Pazar

19.05.2013 - 02:30

“Asıl trajedilere şimdi geliyoruz”

Sitene Ekle
Bir sor iki işit  |  Asu Maro amaro@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

“Muhteşem Yüzyıl” dizisi bu hafta 100’üncü bölüme ulaştı. Senaristi Yılmaz Şahin, gelecek sezon ile ilgili heyecanlı: “Asıl baştan beri bizi heyecanlandıran hikayeye girdik şimdi. Şehzadelerin taht oyunlarını, kardeşlerin ve Süleyman ile Hürrem’in trajedilerini izleyeceğiz. Çıtayı daha da yükselttiğimiz bir  süreç başladı”

Topkapı Sarayı’nın bahçesinde yapılan çekimlerde Şahin hissettiklerini şöyle anlatıyor: “Bunları gördüğün zaman ete, kana bürünüyor, insana dönüşüyor kahramanların. O zaman ‘Hiçbir tabu, zırh yok aslında, arkasında insan var’ diyorsun.”

Yayınlandığı andan itibaren en çok tartışılan, konuşulan, meclisin, siyasetçilerin, Başbakan’ın bile gündemine giren, reyting listelerinin zirvesini hiç bırakmayan, seveni de kızanı da bol dizi “Muhteşem Yüzyıl” bu hafta 100’üncü bölüme ulaştı. Süleyman, Hürrem, Pargalı, Hatice, Valide Sultan, şehzadeler, evet bütün bunlar hayatımızın ortasında 100 bölümdür. Ama bunların bir de yaratıcısı var, masa başında oturup onların hikayelerini, ağızlarından çıkacak cümleleri yazan, neyi neden yaptıklarını anlamak için günlerini gecelerini geçiren bir genç adam... Özlemle andığımız Meral Okay ile birlikte çıktıkları serüveni, bir süredir yol arkadaşını kaybetmiş olarak sürdüren senaryo yazarı Yılmaz Şahin.
Diziyle ilgili her kafadan bir ses çıkarken hiç konuşmayıp yoluna devam eden Şahin’le Topkapı Sarayı’nın bahçesinde buluşuyoruz. Haklarında konuştuğumuz insanlar; Süleyman bu kapıdan kaç kez girmiştir kim bilir, Hürrem’le karşılaşmıştır şu köşede belki, İbrahim’le dertleşmiştir ihtimal... Ve biz şimdi, 500 yıl sonra ‘evlerinin bahçesinde’ oturmuş onların aşklarını, kavgalarını, savaşlarını, trajedilerini konuşuyoruz. Tuhaf bir duygu...

Tarihi gerçekler çerçevesinde yazarken ne kadar uçabiliyorsunuz?

Uçabileceğimiz yerler var tabii ki. Ama bizi bağlayan yerler de var. Özellikle haremle ilgili kaynak neredeyse yok denecek kadar az, biz burada tamamen kendi yaratıcılığımıza, kendi hikaye anlayışımıza göre yeniden bir kurgu yaptık. Bu illa böyle olduğu anlamına gelmiyor, zaten bizi belgeselden ayıran da bu. Tarihten ilham alarak yaptığımız bir kurgu.

“Yüzde 90 Hürrem’i sever, gerisi gizli Hürremcidir”

 Sizin Süleyman’ınız, sizin Hürrem’iniz, Pargalı’nız nasıl karakterler?

Tarihte bilinen karakterlerin ötesine geçmeye, olabildiğince derinliğini görmeye çalıştık hep. Geçmişe, çocukluklarına döndük, çok ciddi bir çalışma yaptık. İbrahim mesela çok büyük bir devlet adamı, büyük bir yetenek. Ama bir taraftan geçmişinde yaşadığı o ‘dönme’ halini, ‘devşirilme’ halini de hep bir yara gibi taşımış içinde. Hatice Sultan’la yaşadığı aşkı çok yücelttik. Hürrem’inki ayrı bir hikaye, Rutenya’da köyde yaşayan bir kızken kaçırılması, hediye olarak Topkapı Sarayı’na sunulması... İlk geldiğinde çok hırçındı, kendince bir intikam duygusunu besliyordu. Ama Süleyman’a olan aşkı onu yeniden güçlendirdi, tutunacak bir dal oldu. Hürrem’i herkese sevdirdik. Yüzde 90’ı seviyordur, kalan yüzde 10 da gizli Hürrem’cidir bence. Onu anladılar en azından. Süleyman’ın hayatını başlıbaşına ayrı değerlendirmek gerekiyor. 26 yaşında bütün imparatorluğun kaderi onun ellerinde. Yanında çok sevdiği, can yoldaşım dediği İbrahim var. Bir kadına âşık oluyor, imparatorluğun kaderi de orada değişiyor. Bunların yanında Süleyman çok büyük bir romantik, bir şair, kuyumculuk merakı var, dünya siyasetine hakim, araştıran, sorgulayan bir karakter. Ama hep söylediğimiz bir şey var, “İktidarın gürültüsü kulakları sağır eder” diye, hayat onu çok sevdiği, üzerlerine titrediği insanlarla karşı karşıya getiriyor.

“Pargalı’yı ben de terk etmek istemezdim...”

Pargalı’nın bu kadar sevilmesi onun ömrünü uzattı mı?

Hayır, çok acımasız davrandık, planladığımız zamanda ayrıldı aramızdan. O kadar güçlü bir karakteri inan bana ben de terk etmek istemezdim ama... Biz bir dönemi anlatıyoruz ve daha o kadar ciddi yeni karakterler var ki, seyircinin seveceği, bizi heyecanlandıracak o kadar müthiş hikayeler var ki. Asıl baştan beri bizi heyecanlandıran hikayeye girdik şimdi. Şehzadelerin taht oyunlarını, kardeşlerin, Süleyman ve Hürrem’in trajedilerini izleyeceğiz. Düşündükçe tüylerimizi ürperten noktalara, asıl anlatmak istediğimiz yerlere geldik. Babayla oğlun, kardeşle kardeşin ikbal uğruna, ‘nizam-ı alem’ uğruna, adına ne koyarsanız koyun, birbirinin canına kastetmesi ve oradaki trajedi... Çıtayı daha da yükselttiğimiz bir sürece giriyoruz.

 Dizinin bu sezon bitmesi ihtimali vardı, öyle değil mi?

Bizim bitirilecek ya da bitirilmeyecek diye bir tartışmamız dahi olmadı. En baştan itibaren dört sezon olarak planlandı ve dördüncü sezonda bitireceğiz.

 O tartışmalar sizin yolunuzu hiç etkilemiyor mu?

Biz hiçbir zaman bu tartışmaların içinde olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Bizim planladığımız bir yol haritası vardı, o doğrultuda hiçbir değişiklik olmadan ilerliyoruz.

 Dizi sizce de başta söylendiği gibi fazla harem odaklı mıydı?

Yola çıkarken belgesel yapalım diye bir amacımız yoktu, savaşı anlatalım diye de bir amacımız yoktu. Biz Süleyman’ı, Hürrem’i, Mahidevran’ı, İbrahim’i anlattık. Onlar da sarayda, haremde yaşıyorlar. Dolayısıyla haremi anlattık. Dediğim gibi biz en başında kendimize bir yol haritası çizdik. Bu süreçte de hiçbir zaman bir kişiyi ya da kurumu rencide etmek üzere yol almadık. Harem sahnelerinin de ağırlıklı olduğu bölümler oldu, savaş
ya da devlet işlerinin de...

 Seyirci hangi bölümleri seviyor?

Savaş bölümlerimizin daha az izlendiğini söyleyebilirim. Ama biz o tarafı da hiçbir zaman es geçmedik. Atlamamak gereken her şeyi veriyoruz.

“Hürrem rüyamda uçurumun ucundaydı”

Hürrem’in bir sahnesini rüyanızda görüp yazmışsınız...

O uçurum sahnesi benim en sevdiğim sahnelerden biridir. Süleyman ölüm döşeğindeydi, Hürrem’in duygusunu anlamaya çalıştım. Ne yaparsın, en büyük aşkın? Hayatının anlamını kaybedeceksin... Bunu nasıl ifade edebileceğimi bulamadım. Rüyamda bir uçurumun ucunda gördüm Hürrem’i, terasa çıktı, nefes almaya çalışırken terasın önü birden uçuruma dönüştü ve tam düşerken son anda Valide Sultan tuttu. Rüyada çözdüğüm sahnelerden biridir o.

“Sırada bunun da üstüne çıkacak tarihi bir iş var”

 Biz masal kahramanları gibi izliyoruz ama aslında az önce geçtiğimiz yollardan yürüdüler. Size nasıl geliyor, onların sahiden yaşamış insanlar olması?

Belki bu işin katkılarından biri bu oldu çünkü hikaye anlatıyorsan insanı anlatıyorsun. İnsanı anlatmak için de onun kendi iç dünyasında yaşadığı zaafları, çelişkilerini görmek gerekiyor. Bunları gördüğün zaman ete kana bürünüyor, insana dönüşüyor. O zaman da diyorsun ki “Evet, hiçbir tabu, zırh yok, aslında arkasında bir insan var”.

“Biz kilitli bir kapıyı araladık”

 Yönetmenlerinizden Durul Taylan “Bu dizinin yaptığı tarihçilerin ‘söyletmeyin’ dediğini söylemek” demiş.

Ben şöyle ifade ediyorum, büyük bir kapı vardı, Topkapı Sarayı’nın kapıları gibi kilitli. Biz o kapıyı biraz araladık, arkasına baktık. Tabii her ülkenin kırmızı çizgileri vardır ama bizim ülkemizde biraz fazla kutsalımız var.

 Bunlara toslayacağınızı herhalde tahmin ediyordunuz başta değil mi?

Tahmin ediyorduk tabii, sopa yiyeceğimiz zamanları da biliyorduk. Ama yaptığımız işe güvendik, inandık. Ve olabildiğince en hassas şekilde, açık vermeden ilerlemeye çalıştık. Ama herkesi memnun etmek mümkün değil.

 “Muhteşem Yüzyıl” insana dair ne öğretti size?

Nerede durursan dur, ne yaparsan yap, bu dünya ne sana ne bana kalmıyor. Sultan Süleyman’a da kalmıyor. O yüzden, yaşarken önüne gelen nimetlere hep bir mesafeyle bakmak gerekiyor. Ölüm diye bir gerçek var. Bu gerçekle yaşamak önemli, etrafını yıkmadan, dökmeden.  

 Bundan sonra ne yazacaksınız?

Bunu kendime de soruyorum. Baştan itibaren çok özel bir bağ kurduk biz “Muhteşem Yüzyıl”la, final sezonunda da en görkemli biçimde devam edip bitirme hayalindeyiz. Sonrasıyla ilgili bazı fikirlerimiz var, onlara yönelik alt yapı çalışmaları başladı ama bunlar şimdilik sır.

 Gene tarihi bir şey mi?

Tarihi evet. Ama bunun daha üstüne çıkacak bir proje, onu söyleyebilirim.

“Muhteşem Yüzyıl”da 100 bölümün ‘en’leri

 En heyecanlı sahne?

İbrahim’in ölümü.

 En eğlenceli?

Hürrem’in Süleyman’ı görünce bayılması. Süleyman’la göz göze geldiği büyülü bir an. O an imparatorluğun  kaderi değişiyor.

 En romantik?

Hatice’yle İbrahim’in Has Bahçe’deki sahnesi. İbrahim mektup atıyordu yere Kanuni’nin yanında. Sonra “Sizi zor durumda bıraktığım için özür dilerim, bir daha size yazmayacağım” diyordu, Hatice de “Lütfen yazın” diyordu. Oradaki masumiyet çok güzeldi. Hiçbir zaman bir daha o an yaşanmadı.  

 En erotik?

Süleyman’la Hürrem’in terasta kavga ettikleri, boğazına yapışmışken Süleyman’ın bir anda tutup öptüğü sahne.

 En güçlü?

Süleyman’ın mezara girdiği sahne çok güçlü bir sahne. Mohaç’ta iki saatte bir orduyu yok ettiler ve Süleyman kibre kapılmamak için mezara girdi, kafa sesinden bunu niçin yapmaması gerektiğini dinledik.

“Bence en erotik sahne Hürrem ve Süleyman’ın bir kavga sonrasındaki öpüşme sahneleri.”

“Hem İbrahim’e hem Meral Abla’ya ağladık”

 Meral Okay’la çıktığınız yolda birden tek başınıza kaldınız. Ondan neler kaldı size?

Meral Abla’yla biz uzun süredir beraber çalışıyorduk, yol arkadaşımdı, ablamdı. Önce kabullenemedik, kendisi de kabullenmedi zaten, son ana kadar çalıştı, hastanelerde bile toplantı yapıyorduk. Hep bir şekilde geçecek, bunu da atlatacağız ve yürüyeceğiz yolumuzda, öyle düşünmek istiyorduk. Ama bir sabah öyle uyanmadık.

 Hiç vasiyeti oldu mu size?

Yok, dediğim gibi biz bunu kabullenmedik. İki gün önce “Yılmaz ofis tutalım” dedi bana. Biz trajedileri anlatıyoruz, hayat da böyle bir şey, beklemediğiniz anda, beklemediğiniz yerde vurur.

 Onu andığınız sahneler oluyor mu?

Tabii, özel sahneler vardı konuştuğumuz. İbrahim’in ölümünü defalarca konuşmuşuzdur. Onu izlerken hakikaten sadece İbrahim’e değil, Meral Abla’ya da ağladık.

“Hatice Sultan, Nigar ve Mehmet bu sezon ölecekler”

 Dizide yakın zamanda ölecek karakterler var mı?

Sezon bitmeden birkaç trajik ölüm olacak. Şehzade Mehmet biri. Hürrem’in ilk kez kendi canından bir can kopuyor. Süleyman için de büyük bir kayıp, 22 yaşında ölüyor ve Şehzadebaşı Camii onun adına yapılıyor, mezarına taht koyuyor Süleyman. Bu acı ikisini de başka bir yere taşıyor, bu da bizi asıl trajedilere sürükleyecek olan kapıyı açıyor aslında. Sezon finali Şehzade Mehmet’in ölümüyle olacak. Nigar ile Hatice Sultan daha önce ölecekler. İkisi de seyircinin çok sevdiği karakterler. Hatice tabii başlı başına bir trajedi kaynağıydı. Çok özel bir sahne geliyor, Süleyman’la ikisinin.

 

©Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.