Yazarlar
04.06.2008 - 02:25

Seyhun Topuz’la Çapa Yalısı’nda bir akşam yemeği

Sitene Ekle
Ufuk Turu  |  Meral Tamer mtamer@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Rabia Çapa ve Sema Çağa... Sanat aşığı 2 esaslı kadın.     Sema Çağa, Aydın Doğan Vakfı’nın bu yıl heykel dalında verdiği ödülü kazanan Seyhun Topuz onuruna bir davet vermeyi isteyince, Rabia Çapa “Bizim evde yapalım” diye kestirip atmış ve itiraz kabul etmemiş.
Bizler de bu sayede cuma akşamı, Anadolu Hisarı’nda olağanüstü konumdaki Çapa Yalısı’nda sanatçılar ve sanatseverlerin buluştuğu müstesna bir akşam yaşadık.
Rabia Çapa, Maçka Sanat Galerisi’nin sahibi; evi de, birbirinden güzel eserlerin yan yana durduğu bir sanat galerisi gibi.
Terasa çıktığınızda ise ne kıpkırmızı gün batımından, ne de perde perde inen karanlıkta nadide bir mücevher gibi ışıldayan Rumeli Hisarı’ndan gözünüzü alabiliyorsunuz.
Ömer Uluç, Kezban Arca Batıbeki, Komet...
Davete katılan ressamlarımızla ahbaplığım var da, heykeltıraşlarımızı daha az tanıyorum. Rabia Çapa’nın sanatçıları ve Seyhun Topuz’un arkadaşları olan heykeltıraşlar ve seramik sanatçıları çoğunlukta...
Kendisini Koç Topluluğu’nun eski üst düzey yöneticilerinden Hasan Subaşı’nın teyzesi olarak tanıtan seramik sanatçısı Candeğer Furtun, meğer benim Santral İstanbul’da görüp de hayran kaldığım işleri yaratmış. Çapa Yalısı’nda sergilenen eserlerinden de gözümü alamadım.

Geometrik soyut formlar
Seyhun Topuz’a gelince... Eğer çalışmaları hakkında pek fikriniz yoksa, mutlaka internete girip bakın. Üçgen, kare ve daire gibi yalın geometrik formlarla soyut heykeller yaratıyor. 1970’li yıllardan bu yana çizgisini hiç değiştirmemiş.
Topuz’un Türk heykel sanatı içinde kendine özgü bir yeri var. Hiçbir şeyi betimlemeyen, kendinden başka bir şeye göndermesi olmayan yalın şekillere 3 boyutlu bir varlık kazandırıyor. Bu anlamda heykel sanatımızın en modernist isimlerinden biri, modern bir estetik algısının Türkiye’deki en sürekli, en tutarlı örneği sayılıyor.

20 heykeltıraştan biri
1973’te Cumhuriyet’in 50. yılı dolayısıyla 20 sanatçıya 20 heykel ısmarlanmıştı. O heykellerin İstanbul’un çeşitli semtlerine yerleştirildiğini hatırlıyorum. 4. Levent’e konan heykel, Seyhun Hanım’ınmış:
“İlk karelerimden biriydi o. Sonra oradan yol geçti. Benim heykeli atmışlar. Zaten bugün o 20 heykelden sadece 2’si yerinde duruyor. Diğerleri ya çalındı, ya yıkıldı, ya da yol geçti diye atıldı. Ardından 75. yıl için yeni bir yarışmayla 20 heykel daha yapıldı. O heykellerden de fazla kalan olduğunu sanmıyorum. Heykeli yaşatamıyoruz ve koruyamıyoruz” diyor hüzünle...
Sema Çağa “Türkiye’de maalesef taş üzerine taş koyma adetimiz yok. Bir taşı çekip, yerine yenisini koyuyoruz,” derken, pek çok şeyi bir çırpıda ne kadar da güzel özetliyor.
Heykeltıraşların her zaman eserlerini saklama sorunu olmuştur. Seyhun Hanım bu sorunu çözmek için bir daire almış. Orada sırf heykelleri duruyor, ama yakında orasının da yetmeyebileceğinden endişeli. Çünkü son dönemde büyük ölçekli çalışmayı seviyor.
O evin bahçesinden 2 heykeli çalınmış. Heykelleri taşıdıkları gün, kapıdan sığdıramadıkları 2 heykeli bahçeye bırakmışlar. Ertesi gün gittiğinde bir bakmış ki heykellerin yerinde yeller esiyor. Tahmini, hurdacıların çaldığı...
İnsanın içi cız ediyor.

 


Yazarlarda Ara
Bul
Osmanlı Devleti'nde devlet adamı yetiştiren okulun adı nedir?
©Copyright 2008 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.