Pazar

16.06.2013 - 02:30 | Son Güncelleme: 16.06.2013-2:30

“Bir kitabında İstanbul yer alsın istemiştim, hayalim gerçekleşti”

Serhan Güngör, yeni kitabı “Cehennem”in bir kısmı İstanbul’da geçen Dan Brown’a şehri gezdiren rehber: “Yeni kitabının İstanbul’da geçeceğini bilmiyordum, kimse Brown buraya araştırma yapmaya geldi demedi ama bir kitabında İstanbul’a yer vermesini diledim. Hayalim gerçekleşmiş oldu”

Sitene Ekle

AYDİL DURGUN / aydil.durgun@milliyet.com.tr

Hani Hollywood filmlerinin bir kısmı İstanbul’da çekilir, biz de heyecanlanırız ya... Film vizyona girip de bir heves izlediğimizde ise sonuç genelde hayal kırıklığı; “Bu mu bizim İstanbul’umuz?” Ya 80’lerden kalma gibi bir İstanbul görürüz ya da bir Ortadoğu şehri gibi resmedilmiş bir yer. Neyse ki geçtiğimiz günlerde çıkan Dan Brown’un yeni kitabı “Cehennem” bu talihsiz İstanbul temsillerine bir son veriyor. İstanbul’un İstanbul gibi anlatıldığı kitap yazarın diğer işleri gibi sinemaya uyarlanacak ve beyaz perdeye doğru yansıyan bir
İstanbul izleyebileceğiz. Bunun için teşekkür etmemiz gereken isim ise rehber Serhan Güngör.
Dan Brown 2009 yılında İstanbul’a geldiğinde yazara şehri gezdiren Güngör “Cehennem”in tohumlarını ekmiş oldu. Yazara şehrin ruhunu doğru aktaran da o. Ayrıca yazara kişiliğiyle de ilham vermiş olacak ki kitaptaki Mirsat isimli rehber karakterinin de ta kendisi.
Serhan Güngör şimdi de meraklıları için 23 Haziran’da “Cehennem turu” düzenliyor. Tura katılanlar Güngör’ün rehberliğinde Brown’un ayak izlerini takip edecek.

Siz okudunuz herhalde kitabı...

Çıkar çıkmaz olabildiğince hızlı bir şekilde okudum. Çok güzel algılamış şehri. Bu beni ayrıca mutlu etti. Ben tabii İstanbul’da geçeceğini bilmiyordum Dan Brown’a İstanbul’u gezdirirken ama bunu çok istedim.

 Nasıl oldu bir araya gelmeniz?

Brown, 2009 yılında Altın Kitapların 50’inci yıl kutlaması için İstanbul’a geldi. Hep görmek istiyormuş zaten İstanbul’u. Altın Kitaplar benim de çalıştığım seyahat acentası Fest Travel ile çalışıyor. Birlikte bir organizasyon yaptık ve üç gün boyunca şehri gezdirdim ona. Oldukça uzun bir zamanı Tarihi Yarımada’da geçirdik. Öykülerini tarihsel olaylardan alan bir yazar için İstanbul’un tarihi dokusu mutlaka çok önemliydi. Surlar, Kariye, Ayasofya, Sultanahmet, Yerebatan... Bunların dışında Türk İslam eserleri müzesinden İstiklal Caddesi’ne, Galata’dan Boğaz’a kadar gezdik.

“İstanbul oryantalist algıdan çıkıyor”

 Kitapta anlatılan İstanbul’u beğendiniz mi?

Evet. Çünkü kitapta kendi çatışmalarını, karşıtlıklarını ve çeşitliliğini yaşayan büyük kozmopolit bir şehirden bahsediliyor. İstanbul’un dünya popüler kültüründeki çarşı-pazar, cami-minareden müteşekkil oryantalist algısının dışına çıkıp bizim yaşadağımız İstanbul’u gösteriyor. Örneğin kitaptaki Yerebatan’da İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın konseri var. Bu önemli...

 Dan Brown’u gezdirirken yeni kitabında İstanbul’a yer verebilir düşüncesi vardır eminim aklınızda. Bu tarz malzemeleri kullanan bir yazar çünkü. Ekstra bir sorumluluk hissettiniz mi üstünüzde?

Aslında o sorumluluğu ben kendim yarattım. Durumdan vazife çıkardım tam anlamıyla. Kesinlikle bana Dan Brown buraya araştırma yapmaya geldi gibi bir şey söylenmedi tabii. Ama dedim ki bu benim için, Türkiye için büyük bir fırsat... Elime böyle bir imkan geçmiş, ben görevimi nasıl iyi yaparım ki bu kitapları 80-100 milyon satan yazar bir kitabında İstanbul’u yazsın... Kendisine ilham verebilecek mekanlar ve öyküleri içeren bir İstanbul sunmaya çalıştım... Keşke bir kitabında yer verse diye diledim açıkçası. Bir hayalim gerçekleşmiş gibi oldu. Zaman içinde Türkiye’nin algısı ve tanıtımı açısından çok önemli bir dönüm noktası olacak.

“Filmde rehber Mirsat rolünü oynamayı     çok isterim”

Filmi de çekilecektir diğer kitaplarında olduğu gibi. O anlamda da tanıtıma katkısı olacaktır...

Evet. O konuda da bir hayalim var. Bir kere filmin ilgili sahnelerinin İstanbul’da çekilmesini diliyorum. Şimdi sinema teknolojisi sanal mekanlarda istedikleri ortamı yaratabiliyor ama gerçek mekanda çekilmesi, İstanbul’un görsel tanıtımı açısından çok önemli. Basından okuduğum kadarıyla film için çalışmalar başlamış. Benim buradaki küçük hayalim ise kitaptaki rehber karakteri Mirsat rolünü oynamak. Ben üniversite yıllarında dört sene oyunculuk da yaptım. Tom Hanks ile birlikte bu rolü oynamak çok isterdim. Brown, benden esinlendiğini söylemiş zaten, müteşekkirim kendisine.

 Gerçeğinden daha iyisini bulamazlar herhalde... Peki siz kitaptaki rehber karakterinin siz olduğunuzu ne zaman öğrendiniz?

Kitabı okuyunca öğrendim. Çünkü Mirsat benim cümlelerimle konuştu Robert Langdon’a. Özellikle Ayasofya’ya ilk girdiği anda. Bir anda irkildim kendi cümlelerimi okuyunca... Sonra hatta bir röportajımda,
“Mirsat ben miyim?” diye sordum. Sonra televizyonda Yekta Kopan ve daha sonra geçen hafta sizin arkadaşınız sordu. Orada da “Evet, Serhan’dır” deyince emin oldum. Bir yazara ilham verebilmek benim için mutluluk verici. Bu hiç duyulmasa, bilinmese bile mutlu olurdum.

 23 Haziran’daki “Cehennem” turunuzda neler olacak?

Turumuzda önce gezginlere yazarla ilgili öykümüzü anlatacağız; nasıl tanıştığımızı, nasıl İstanbul’u gezdiğimizi. Sonra yazarın şehri algılama sürecinde tanık olduklarımızı anlatacağız. Kariye’nin yanında Asitane’de yemek yedik. Çok keyifli bir yemekti, unutamadı onu, sonraki günlerde sürekli bahsetti; bunları anlatacağız. Sonra Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı’nı gezeceğiz. Buraları herkes görmüştür tabii ama bir de bu gözle görmek farklı olacak. Yazarla gezen rehberin bu sefer okuyucu ile gezmesi gibi hoş bir durum olacak. Aslında bir sohbet gibi olacak bu tur. Böylece meraklı, satır arasından cımbızla bilgi çeken okuyucular içinde bir-iki sürprizli mekanımız olacak.

“Meryl Streep ile balkonumda çay içmek çok keyifliydi”

 Siz nasıl rehber oldunuz?

Ankara doğumluyum, çok seyahat eden bir ailede büyüdüm. Dolayısıyla çocukluğumda Türkiye’nin tarihi bölgelerine gitme imkanım oldu. Side’deki harabeler bir turizm cenneti değilken onların arasında oynardım. Tarihi hep çok sevdim. ODTÜ’de Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okurken ağırlıklı olarak tarih dersleri aldım. Bu dönemde amatör olarak Ankara’da rehberliğe başladım. Kendimi asla büyük bir şirket çalışanı olarak göremedim. 97 yılında da profesyonel rehber oldum. İstanbul Üniversitesi’nde Coğrafya Bölümü’nde yüksek lisans yaptım. Türkiye’de savaş alanları üzerine bitirme tezimi yazdım.
Tarihi savaş alanları turları düzenlemeye başladım.

 Daha önce de dünyaca ünlü isimleri gezdirdinz değil mi?

Evet, rehberlik mesleğinin belki de en güzel yanı böyle tatlı sürprizler... Meryl Streep’i eşi ve ailesi ile birlikte evimde ağırlama şansına sahip oldum. Dünyanın en büyük aktrisine kendi evimin balkonunda çay-kahve ikram etmek, onunla sohbet etmek çok büyük bir keyifti.

Serhan Güngör, Haçlı Seferleri’nde komutan olarak görev yapan Henricus Dandolo’nun Ayasofya’daki mezar taşının, “Cehennem”in kurgusunda kilit bir noktada olduğunu söylüyor.

“Gezi direnişinin İstanbul markasına katkısı oldu”

 Bir turizmci olarak Gezi Direnişi’ni nasıl yorumluyorsunuz?

İstanbul markasına katkı yaptığını düşünüyorum. Sanılanın aksine bu olaylar Türkiye’nin dünyadaki algısına olumlu yansıyor.

 Ne anlamda?

İnsanların kendi şehirlerine dair söz söyleme haklarının dışa vurumunu, bir park için, ağaçlar için kendi düşüncelerini yüksek sesle dünyaya haykırabilmelerinin çok uygar bir şey olduğunu düşünüyorum. 17 yıldır profesyonel rehberim, mesleğe ilk başladığım yıllarda bazı misafirlerim gerçekten sokakta deve görmeyi bekliyorlardı. Böyle bir oryantalist algıdan doğa için kendi hükümetine kafa tutan insanların bulunduğu barışçı protesto eylemleri yapabildiğini dünyaya göstermenin şehrin algısına çok olumlu katkısı var. Kısa vadede yaşanan çatışmalar tur iptallerine yol açabilir ama uzun vadede ülkenin dünyadaki algısı daha saygın bir yere sahip olacak.

“Gezi Parkı turistik mekan oldu bile”

Bire bir nasıl tepkiler aldınız?

Amerikan Conde Nast Traveller dergisinin baş editörü çatışmalar olsa da Türkiye’nin çok güvenli bir yer olduğunu söyledi. Türkiye’den birinden bir görüş almak istiyenlere de benim ismimi verdi. Günde 20-30 tane e-posta alıyorum. “Görüntüler bizi endişelendirdi, ne yapalım gelelim mi?” diyorlar. “Burada genel olarak barışçı bir eylem var. Zaman zaman çatışmaya dönüşse de İstanbul’un bir yerinde oluyor. Temel olarak turistik bölge sakin diyorum” diyorum. Bana gelen dönüşlerin çoğu “Çok rahatladık, geliyoruz” şeklinde oldu. Ben bu olaylar başladığından beri birkaç Amerikalı aileye Gezi Parkı’nı gezdirdim, turistik mekan bile oldu orası. Herkesin çok ilgisini çekti. İnsanların bir parkı koruyabilmek için seslerini tüm ülkeye hatta dünyaya duyurabilmesi imrenilecek bir olay.

 


Etiketler:
©Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.