Bizim yolumuz uzun ve engebeli bir yoldur. Çeyrek asır önce yola çıktığımızda bunu biliyorduk. Yapmak istediklerimizin bazı çevreleri rahatsız edeceğini; çağdaş dünyanın benimsediği, özümsediği normlara karşı statükonun direnç göstereceğini ve karşımıza her türlü engelin çıkarılacağını; buna rağmen ilerleme kaydedildiği takdirde hakkımızda dezenformasyon yöntemiyle yıpratma politikasına gidileceğini; nihayetinde arı kovanına çomak sokmanın ne kadar tehlikeli sonuçlara yol açacağını bile bile yola çıktık.

Şükürler olsun ki, her şeye rağmen bir hayli mesafe kat ettik. Bunu yaparken bir hayli yıprandık da... Olsun, hiç önemli değil. Bugün Türkiye’de engelli sporu gelişmiş ülkelere her geçen gün biraz daha yaklaşıyorsa varsın biz yıpranalım, kötü adam olalım! Hepsine razıyız. Bu, dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. Maalesef bu konuda değişen bir şey yok! Bu nedenle, 1 Ağustos 2009 tarihinde bu köşede yayımlanan yazımı bir kez daha hatırlatma gereği duydum.

Geçtiğimiz haftalarda sevgili Bülent Tulun’la konuşurken, “Sert yazılar yazıyorsun. Belli çevrelerden eleştiri alıyorsun. Sana, bu kadar çırpınıp, engelli sporunu bu ülkede oturtmak için çaba gösterirken bazı insanların ‘Kötü adam’ demesi hoşuma gitmiyor. Neden böyle yapıyorsun?” dedi. Defalarca anlattık ama bir kere daha yazalım.

- Bu ülkede sporun belli bölümlerinde görevli insanlar kişisel çıkarlarını düşünüp, bizlerin bazı konulara girmesini istemezse...

- Engelli sporcuları, sanki onlar zavallıymış gibi görüp, abuk sabuk nedenlerle bazı spor yarışmalarına almazlarsa...

- Paralimpik Oyunları olmadan, Olimpiyat Oyunlarının düzenlenemeyeceğini hala içlerine sindiremeyenler mevcutsa...

- “Sakatın da sporu mu olur. Bunların sporu dandik” diyen kendini bilmezler ortalıkta dolaşırsa...

- Yaşamları boyunca hiçbir sosyal sorumluluk projesine destek olmamış, sadece ‘Dostlar alışverişte görsün’ kafasıyla yaşayanlar, içki masalarında bize, - ‘Çamur at izi kalsın’ politikası uygulamaya kalkarlarsa...

- Ve bu tip insanlar bir araya gelip, sanki bir şey biliyorlarmış gibi atıp tutmaya başlarlarsa...

O zaman biz de bu sütunlarda en ağır eleştirileri yaparız. Bundan gocunanlar olursa bize değil, kendi davranışlarına, bilgisizliklerine, kişisel çıkarlarını ön planda tutmak konusundaki etik olmayan davranışlarına bakacaklar. Amacımız belli; hiçbir kişisel çıkar gözetmeden, bu ülkede engelli sporlarının çağdaş seviyeye gelmesine elimizden geldiğince katkıda bulunmak ve bu konuda insanlarımızı bilgilendirmek. Bu konuşmadan sonra Ömer Hayyam’ın aşağıdaki dörtlüğünü bir kere daha severek okuyup, sizlerle de paylaşmak isteriz:

Dünya üç-beş bilgisizin elinde/Onlarca, her bilgi kendilerinde/Üzülme, eşek eşeği beğenir/Hayır var sana “kötü” demelerinde.
Anlatabildim mi Sevgili Bülent?