Metin Oktay’dan kalan anılar

18 Ekim 2020

Bu yazımızı 19 Kasım 2011 tarihinde bu sütunlarda yayınlamış idik. Aradan seçen süre içinde o günlerdeki çocuklarımız bugün gençlerimiz oldu.
Umarız ‘Taçsız Kral’ile ilgili bu anlattıklarımız birçok gencimize örnek olur.
Sevgili Ahmet Çakır’ın, Metin Ağabey için derlediği ‘Taçlı Kral Metin Oktay’ kitabını okurken, eski günlere gittim. Onun insanlığını anlatan anılarımdan ikisini aşağıda sizlerle paylaşmak istedim.
- 70’li yılların ortalarında bir akşam, Taksim’de canlı müzik yapan bir lokalde eğleniyoruz. Tesadüfen aynı anda tuvalete girdik ve çıktık. Çıkarken Metin Ağabey’in orada oturan tuvaletleri kontrol eden teyzeye o günün parası ile 500 TL verdiğini gördüm. Masamıza doğru giderken ‘Baba ne yaptın? Ne verdiğinin farkında mısın?’ dedim. Beni kolumdan tuttu, ‘Bana bak, biz her gece buralarda sabahlara kadar gezip eğleniyoruz. Anamız yaşında kadınlar burada b.. kokuları içinde ekmek paralarını kazanmak için oturuyorlar. Sana vasiyetimdir, bundan sonra gittiğin yerlerde en büyük bahşişi tuvalette oturan teyzelere vereceksin.’
- 80’li yılların sonlarında bir tenis turnuvası için İzmir’deyiz. Yemekten sonra sohbetimiz uzadı. Ben o zamanlar ki adıyla Büyük Efes Oteli’nde kalıyorum. Sabah saat 05:30 civarında Efes’in merdivenlerinde güzel bir havada oturmuş konuşuyoruz. Karşıdan 10-12 yaşlarında bir çocuk elinde 15-20 tane Hürriyet Gazetesi’ni satmak için koşarak gidiyor. Metin Ağabey ile aralarındaki diyalog şöyle:
Metin Oktay: Gel buraya
Çocuk: Efendim Metin Ağabey

Yazının devamı...

Tek kollu haydut!

11 Ekim 2020

Bu yazımızı yaklaşık 10 sene önce (17.07.2010) bu sütunlarda yayınlamış idik. Bugün tekrar yayınlama isteğimiz ise her zaman insanlara ilham verecek özgün bir hikayeye sahip olması. Engelli de olsa bir insanın azim ve çalışma ile nerelere gelebileceğine ve neleri başarabileceğine bir örnek olarak aşağıda yeniden sunuyoruz. Umarım bu yazıyı okuyacak bir kaç engelli gencimiz de kendilerinde var olan potansiyelin farkına varır ve o enerjisini harekete geçirir.
Alman bisikletçi tek kollu Wolfgang Sacher’i arkadaşları yazının başlığındaki gibi (Tek Kollu haydut!) çağırıyor. 13 Nisan 1983 günü, 16 yaşında iken arkadaşlarıyla birlikte vagonların üzerinde oynarken, birdenbire bir yüksek gerilim kablosuna çarpıyor. Sacher o anı şöyle anlatıyor:
“Ne olduğunu anlamadım. Her tarafımdan ateşler fışkırıyordu ve havada uçtuğumu hissettim.”
16 bin volt elektrik akımı tüm vücudundan geçmişti. Sonuç, çok ağır yanık yaraları ve hastanede sol kolunun omuz hizasından kesilmesi. 14 ay hastanede kaldıktan sonra, yeni durumuna alışmakta çok zorlanıyor. Meraklı insanların bakışları onu başlangıçta çok rahatsız ediyor. Ve kendini eve kapatarak yemek yemeye veriyor ve yaklaşık 50 kilo birden alıyor.
Sacher depresyon dönemiyle ilgili, “O zamanlar spor benim için yabancı bir kelimeydi” diyor.
1996 senesinde bir doktor kendisine daha fazla hareket etmesini söyleyince, bisiklete binmeye karar veriyor. 1999 senesinde ilk yarış bisikletini alıyor ve 2001’den itibaren gerçek bir bisikletçi gibi yarışmalara girmeye başlıyor.
Önceleri engelsiz bisikletçilerle birlikte yarışıyor ve 4 bin metrede 4:44 dakikalık dereceye ulaşıyor. Sacher o günleri, “Engelsiz bisikletçiler, kendilerini geçerek giden tek kollu bisikletçiyi görünce çok şaşırıyorlardı” diye gülerek anımsıyor.

Yazının devamı...

Rahatsızlık dolayısıyla...

4 Ekim 2020

Aşağıdaki yazı 31 Mayıs 2008 tarihinde bu sütunlarda yayınlanmıştır. Aradan geçen yaklaşık 13 yıllık sürede o gün yazdıklarımız ile ilgili neler değişti, siz okuyucularımızın takdirlerine bırakıyoruz...
“12 senedir engelli sporunun içindeyim. Amacımız belli. Bu ülkede engelli sporunun da var olduğunu duyurmak, desteklemek, gelişmesini sağlamaya çalışmak... Ve eğer İstanbul’da bir gün olimpiyat yapılacaksa buna katkıda bulunmak. Burada yaptıklarımı anlatacak değilim. Ancak görüyorum ki bu geçen süre içinde, birçok insana da rahatsızlık verdik. Spordan sorumlu bir genel müdür “Bunlar da sakat, sporu dandik” dedi. Eleştirdik, sesimizi yükselttik. Bir Spor Bakanımız zamanında “Milli Paralimpik Komitesi de neymiş” dediğinde en ağır eleştirileri bizden duydu. Bir başka spor yetkilisi “Yavuz Kocaömer yalancıdır” dedi, televizyonda canlı yayına çıkarıp özür dilettirdik. Bir ilin Milli Eğitim Müdürü “Vali Bey’i bir yemeğe davet et de bu konularda ikna edelim” dedi, valiyi de, eğitim müdürünü de sildik kafamızdan. Hem devletimize destek olacağız, hem de Vali Bey’i yemeğe davet edip, neredeyse engellilere destek olması için yalvaracağız. Kim, kimi yemeğe davet etmeliydi acaba? “Paralimpik olmadan Olimpiyat yapamayız” dedik. Spor cahilleri “Ne diyor bu adam?” dediler. Yolumuzu kesmeye çalıştılar. Nasihat aldılar.
GSGM...
T.C. Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün çağın gerisinde kalmış bir mensubu “Sakatların sporu sosyal sorumluluktur” dedi, kendisine Şair Eşref’i hatırlattık. Şimdilerde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün engelliler sporu konusunda desteği var. Ama sadece Genel Müdür Mehmet Atalay ve birkaç kişinin. Diğer yetkililer hâlâ engelliler sporunu “Sakatın dandik oyunu” zannediyor. Eleştirir miyiz? Hem de sonuna kadar. Karşı da çıkarız. Ama görüyoruz ki bizden rahatsız oluyorlar. Peki bu olumsuzluklar geçer mi? Geçer! Ne zaman? Sporun sadece futbol olmadığını, engelliler sporunun da rehabilitasyon dışında ciddi uluslararası bir performans sporu olduğunu anladığımız ve bu ülkede spor siyaset tarafından yönlendirilmediği zaman. Bu süre içinde de “GEÇİÇİ OLARAK VERECEĞİMİZ RAHATSIZLIKDAN DOLAYI ÖZÜR DİLERİZ”.

Yazının devamı...

Olmaz Olmaz Demeyin...

27 Eylül 2020

Sevgili Şenes Erzik ağabeyin otobiyografik kitabı kısa bir süre önce piyasaya çıktı. Kitabın başlığı ise en umutsuz anlarda bile insana yol gösterecek, azmettikten sonra insanın yapamayacağı bir şey olmayacağını ifade eden ve buram buram felsefe kokan bir sözden ibaret: ‘Olmaz Olmaz Demeyin, Olmaz Olmaz!’ Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı döneminde Türk futbolunun çehresini değiştirecek sayısız devrime imza atan, bununla birlikte 33 yıl UEFA, 21 yıl da FIFA’da aralıksız bir şekilde üst düzey görevlerde bulunarak Avrupa ve dünya futboluna damga vuran Şenes Erzik, uzun ve zahmetli bir çalışmanın sonunda biyografisini hazırladı.
Şenes ağabey kitabın ön sözünde şunları söylüyor: “Bu kitabı uzun süre önce planlamıştım. Kendi halinde taşralı bir gencin Avrupa ve dünya futboluna yön veren kurumların başına geçebileceğini, ülkesini çok uzun yıllar boyunca dünyanın dört bir yanında temsil edebileceğini gençlerin öğrenmesini, bilmesini istiyordum. Elinizdeki bu kitabı ‘övünmek’ için değil, ‘bilinmek’ için yazdığımı söylemeliyim.”
Oldukça zengin bir içeriğe sahip olan kitap, Şenes Erzik’in ilham verici hayatından kesitler sunduğu gibi, aynı zamanda gerek ülkemiz, gerekse Avrupa ve dünya futbolunun yakın tarihini özetleyen, yaşananları, alınan önemli kararları, yapılan devrimsel icraatları tarihe not düşen bir dökümantasyon niteliğinde. Her sporcunun, her spor adamının kitaplığında bulunması gereken eşssiz bir eser.
Sevgili Şenes ağabeyin ön sözünde teşekkür ettikleri arasında, kendisiyle birlikte yaklaşık 2.5 yıl boyunca yoğun emek harcayarak kitabın hazırlanmasında katkı sağlayan sevgili kardeşlerim, spor yazarları Hamit Turhan ile Zafer Büyükavcı’nın da bulunması bizi ayrıca sevindiren bir başka husus.
Bu kitabı muhakkak okumanızı tavsiye ediyoruz.

Yazının devamı...

Amputee Venus Show

13 Eylül 2020

Geçtiğimiz hafta Euronews’de çok hoşuma giden bir haber yayınlandı. Japonya’nın başkenti Tokyo’da Kovid-19 salgınından dolayı Paralimpik Oyunları ertelenince, atletler ‘AmputeeVenus Show’ adlı etkinlikte sahne almış. Protez bacaklarıyla podyuma çıkan sporcular pandemiyle mücadele eden sağlık çalışanları için bağış toplamış.
Alınan önlemleri bilemem; internetten araştırdığımda hayli kalabalık gözüken bir izleyici kitlesi vardı. Umarım destek olayım derken paralimpik ve ampute sporcuları riske etmemişlerdir.
Moda etkinliğine katılanlar arasında Rio 2016 Paralimpik Oyunları’nda uzun atlama kategorisinde 4. olan Japon atlet Kaede Maegawa da varmış. Maegawa’ya ne hissettiği sorulduğunda, podyuma çıktığında kendini oyunların açılış seremonisinde gibi hissettiğini ve çok duygulandığını söylemiş.
Paralimpik Oyunları’nın 24 Ağustos 2021’de 4 bin 400 atletin katılımıyla, Olimpiyat Oyunları’nın ise 11 bin sporcuyla 23 Temmuz’da başlaması planlanıyor. Bir yıllık gecikmenin Tokyo’ya maliyetinin 2 ila 6 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor.
Tokyo organizatörleri her iki organizasyonun da olacağını iddia ediyorlar. Fakat sporcuların nasıl güvende olacağı, taraftarlara izin verilip verilmeyeceği ve gecikme faturasını kimin alacağı konusunda henüz ayrıntı verilmiyor. Tahminler, maliyetinin 2 milyar ila 6 milyar dolar arasında olması beklenen faturanın çoğunu Japon vergi mükelleflerinin karşılayacağı şeklinde. Bu da, halk arasında ufak ufak tepkilere yol açmaya başladı bile...
‘Amputee Venus Show’ adlı gösteriyi düzenleyen Takao Ochi, “Gelecek yılın Paralimpik oyunlarında güvenlikten daha önemli bir konu yok” diyor ve ekliyor: “Defile düzenlemenin amaçlarından biri de korona virüsün üstesinden gelmek için bir nebze de olsa destek vermekti.”

Yazının devamı...

Belirsizlik

6 Eylül 2020

2021 yılına ertelenen Tokyo Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları ile ilgili sporcularımızın hazırlık çalışmaları tüm olumsuzluklara rağmen devam ediyor. Pandemi döneminin zorlu koşulları altında engelli ve engelsiz sporcularımız ellerinden gelenden fazlasını yapıyorlar. Ancak gerek Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nden (IOC) gerekse Uluslararası Paralimpik Komitesi’nden (IPC) gidişata ve nasıl ilerleneceğine dair herhangi bir ses yok.
Bu arada oyunlara ev sahipliği yapacak olan Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin sağlık sorunları dolayısıyla istifa ettiği de biliniyor. Henüz yeni başbakan belli değil ve göreve geldiği anda 2021 oyunları için ne karar vereceği merakla bekleniyor. Belli ki göreve geldiği anda zor bir karar kendisini bekliyor olacak.
Öte yandan pandeminin tüm dünyada son haftalarda arttığı ve ikinci dalganın kapıya dayandığı gerçeği kaçınılmaz. Hasta sayılarının artışı kadar ne yazık ki sağlık çalışanlarımız arasındaki enfekte sayısı da artıyor ve çok yorgunlar. Bu durumun tüm dünyada ne kadar devam edeceği, işe yarar ve herkesin erişimine açık bir aşının ne zaman bulunacağı da büyük bir belirsizlik.
Uluslararası boyutta konuşulan ve bizim de kulağımıza gelen bir duyum da oyunların seyircisiz yapılabileceği konusu. Böyle bir karar verilir ise birçok ülkenin oyunlara katılıp katılmayacağı da ayrı bir soru işareti. Kaldı ki seyirci geliri olmadan Japonya bu mali yükü tek başına taşımayı kabul edecek mi?
Biz hala 2021 Tokyo Oyunları’nın yapılamayacağına inananların tarafındayız. Bakalım zaman bize ne gösterecek!

Yazının devamı...

Tartışmalı başkan

30 Ağustos 2020

Eylül ayı başında Buenos Aires’te yapılan Genel Kurul’da, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Başkanlığına Alman Olimpiyat Komitesi Başkanı Thomas Bach seçildi.
Aşağıda yazacaklarımız kulaktan duyma şeyler değil. Üyesi olduğumuz Alman Spor Yazarları Derneği’nin aylık ‘Sports Journalist’ isimli dergisinden alınmıştır. Bu dergiden öğreniyoruz ki, 1976 Montreal Olimpiyatları’nda, eskrimde altın madalya alan Thomas Bach’ın, daha önce 1970’li senelerin başında Bonn’da yaşadığı bir olay var. Buna göre, o senelerde Thomas Bach, eskrim eldivenini manipüle etmekle suçlanıyor ve bir ihtar alıyor.
Bahsettiğimiz dergideki makaleyi yazan Berlin Tagesspiegel’in Spor Müdürü Friedhard Teuffel şöyle diyor: “Herhangi bir Alman vatandaşının, uluslararası alanda bir yerlere gelmesi, Almanya Başbakanı ve Bakanları tarafından ülkelerinin dünyada kabul görmesi anlamına gelir. Thomas Bach’da ise durum farklı. Onun başarısı, yine Thomas Bach’ın başarısıdır! IOC, Buenos Aires’ te bir uluslararası tek kişilik ‘Anonim Şirket’ için karar vermiştir. (Thomas Bach A.Ş.)
Daha önce çalıştığı Adidas firmasının sahibi Horst Dassler’den uluslararası spor alanında iletişimin ne kadar önemli olduğunu öğrenen Bach, böylece uluslararası bir usta haline gelmiştir. Ve ilişkilerini Arap Yarım Adası’na kadar taşımıştır. Şeyh Ahmet Al-Sabah ile yakın ilişkiler kuran ve holdinginde yöneticiliğe getirilen Bach, IOC Başkanlığı’na seçilmesinde Al-Sabah’ın kendisini ne kadar koruduğu konusunda konuşmamaktadır.
Bundan bir süre önce, halen Almanya’da vergi kaçakçılığı davası devam eden UlliHöhnes’in İsviçre’deki hesapları ile ilgili konularda da Thomas Bach’ın ismi sıkça geçmiştir. Thomas Bach ile Almanya bugüne kadar aday olduğu hiçbir Olimpiyat Ve Paralimpik Oyunlarını düzenleme hakkını kazanamamıştır.”
Kendisi hakkında yazılanları daha da uzatmak mümkün. Enteresan olan, yukarıda kişiliği özetlenen Thomas Bach’ın, önümüzdeki 8 yıl ICO Başkanlığını yürüteceğidir. Bu konuda ülkemizle de ilgili olarak yazılacak şeyler var ama onları da bir başka yazımıza bırakıyoruz. Ve Thomas Bach hakkında Almanya’da yapılan bu eleştirileri Türkiye’deki kankalarının da bilgilerine sunuyoruz.
NOT: Bu yazı Kasım 2013 de yazılmış idi. 7 senedir sporculuk zamanında eskrim eldivenini manipüle etmekle suçlanan ve bir ihtar alan bu adam hala dünya sporunun başında. Şimdi dürüstlükten ve dürüst sporcu olmaktan bahsediyor. (IOC) Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin Yönetim Kurulu Üyeleri ve Asbaşkanları da, bu ve bunun gibi zamanında yapılmış yolsuzluklara göz yumuyor.

Yazının devamı...