Ortada kaç Aziz Yıldırım var ve siz hangisini tanıyorsunuz?

6 Kasım 2002 futbol tarihimizin önemli günlerinden biriydi. Bu maçın oynandığı sırada Fenerbahçe taraftarı sahaya fiili müdahalelerde bulunuyor, takımının saha içindeki mücadelesini gölgeleyecek hareketler yapıyordu.

Gollerin atıldığı sırada Aziz Yıldırım oturduğu koltuğu terk edip, stadyumun dahili anons sisteminden “taraftarının doğru dürüst maç izlemesiyle” ilgili çok sert bir uyarıda bulunmuş, bu hareketi de yanında birlikte karşılaşmayı takip ettikleri Galatasaray Başkanı Sn. Canaydın tarafından önce alkışlanmış sonra da elini sıkmak suretiyle tebrik edilmişti.

Canaydın’ın Aziz Yıldırım’ı tebrik etmesi bir süre sonra kendisine verilen bir Fair Play ödülü ile taçlandırılmıştı.

Aziz Yıldırım, Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nu büyük bir özenle inşa ederken taraftar profilinin de değiştirilmesine önem vermişti. Bu uğurda birçok taraftar grubu ile ters düşmeyi de göze almıştı.

Yıllar sonra o taraftar Özhan Canaydın’ın vefatında stadyumda bir ilki gerçekleştirecek; kendisi için yapılan saygı duruşu sırasında birçok noktadan eş zamanlı olarak başlayan bir alkış tufanı ile ebediyete uğurlayacaktı.

Fenerbahçe taraftarının değişen taraftarlık profilini ve temsil ettiği şeyi bundan yaklaşık 20 gün önce yazdığım yazıda detaylandırmıştım. (1)

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’ye başkan olduğunda kulüp birçok anlamda tam bir gerileme dönemi yaşıyor, sportif anlamda bütün branşlarda istikrarsızlığın ve başarısızlığın sembolü olarak her sezon “ne olacak bu Fenerbahçe’nin hali” tartışmalarının merkezinde yer alıyordu.

Başarı ve istikrar gücünü altyapıdan alır. Altyapı denilen şey tek başına sporcu yetiştirmekle ölçülemez; sporcunun yaşayacağı, gelişeceği ve çoğalacağı tesislerin varlığı bunun ayrılmaz parçasıdır.

Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’nin kaderini değiştiren en önemli hamlesinin tesisleşme olduğunu iyi biliyoruz.

Sonuçlarını son beş altı yılda görmeye başladığımız bu tesisleşme hamlesi bir anlamda Türkiye’nin spor gücünü de hissedilir ve farkedilir derecede arttırdı.

Fenerium markası da benzerleri arasında öncü oldu. Bu marka yıllardır kulübe çok önemli ekonomik katkı sağlarken yarattığı katma değer vergi olarak devletin kasasına gidiyor. Son yıllarda Fenerbahçe’nin düzenli vergi vererek dereceye girdiğinin teşekkür belgelerini takip ediyoruz.

Kulübün büyüyen ekonomik yapısı bütçesine de yansımış sadece Türkiye’de değil, Avrupa’nın sayılı kulüplerin arasına girmeyi başarmıştır. Borsadaki nominal değeri ezeli rakiplerine fark atmıştır.

Grupçuluk, hizipçilik, adam kayırma dönemi sona ermiştir. 2010’da şampiyonluğun kaybedildiği son Trabzonspor maçına girebilmek için kulübün müdürünün eşleri dahi bilet almak için sıraya girmiştir. Bilet, kombine konusunda kimsenin kayırılmasına izin verilmemiştir.

Yetkisi olmayan menajerler yüzünden transfer etmek istedikleri futbolcularla doğru dürüst görüşememekten veya bu kişilerin futbolcular üzerinde kurdukları etkiden ilk şikayet eden kişi yine Aziz Yıldırım olmuştur. Oysa bugün bu davranışının tersini yaptığı için suçlanıyor.

Taraftarını bilgilendirmek için çok etkili bir internet sitesi kurmuştur.

Yine taraftarının Fenerbahçe’nin attığı her adımı takip edebilmesi için televizyon projesini hayata geçiren ilk kulüp olmuştur.

Türkiye’nin her ilinde açılan Fenerbahçe dernekleriyle kulübün tabana yayılma süreci de hızlandırılmıştır. Bu taban bugün sivil toplum örgütü gibi hareket etmektedir.

Eğitim kurumları yine bu sürecin tamamlayıcı faktörlerinden biri olarak hayata geçirilmiştir.

Bugün bütün ezeli rakipleri Fenerbahçe’nin yaptığını tekrar etmeye çalışıyor. Çünkü doğru modelin bu olduğunu görüyor.

Buraya kadar sıraladığımız şeylerin hepsi zaten bilinen ezberler. Eksiği çok fazlası hiç yoktur.

3 Temmuz günü başlayan süreç yukarıda çok kısa geçtiğim maddesel gerçekleri yaratan bu disiplinli ve özenli aklın aslında bambaşka bir şey olduğunu göstermeye çalıştı kamuoyuna.

13-14 yılda bir kulübün bütün vizyonunu değiştiren adamın basit, sıradan bir çıkar örgütü liderinden başka bir şey olmadığı iddia ediliyor.

Her şey büyük bir yalandan ibaretti.

Bu durumda iki farklı Aziz Yıldırım olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalınmıştır.

Bir tanesi bugüne kadar alışılmış bütün geri kalmış, istikrarsız, devamlılığı olmayan basitlikleri ve sıradanlıkları ortadan kaldırmak için en modern bilgiyi, bilinci hayata geçirmeye çalışıyordu; diğeri de buna inat en köhne zihnin tutkularına tutsak yaşıyordu.

Hangi Aziz Yıldırım gerçekti?

Şampiyon olmak için maç bağlayan, şike yapan mı yoksa “eğer şike yaptıysak yargılanmak ve en ağır şekilde cezalandırılmak istiyoruz” diyen kişi mi?

Fenerbahçe taraftarı hangi Aziz Yıldırım’a inanıyor ve peşinden gidiyor?

Aziz Yıldırım’ın ömrünün büyük bölümünü harcadığı ve yarattığı bu değerin arkasında yatan bilince aykırı hareket etmesine neden olan şey ne?

Eğer organize suç örgütünün lideri yakalanıp içeri atıldıysa; 14 yıldır Fenerbahçe’nin tüm görüntüsünü, kaderini değiştiren herkesin tanıdığı, bildiği adam şimdi nerede?

O zaman 6 Temmuz günü yazdığım yazıda sorduğum soruyu burada bir kere daha tekrarlamam gerekiyor.

Aziz Yıldırım başkanlığı sırasında 2001 ve 2006’da iki defa olmak üzere teşvik vermekle suçlanıp, kamuoyunda kendisini savunmak zorunda kalmış, saat başı adam ve maç satın almakla itham edilen biriyken herkesin gözlerinin çevrildiği, rakip takımın başkanının her hafta imalı mesajlar verdiği ortamda nasıl böylesine fütursuzca adımlar atabilme cesaretini kendisinde bulabilmiştir?

Böylesi işler yapmak için insanın akli melekelerini kaybetmiş olması gerekmez mi; gerçekten akli bir sağlık sorunu yaşamış ya da yaşıyor olabilir mi?” (2)

Kaç Aziz Yıldırım var ortada ve siz kimi tanıyorsunuz?

http://twitter.com/uzaygokerman