Yazarlar
03.03.2016 - 02:30

‘İyi hal’ burada da işler mi?

Sitene Ekle
Parçalı Bulutlu  |  Asu Maro amaro@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

İki polisin arasında götürülen yüzü, özellikle gözlerindeki dik bakış çıkmıyor aklımdan. 24 yaşında, gencecik bir kadın, Çilem Doğan Karabulut. Evli, bir çocuk annesi. 

Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ağırlaştırılmış müebbet hapis talebiyle yargılanıyor. Suçu kendisini fuhuşa zorladığını söylediği kocasını öldürmek. Evliliği boyunca şiddet gördüğü, can korkusuyla yaşadığı bilinen bir kadın, karşımızdaki. Daha önce polise şikâyet ederek kurtulmaya çalışmış kocasından. Defalarca uzaklaştırma kararı almış, uygulatamamış, nikâhlı olduğu Azrail’inin göz göre göre gelip canını almasını bekleyen pek çok kadın gibi. Polise şikâyet etmen, korunmayı talep etmen seni hayatta tutmaya yetmiyor çünkü. Olsa olsa “Şikâyet ettiği kocası tarafından öldürüldü” oluyor haberinin başlığı.

Çilem de kocası telefonla arayıp “Beni bekle” deyince “Tamam,” demiş zaten, “Öğrendi kendisinden şikâyetçi olduğumu, gelip öldürecek beni.” Fakat anlattığına göre, farklı bir taleple gelmiş kocası, üç başka kadınla birlikte Antalya’ya götürmeye çalışmış, o da direnip boğuşurken kendi silahıyla vurmuş adamı. Canını kurtarmaya çalışan birinin yapabileceği gibi. Nitekim avukatı da meşru müdafaa hükmünün uygulanmasını istiyor.
Hiçbir koşulda cinayeti savunacak değilim elbette ama merak da ediyorum: Kendi annesinin bile çıkıp “Oğlumda her tür pislik vardır ama fuhuş iddiaları doğru değil” diye konuştuğu bir davada, şiddet gördüğünü kimsenin inkâr etmediği bir kadının ‘can havli’ hafifletici sebep sayılacak mı acaba? Ya da kravat takan tecavüzcü katillerin cezası ‘iyi hal’den hafifletilirken, Çilem’in “Dear past, thanks for all the lessons (Sevgili geçmiş, bütün dersler için teşekkür ederim)” yazılı tişörtü bir pişmanlık ifadesi kabul edilebilir mi? Umarım İngilizce biliyordur hâkim. 

Günün güzel haberi

Sanata ve sanatçıya verdiği değer ve destekle bilinen güzide vatanımızın bir küçük tiyatro topluluğu; Hayal Perdesi, iki yıldır sahnelediği ilk oyunu “İmparatorluk Kuranlar yahut Şümürz” (Boris Vian) ile Milano’da dünyanın prestijli tiyatro ödüllerinden biri olan Il Teatro Nudo di Teresa Pomodoro Uluslararası Ödülü’ne aday gösterildi. 
Şu anda Reha Özcan, Ayşe Lebriz Berken, Selin İşcan, Selin Tekman, Tuba Karabey, Nihat Alptekin’den oluşan ekip, oyunu Milano’da oynamaktalar. Geçen yıl da Edinburgh Fringe Festivali’nde Türkçe sergilenen ilk oyun olmuş, çok da iyi eleştiriler almıştı. 
Tabii, ‘cihana göz diktiklerini’, emir alırlarsa akşam namazını Rusya’da kılacaklarını beyan eden Ardahan Rahvan At Binicilik Kültür ve Spor Kulübü akıncılarının hizmetlerini küçümsüyor değilim ama memlekete faydalı olmanın bir de bu çeşidi var. Gurur duyabiliriz.

NASA’nın bir derdi var

Hayır, anlaşılır gibi değil, bu NASA ne istiyor bizden? Gün geçmiyor ki ucu Türkiye’ye dokunan bir araştırma sonucu atmasın ortaya. 
Bir bakıyorsunuz, İstanbul’un hava kirliliğiyle ilgili ürkütücü açıklamalar yapıyor, bir bakıyorsunuz belli başlı kentlerimizdeki iklim değişikliği iddiaları havada uçuşuyor. 
Hayır, iklimde bir değişiklik olsa, şubat ortasında 20 dereceleri geçer, denize girmelere kalkışırız. Böyle bir şey var mı? Hayır. Aynı hafta içinde iki mevsimi yaşıyor, yaz sıcağından karakış ayazına mı savruluyoruz? Tabii ki hayır, her şey olması gerektiği gibi. 
Bakın şimdi de Doğu Akdeniz bölgesine el atmış ne hikmetse. “1998 yılında başlayıp halen süren kuraklık, son 900 yılın en etkili kuraklığı” diyor. DHA’nın haberine göre, iklim bilimci Ben Cook ve ekibinin iddiası, Türkiye’nin de yer aldığı Doğu Akdeniz’de 1998-2012 yılları arasında görülen kuraklığın, son 500 yılın en kuru döneminden yüzde 50 oranında daha şiddetli olduğu. Son 900 yıla oranlarsak da en kurak dönemden yüzde 10-20 arası daha vahim durumdayız. Ve geçip gitmiş de değil, etkileri sürüyor, öyle diyorlar.
Peki, neden dersiniz? Allah’ın bir hikmeti mi? Ben Cook bu noktada da can sıkıyor. “Asırlar süren doğal değişkenliğin dışında kalan son olaylara ve anormalliklere bakarsak” diyor; “Bunlara insan kaynaklı iklim değişikliğinin sebep olduğunu görebiliriz”.
Yani kendi iklimimizi kendimiz bozuyor, kendi suyumuzun azalmasına kendimiz sebep oluyormuşuz. Olabilir mi böyle bir şey?
İnsan hiç kendi yaşadığı, çocuklarının, torunlarının yıllar yılı nefes almaya devam edeceği havaya, içeceği suya kasteder mi? Bu kadar sorumsuz olabilir mi?
İnsan sahiden anlamakta güçlük çekiyor, NASA’nın amacını. 

Yazarlarda Ara
Bul
Yeşil Türbe nerededir?
©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.