Pazar

19.10.2014 - 02:30 | Son Güncelleme: 19.10.2014-2:30

“İkisinin arasındaki gri bir bölgedeyiz”

Nisan Dağ ve Esra Saydam ilk uzun metraj filmleri “Deniz Seviyesi” ile Adana Altın Koza Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülü kazandı. Dağ: “Ne bekleyeceğimizi bilemiyorduk. Vizyonu açık ve cesur insanlarla karşılaştık, şanslıyız”

Sitene Ekle

AYDİL DURGUN - aydil.durgun@milliyet.com.tr

Nisan Dağ (28) ve Esra Saydam (30) genç yaşlarında, üstelik ilk uzun metraj filmleri “Deniz Seviyesi” ile Adana Altın Koza Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülünü aldı. Biraz yaşlı teyzeler gibi olacak biliyorum ama ikisi de pırıl pırıl gençler. Yaptıkları işi seviyorlar, üzerine saatlerce konuşabilecek kadar hevesliler ve sağlam başladıkları uzun bir kariyer önlerinde duruyor.
Filmlerine gelecek olursak; çocukken bütün yazı yazlıkta geçirmiş olanların bayılarak izleyeceği tatlı bir “yazlık”
fonu var filmde. Saydam’ın ailesinin
yazlığı imiş burası, filmdeki çocuk
oyuncu da “komşu çocuğu”. Bu otantik ortam, başrollerindeki Ahmet Rıfat Şungar ve Damla Sönmez’in başarılı performansları -ki onlar da Altın Koza’dan ödülle döndü- ve hikayesinin empati kurmaya çok müsait olması birleşince ortaya seyirlik bir film çıkmış.

-  Altın Koza’da ödülleri topladınız ilk uzun metrajınızla. Çok da genç yönetmenlersiniz. Bekliyor muydunuz?

Esra Saydam: Bayağı şaşırdık tabii. Bu yola girerken değişik bir şey yapmaya çalıştığımızı biliyorduk ama seyirci nasıl hisseder, nasıl reaksiyon verir hiçbir filmci bilemiyor. O bir kumar. Adana’da ödül alınca gerçekten çok sevindik. Reha Erdem jüri başkanıydı, onun takdirini almak da bizim için ayrıca önemli.

Nisan Dağ: Reha Erdem bana ilham veren, Türk sinemasında en sevdiğim yönetmenlerden biri. Ödül töreninden sonra geldi, bizi tebrik etti. Filmi ne kadar sevdiğinden bahsetti. Ödülü Reha Erdem’in başkanı olduğu -tabii diğer üyeleri de çok önemliydi- bir jüriden almak da ayrıca mutlu etti. Biz yola çıkarken bu “festival filmi-gişe filmi” ayrımına çok karşıydık. İkisi de bizi tanımlamıyor aslında. İkisinin arasında gri bir bölge var, biz oradayız. Fakat bu çok riskli bir şey. Filmin hem seyirci hem de festival tarafından kucaklanmaması gibi bir olasılık yüzünden bir endişemiz vardı, ne bekleyeceğimizi bilemiyorduk. Vizyonu açık ve cesur insanlar karşımıza çıktığı için şanslıyız.

-  Festivallerde izlendi “Deniz Seviyesi”. Reha Erdem beğenmiş de sinema izleyicisi ne diyor?

Nisan D.: Filmi seviyorlar genelde. Bazı festivallerden olumlu tepki alamıyoruz çünkü alıştıkları festival filmi formatından uzağız. Filmin derdi yok gibi algılayanlar var ama içsel çatışmalar da bir dert aslında. Fazla kişisel, fazla lüks dertler gibi geliyor sanırım.

-  Çok büyük, dünyayı ilgilendiren dertler mi bekliyor festival izleyicisi?

Nisan D.: Sanırım böyle bir durum var biraz. Aşk filmi gibi algılanıyor iyi okunamazsa. Öyle algılandığı için de festival programlarında daha az yer verilmesi gibi bir durum oluyor. Belki politik bir film olsak daha çok yer alırdı.

Esra S.: Belli de olmazdı tabii. Genelleme yapmamak lazım. Ama şunu söyleyebilirim, iki uç tepki alıyoruz. Bir çok sevenler var, bir de “Yok hiç olmamış” diyenler. İnsanlar Facebook’ta, Twitter’da falan kavga ediyor bu konuda Aslında bu güzel bir şey; yani iyiydi deyip konuyu kapatmak yerine, “Hiç olmamış, çok sinirlendim”
demeleri daha güzel.

Nisan D.: Ortalama tepkiler almaktansa ya tutkuyla çok sevmiş
ya da tutkuyla hiç sevmemiş insanların tepkilerini tercih ediyorum ben de. Bu demektir ki stilize ve karakterli bir iş çıkarmışım ortaya.

“Her şeyin kıymetini uzaktayken anlarsın ya”

-  En başa dönecek olursak, siz nasıl tanıştınız?

Nisan D.: Colombia Üniversitesi’nde film üzerine mastır yaparken okulda tanıştık. Esra yapımcılık ben yönetmenlik üzerine okuyordum. İkimiz de filmler çekiyorduk o sırada. Bir Şükran Günü tatilinde herkes aileleriyle beraberken biz yazlık bir şehre kafa dinlemeye ve senaryolar üzerine çalışmaya gittik. Orada birbirimize fikirlerimizi anlatırken Esra bana kısa film senaryosu olarak yazdığı hikayeyi anlattı, o da bu filmdi. Hikayeden çok etkilendim çünkü kendi geçmişimle bağlantı kurabildiğim bir hikayesi vardı. Esra için de öyleydi. Durum böyle olunca birlikte bu filmi yapmaya karar verdik.

-  Sizin bu hikaye nasıl çıktı ortaya?

Esra S.: Hikaye kariyer peşinde beyin göçü yapan insanlarla ilgili biraz. Bunlardan biri de biziz galiba. Gerçi biz geri geldik ama.

-  Tersine beyin göçü oldu sizinki...

Esra S.: Bilmiyoruz ileride ne olacak, daha karar vermedik. Bu film çok önemli
o yüzden! Tutması lazım ona göre! Şaka bir yana, kariyer peşinde giderken geride çok sevdiğin insanlar bırakıyorsun. Bırakırken “Ya nasıl olsa aramızda bir bağ var, olmadı geri dönerim” diye düşünebiliyorsun ki bu çok ayıp, bencilce bir durum. Oradayken eskilerin değerini anlıyorsun. Her şeyin kıymetini uzaktayken, kaybettiğinde anlarsın ya... Bu çok garip bir acı oluşturdu. Patronumdan azar işittiğimde, hocam “Yok, bu olmamış” dediğinde, kendimi kötü hissettiğimde burada bana inananları düşünüp yoluma devam edebildim. Sevdiğin insanlar bir şekilde hayalet olarak içinde yaşamaya devam ediyor. Bu duygu yoğunluğunu, bu borç hissini bir şekilde filmle anlatarak geçmişle hesaplaşma ihtiyacıydı bu
filmin başlangıcı.

Nisan D.: Ben de Amerika’ya okumaya giderken birtakım seçimler yaptım. Bir hayat seçtim ama bir başka hayatı da geride bıraktım. İnsanın aklında hep bir soru işareti kalıyor. “Ya böyle yapmasaydım da öteki hayatı seçseydim şimdi ne yapıyor olurdum?” diye... Bu hikaye de benim için o iki dünyanın arasında kalmış bir karakterin hikayesi. Ait olduğu hayatı bir türlü seçemeyen bir karakter... O yüzden bir iyileşme ve büyüme hikayesi. Karakterin bazı seçimler yapması, ait olduğu yeri bulması ve bazı defterleri kapatması gerekiyor. Benim için de böyle bir bağlamda kişisel. Amerika’da da senelerce beraber olup geçmişte bırakmak zorunda olduğum bir erkek arkadaşım var, burada da oldu Amerika’ya giderken.

“Başrol oyuncularıyla Skype üzerinden görüşüp anlaştık”

-  Film En iyi Kadın ve Erkek Oyuncu ödülleri de aldı. Oyuncu seçimini nasıl yaptınız?

Esra S.: Biz önce Rıfat’a (Ahmet Şungar) ulaştık henüz elimizde çok bir şey yokken. “Üç Maymun”da görüp çok beğenmiştik. Daha senaryo bile tam yokken ortada kabul etti. Bizim değişik enerjimiz olduğunu düşündü. Amerika’da olduğumuz için o aralar Skype üzerinden tanıştık hatta. Damla’yı (Sönmez) da “Bornova Bornova” filminde çok beğenmiştik, küçük femme fatale olabilir diye düşündük. Damla’yla da üç saat Skype’dan konuştuk. Onun da böyle hikayeleri varmış. Filme başlamadan sekiz ay önce test çekimi yaptık. Önden hikayeyi alıp kendi içlerinde yaşamalarını çok önemsiyorduk. Yönetmen olarak, oyuncuyla yönetmen ilişkisinin çok sıkı olması gerektiğini düşünüyoruz, daha fazla işbirliği yapılabilir gibi düşünüyoruz Türkiye’de. Ben oyuncularla konuştuğumda bizim filmimizde olduğu gibi bir sene öncesinden cast çalışmasının yapıldığı çok az film oluyor demişlerdi.

Nisan D.: Çekimlere iki ay kala arayıp “Şöyle bir film var, oynar mısın?” diyorlarmış. Böyle şeyler görüyoruz, çok değişik.

“Western filmlerinden ilham aldık”

-  Özellikle sormak istediğim bir sahne var. Burak denizden yeni çıkmış, Damla’nın yanından geçerken üzerindeki su sırtına damlıyor...

Nisan D.: Stilistik olarak o sahnenin çekimlerine ilham veren western filmlerindeki çekim tarzıydı. O filmlerde birisi vurulunca, seyirci o an yakın çekimle bir oyuncunun yüzündeki şoku görür. Tam olarak ne olduğunu anlamazsınız; şaşırdı mı yoksa vurulduğu için mi yüzü öyle anlaşılmaz. Sonra daha geniş bir plana geçer. Vücudundaki bir bölgeyi ve kanları görürsünüz. Damla’da da böyle oluyor; yakından yüzünü görüyoruz, yüzündeki değişim ifadesini görüyoruz. Sonra da görüyoruz ki arkadan, Burak’ın üstünden su damlası damlamış. Yani aslında western filmlerinde çok kullanılan kamera taktiği ilham verdi bize o sahnede.

Esra S.: Damla da bir su damlasına, bir dokunuşa o kadar muhtaç ki onunla beraber bütün her şey aktive oluyor ve bundan sonra geri dönüş yok. Damla’nın tuşuna basılmış gibi oluyor. Geçmişe özlem tutkuya ve ihtirasa dönüşüyor orada. Bunu nasıl görsel olarak anlatabiliriz derken bu aklımıza geldi.

“Filmi Esra’nın yazlığında çektik”

-  Filmin fonunda “yazlık hayatı” var. Sizde de var mıdır yazlıkçılık, yazlık ritüelleri?

Nisan D.: Ben anne karnı dahil her yazımı Kuşadası’nda geçirdim lise bitene kadar. Okul bittiği günün ertesi gün gider, açılmadan bir gün önce dönerdim. Esra’nın da aynı şekilde yazlığı var. Film orada çekildi hatta.

-  Başındaki küçük çocukların görüntüleri?

Esra S.: Onlar da gerçek görüntüler, Ayvalık Karaca Sitesi’nde yaşayan insanların çocukluk görüntüleri.

Nisan D.: Hatta filmde elinde megafonla çocuklara yüzme yarışı yaptıran karakterin çocuklarının görüntüleri. Damla’ya (Sönmez) çok benziyordu, kullandık.

 

 


©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.