‘Beyazların kraliçesi’ Riesling üzümlerinin en iddialı üreticilerinden Ernst Loosen, İstanbul’daydı. Loosen, şaraplarının Türkiye’ye gelişi şerefine yapılan tadımda beyazların güzelliklerini hatırlattı...
Maalesef şarapta da giyim dünyasındaki gibi modalar var. Bir zamanlar ağırlıklı olarak beyaz şarap içilirdi. Beyaz daha kibar, daha incelikli bir şarap olarak görülürdü. Şimdi ise kırmızı şarap modası var. Ama modalar sonsuz değildir. Beyaz şarabın yeniden gözde olacağı günler çok yakın...”
Orta boylu, topluca, gözlüklü adam heyecanlı bir tempoyla bunları söylüyor. Köşeli çenesi, hafif kıvırcık saçlarıyla rahmetli Ufuk Güldemir’i andıran bu şarap üreticisi, Alman şarapçılığının en saygın isimlerinden Ernst Loosen. Loosen’le, şaraplarını Türkiye’ye ithal eden Adco’nun düzenlediği tadım yemeğinde söyleşiyoruz.
Suşiyle bile iyi gidiyor
“Alman şarapları uzmanlar arasında çok önemsenirken, orta halli şarap tüketicisince pek bilinmiyor. İhracatı, satışları çok düşük. Niye böyle?” diye soruyorum. Yakınırcasına ellerini iki yana açıyor: “Ne yazık ki onlarca yıl Almanya’dan en vasat şaraplar dünyaya gönderildi. ‘Liebfraumilch’ (Sevgilinin sütü) adıyla pazarlanan şaraplar hafif, gevşek ve çok tatlıydılar ve Alman şarabının imajına zarar verdiler. Bu ucuz şarapların bıraktığı izlenimleri silmek ve daha iyi şarapları keşfettirmek hiç de kolay olmuyor...”
Ernst Loosen önolojinin yanı sıra arkeoloji de okumuş aydın bir üretici. Mosel nehrinin dik yamaçlarında asırlardır bağcılık ve şarapçılık yapan ailesinin geleneklerini sürdürürken, bir yandan da onların dışında denemelere girişmiş ve bu sayede çıtasını yükseltmiş. Küçük bağları ayrı ayrı işleyerek, kiminde dinlendirmede küçük Fransız meşe fıçıları kullanarak, civar köylülerden aldığı üzümden ilginç harmanlar yaparak ürün yelpazesini genişletmiş. ABD’nin serin iklimli Oregon eyaletine kadar uzanmış, orada bir Amerikalı üreticiyle ortak bağlar ve bir şaraphane kurmuş. Bir yandan da dünyayı dolaşıp şaraplarını tanıtıyor, şarabının topu topu birkaç yüz kasa ancak satacağı Türkiye’ye de geliyor.
Yemek için Ortaköy’deki Zuma’nın seçilmesi de rastlantı değil. Zira Riesling üzümünden yapılan beyazların ortak özelliği, canlı aromaları ve diri asiditeleriyle Asya yemeklerine iyi uyumu. Loosen, “Sizde suşinin sevildiğini duyuyorum. Suşiyle Alman Riesling’lerini deneyin, çok iyi gittiklerini göreceksiniz” diyor. Tadım yemeğinde de suşiler geliyor fakat Zuma’cılar ince bir ayar yaparak çok tuzlu soya sosu yerine daha hafif bir sosla servis ediyorlar. Riesling’le de eşleşse çok tuzlu ve çok acı lezzetlerin şarabı zorlayacağını biliyorlar.
Bir zamanlar çok pahalıymış
Tadımda en çok sükse yapan şaraplardan biri, “Dr. L”. Kendi bağlarından çok civar bağlardan alınan üzümlerden yapılan bu şarap, uygun fiyat kategorisinde, bizde henüz olmasa da ABD’de 20 dolar perakende fiyatta. Asya yemekleriyle mükemmel uyuyor. Fiyata şaşırdığımı gören Loosen, “Eskiden öyle değildi ama...” diyor. “1800’lerin sonlarında iyi bir Alman Riesling’i bir Grand Cru Bordo’dan daha pahalıya satılıyordu. Fiyatlarımız şimdilerde ucuz...”
Ardından mavi kapsüllü Blue Slate’i tadıyoruz. Türkiye’ye de gelen ve Sunset, Chilai ve Zuma gibi restoranların menüsüne giren şarap çok dengeli, sek, egzotik meyve kokulu. Burun ve damakta mango çağrışımları belirgin, ağızdaki asiditesi adeta “elektrikli”. Gecenin sürprizi ise, Loosen’ın tek bağ şaraplarının ardından finalde gelen 1976 oluyor. Wehlener Sonnenuhr bağının bu geç hasat edilmiş üzümlerden tatlı şarabı, 7 derece gibi çok düşük bir alkol oranına rağmen, 36 seneyi çok iyi taşımış. Rengi kehribara hafif dönmüş, burunda kokuları iyice zenginleşmiş, damaktaki meyvemsi tatlılık da biraz kırılarak sandalağacı ve antika ahşap çağrışımlı bukelere dönüşmüş.
Yemek, Alman şaraplarının, özellikle de Riesling’in en iddialıları olan Mosel ve Rheingau’ların hiç de yabana atılmaması gereken klas şaraplar olduğunu bir kere daha ortaya koyuyor. Ama şarapseverlerin bunların keyfini çıkarabilmeleri için, “Tatlı şarap mı? Ben sevmem...” gibi önyargılarını rafa kaldırmaları, farklı şarap türlerinin sürprizlerine açık olmaları gerekiyor... n

Muğla Üniversitesi'nin Fethiye halk Kültürü Sempozyumu