Pazar

21.10.2012 - 02:30 | Son Güncelleme: 21.10.2012-2:30

‘Kansere karşı insanları sarsmak istiyorum’

Burun arkası kanserine (nazofarenks) yakalandığını öğrendiğinde hastalığı 2. evresine geçmişti Türk sinemasının efsane sarışın yıldızı Filiz Akın’ın...

Sitene Ekle

Birsen Altuntaşbirsen.altuntas@milliyet.com.tr

“Olsun yaşıyorum, oturup ağlayacak değilim” diyerek amansız hastalığa meydan okumaya karar verdi. Dimdik ayakta kalmayı başaran Akın, şimdi kansere karşı insanları bilinçlendirmek için pek çok farkındalık projesinde gönüllü sözcülük üstleniyor. Akın son olarak Avon’un meme kanseri yürüşüne katıldı ve kadınlara erken teşhisin önemini hatırlattı

Kanser olduğunuzu öğrendiğinizde ilk ne hissettiniz?

Bana hemen ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Önce sakat kalacağım diye ağladım. Tabii ölüm sözünü duyunca insanın çekinceleri de azalıyor. Doktordan çıktık, Sönmez’le el ele bir kafede oturduk. Sessiz sessiz ağlamaya başladım. Uzandı ellerimi tuttu ve “Merak etme seni hiç bırakmayacağım” dedi. Tıpkı bir çocuğa bakar gibi bana öyle güzel baktı ki...
Dedim ki, “Eşim benim ölmeme izin vermeyecek.” Elimi tuttu ve o karanlık tünelden çıkıp ışığa kavuşana kadar hiç bırakmadı. Sonra oğlumun gelişi bana neşe verdi. Hastalığın iyileşmesinde sevgi, moral ve neşe çok önemli. Hasta yakınları hasta olan kişiyi sevip ona moral versinler. Evet tedavisi var ama kanser yapıcı şeylerden uzak durun diye insanları sarsmak istiyorum.  

 Kanserle savaşırken sizi en çok zorlayan şey ne oldu?

Kardeşim gibi gördüğüm, melek kalpli bir kız arkadaşımı erken teşhis yapılmadığı için kaybettim ve kanserin bütün safhalarını o sürede zaten görmüştüm. Onun gibi melek ruhlu bir kadına bunlar oluyorsa herkesin başına da gelebilirdi. Çünkü kanser bir ceza değil. Ona kimsenin ayrıcalığının olmadığı bir kader, bir kaza gibi bakmak lazım.
Benim hastalığıma çok erken teşhis konulmadı. Öğrendiğimde 2. seviyeye geçmişti. Bu yüzden tedavim çok agresif oldu. Ağır ışınlar nedeniyle radyoterapi sırasında yaşadıklarım en ağır dönemimdi. Ameliyat sonrası üç ay boyunca ağzımdan beslenemediğim için ameliyatla takılan boru sayesinde beslendim, suyu bile oradan enjekte ettiler. Burnumdan itibaren ciğerimin üst kısmı yoğun ışıktan dolayı yanık, sindirim sistemi üst kısmındaki enzimler ve kaslar yanık, salgılar olmadığı için kuru, yarı felç halinde gibi... Reflü sorunum var. Ses tellerim etkilendi, kısmen duyma yetimi kaybettim. Tiroid bezimi kaybettim. Bir gün iyi oluyorum, bir gün kötü ama çok şükür hayattayım. Oturup ağlayacak halim yok. Üstelik çok zinde olduğum zamanlar var. Her sabah şükrediyorum. Sakat değilim, hayattayım
ve sevdiklerimle hayatın güzelliklerini yaşıyorum.

 Kanserin aslında kişinin hayata karşı içine hapsettiği kızgınlıkların neden olduğu söylenir, buna katılıyor musunuz?

Üzüntülerin insanın içini çürüttüğü ve bunun da kanseri tetiklediği bir gerçek ama yiyecek, içecek, hava kirliliği, sigara gibi teknik şeyler var. Üzüntüler de kişiyi aynı derecede hırpalıyor ama her iki faktör de etkili...

“Kadına şiddet konusu ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorum”

 Alternatif tıp konusundaki fikriniz nedir?

Alternatif tıpa bayılıyorum. Ben de 30 senelik baş ağrılarımı onunla geçirdim ama kanser de lütfen geleneksel tıptan ayrılmasınlar. Çünkü alternatif tıpta çok vaatkar görünen gibi görünen tedavi yöntemlerinin daha sonra çok fazla tesir etmediğini görüyoruz. Çünkü vücudu güçlendirmeye çalışırken kanseri de güçlendirebiliyoruz.
Geç kalmamak gerek. İlk önce geleneksel tıp ardından iyileştikten sonra tıpkı benim gibi alternatif tıptan yararlanabiliriz. Sakın ha çok başındayım, kemoterapi ve radyoterapi olsam mı olmasam mı diye bile kimse düşünmesin.
Kanser hücresi vücutta dolaşıyorsa mutlaka kemoterapi ve gerekiyorsa radyoterapi yapılmalı.

 Kanser kısaca size neler öğretti?

Yaşam pamuk ipliğine bağlı. En iyi hissettiğin anda bile her şey değişebiliyor. Yaşamak güzel, ölümün ne olduğunu bilmediğimiz için korkuyoruz. Ama gene de ömrün uzunluğundan çok kalitesi önemli. Hayatta şöhret, para pul ve başarıdan daha önemli olan aslında satın alamayacağımız şeyler; aile, dostlar, sevgi ve şefkat... Kurgudaki büyünün sevgi olduğunu görmeyi, bakmak değil görmeyi öğretti kanser...

 Yeni bir projeniz var mı?

Son dönemde kadına şiddet konusu çok canımı yakıyor. Belki Türkan (Şoray), Hülya (Koçyiğit), Fatma (Girik) el ele verip psikolog, sosyolog ve hukukçulardan oluşacak bir grupla kısa ve uzun vadede neler yapılabileceği konusuyla ilgili toplantıları başlatabiliriz. Sevilen popüler erkek sanatçıları bu toplantılara çağırabiliriz. Farklı ve güzel fikirler ortaya çıkabilir.

Eşiniz Sönmez Köksal’la çok mutlu ve uyumlu görünüyorsunuz...

Dışarıdan öyle görünüyorsak ne güzel. Evet, sanat gibi ikimizin ortak çok noktası var. Birbirimizi insan olarak da beğeniyoruz ama evlilik dahil hiçbir şeyi idealize etmemek gerek. Sürekli uyum, sürekli aşk beklememek gerek. Mesela biraz önce buraya gelmeden bir şey yüzünden ona hemen gücendim. Suratımı astım, oluyor böyle şeyler ama önemli olan saygı. Evliliği vazo gibi düşünelim, saygı olunca o vazo elinizde patlamıyor.

“Evliliğimizin 10’uncu yılını iyileşeceğine inanan kel bir gelin olarak kutlamıştım”

 Saçlarınızın döküldüğü süreci nasıl atlattınız?

Ne yaparsan yap 3. kemo’dan sonra tutam tutam saçlar dökülmeye başlıyor. Elini başına attığında saçlar elinde kalıyor. Eşim o dönem bana harika bir jest yapmıştı. Kısa bir süreliğine Houston’dan İstanbul’a dönmüştü. İkimiz mum ışığında bir restoranda evliliğimizin 10. yılını kutlayacaktık.
O gece kel olmamak için mümkün olduğunca elimi başıma götürmüyordum. Düşecek gibi olan saçlarımı saç spreyiyle yapıştırıyordum. Ama bütün gayretime rağmen tepem açılmış, enseme doğru
ve kenarlarda biraz saç kalmıştı.
Her sabah tutam tutam saçları gördükçe ağlamak istiyordum. Sönmez, Paris aktarmalı gelerek bana Cartier’den yarısı taşlı, yarısı taşsız bir yüzük almıştı. Aile yakınlarımız da bana yurt dışından 10 dolara tüllü bir nikah şapkası almışlardı. Kafamın kel olan kısmını o şapkayla kapattım.
O gece harika bir kır düğünü yaptık. Beyaz ceketim, beyaz pantolonum ve şapkamla ikinci kez nikah tazeleyen kel bir gelin olarak iyileşeceğime inandım. Çok eğlendik.

“Deniz Uğur’a telefonda altı ay sonra her şey bitecek dedim”

Nilüfer ve Deniz Uğur’a göğüs kanseri tedavisi sırasında arayıp destek verdiğinizi biliyoruz, onlara neler söylemiştiniz?

Nilüfer başta bu konuyu konuşmak istemiyordu, kabul edememişti ama ortak arkadaşımız ve menajerimiz Bircan Silan’la çok başında erken teşhis yapıldığı için acaba sadece kitle alınsa yeterli olur mu şeklinde tereddütünü paylaşmış. Bircan’a yalvardım ve “Ne olursun söyle kendini riske atmasın, muhakkak kemoterapi ve doktor gerek görürse radyoterapi de görsün” dedim. İnsan daha hafif olacak, “Saçım dökülmeyecek, terapi süresince kusma, yerlerde sürünme, saatlerce ilaçlı serum almama gerek kalmayacak” diyor. Onun için böyle şeylere meylediyor.
Deniz Uğur müsaitti ve onunla telefonda konuştum. “Denizciğim artık teşhis konulmuş, vakit kaybetme iyileşeceksin. Alternatif tıp arayışına girme, geleneksel tıptan şaşma. Doktoruna güven. Bunu askerlik gibi zorunlu bir süreç olarak bakarsan zorluklara rağmen her gün bir adım daha iyileşmeye adım atarsın.
Sen yiğit bir kıza benziyorsun, mücadelende kusmaya, yerlerde sürünmeye dayan, iyileşeceğine dair kendini motive et. Bu süreçte yalandan bile olsa kendine moral ver. Gül, kendine olanlarla dalga geç, daha da mutlu olursun. Altı ay sonra her şey bitecek.
O günler için şimdiden hayal kur” diyerek ukalalık yaptım. Kanser vücudunu sarmadan onu kapı dışarı etti.

‘Eski filmlerilerimi izlemeye dayanamıyorum’

 Eski filmlerinizi izlediğinizde neler hissediyorsunuz? Masal gibi, biz izlemeye doyamıyoruz...

Gerçekten bir dönem insanlara masal sunduk. Ondaki ahlaki ve kaybettiğimiz değerler seyircilerin hoşuna gitti. Şimdi gençler de seyrediyor. Artık bir ömür beklemek, gurur için fedakarlık yapmak, saf dostluklar gibi değerler ve eski İstanbul yok. Onların artık antika değeri var. Kendimi izlerken bazen oyunculuğuma, dublaja, saça ve makyaja falan dayanamıyorum.
Çok yapay geliyor. Ama çocuklarım gibi hepsi... Konularını çoğunlukla hatırlamıyorum, “Ne olmuştu?” diye merak edip izliyorum. Dile kolay 117 film...

 En sevdiğiniz filminiz hangisi?

Seyircinin de bana iyi not verdiği Umutsuzlar...

 Hangi dizileri takip ediyorsunuz?

“Kuzey Güney”, “Yalan Dünya” ve oğlum İlker (İnanoğlu) oynadığı için “Alev Alev”i takip ediyorum. Genç oyunculara bayılıyorum, hepsi mükemmel. Gözüm bu aralar Cemal Hünal’ı ve Binnur Kaya’yı arıyor. Meryem Uzerli’yi ve Zerrin Tekindor’u çok başarılı buluyorum. Favorim ise Cem Yılmaz...

 Geçen sezon 22 yıl sonra “Gün Akşam Oldu” dizisinde rol aldınız. Ancak dizinin ömrü birkaç bölüm sürdü. Bu durum sizi nasıl etkiledi?

Olumsuz etkilemedi ama keşke daha uzun sürseydi. Çünkü dizinin ilk bölümünde ölüyordum. Sonraki bölümlerde de sadece birkaç sahne hayal olarak görünecektim. İşim çok kolaydı ama anladım ki dizi sektörünün işi çok zor. 90 dakika dizi çekmek korkunç ağır. Çekim arasında sandalyeye oturuyordum, herkes gülüp şakalaşıyordu, ben yerimden kalkamıyordum
ve bitsin de gideyim istiyordum. Durmadan çalışıyorlar. Çalışma şartları ne zor... Dizi film çekenleri o yüzden eleştirmek yerine anlamak lazım. Zaman zaman saçmalasalar bile haklılar. Bir daha dizi ve filmde çalışmayı düşünmüyorum. Daha önce “Altın Kızlar”ın yerli uyarlamasında da oynamamıştım. Çok doğru bir karardı. Yapmamak da lazım. Halk bizi ayrı bir yere koydu. O orada kalmalı.

 


Etiketler: haber, askerlik, haberler
©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.