutmuştur.

Bu kadar yakın geçmişe dair olmuş bu tecrübenin sanki hiç yaşanmamış gibi üzerinde düşünülmeden plan ve programlar yapılmasının neticeleridir Fenerbahçe’nin yaşadıkları.

“Yönetim artık Fenerbahçe taraftarına bilgi vermeden hareket etme irade özgürlüğünü kaybetmiştir.” Cümlesi beylik bir laf üretme adına yazılmış bir söz değildi. Tamamen geleceğe dair yönetime her fırsatta hatırlaması için söylenmişti. Ancak bazı şeylerin üzerinden daha güçlü geçilmesi gerektiğini de öğreniyoruz. Bir kere söyleyip, yazmakla olmuyor.

Belki de 40 defa yazmak, söylemek gerekiyor.

Her şeyi yönetmesini, proje üretmesini veya yapmasını bilmeniz mümkündür ancak dünyada bambaşka bir fenomen olan futbolla ilgili olan taraftar ilişkisinin gücünü, değerini, etkinliğini, gizemini göz ardı eder, atlarsanız o zaman gerçekler önünüze bambaşka şekilde gelir.

Hele Fenerbahçe gibi kulübü tamamen taraftarının katılımına açmış, kitleselleşmeyi seçmiş bir kulübün taraftarının ne söylemek istediğine yönelik sessiz ve duyarsız kalması olacak şey değildir.

Fenerbahçe taraftarı bir şekilde bir veya birden fazla mesaj vermeye çalışıyor.

Bu mesaj kulüple, takımla, yönetimle veya ortam ya da yönetmelikler, yasalarla ilgili olabilir.

Ne olduğunu dinleyip, buna en azından bir cevap vermek taraftarın doğal hakkıdır.

Fenerbahçe’nin maçlarını yaparken gösterdiği performanstan bağımsız olarak tribünlerinin durumu daha önce neredeyse hiçbir dönem yaşanmamış bir görüntüye ulaşmıştır.

Fenerbahçe taraftarının varlığı belli olmadan, sessizce tribünlerde oturduğu, takım ikinci golü atana kadar yerinden bile kıpırdamadığı dönemleri bilir, hatırlarız, ancak hiçbir dönem böylesi bir tablo ile karşılaşılmamıştı.

İşte bu yönetimsel anlamda çok önemli ve ciddi bir uyarıdır.

Unutulmuşları hatırlatmak bizim görevimiz.

Elbette anlamak ve dinlemek isteyenler için…

İyi seneler dilerim...

http://twitter.com/uzaygokerman