Cumartesi

10.11.2012 - 02:30 | Son Güncelleme: 10.11.2012-2:30

“Kayıp Şehir”in çocukları

Sezonun yenilerinden “Kayıp Şehir”in çocukları Tugay Mercan, Taner Ölmez ve Elifcan Ongurlar: “Hani oyuncular derler ya hep ‘Sette çok iyi anlaşıyoruz’ diye, biz de hakikaten öyle, aile gibiyiz.”

Sitene Ekle

AYDİL DURGUN / aydil.durgun@milliyet.com.tr

Yeni sezonun dikkat çeken işlerinden biri de “Kayıp Şehir”. Cuma akşamları Kanal D’de ekrana gelen dizi “toprak ayaklarının altından kayıp gittiğinden” İstanbul’a göç etmek zorunda kalan Karadenizli bir ailenin hikayesini anlatıyor. Babaları ölmüş altı çocuk, çocukları bu şehirde kaybolup gitmesin diye uğraşan anneleri ve bir de dede... Her kardeşin hikayesi, derdi farklı.
Bu kardeşlerden üçüyle buluşmak üzere oyuncuların mahallesi Cihangir’deyim. Evin sorumluluk duygusu gelişmiş kızı “Seher”, Elifcan Ongular ile buluşma yerine birlikte giriyoruz, buluşma saatinden 10 dakika önce. Başlıyoruz diğer kardeşleri beklemeye. O esnada hemşehrim Elifcan Ongurlar ile İzmir’den konuşuyoruz biraz. Sonra 15 dakikalık bir gecikme ile evin büyük abisi “İsmail”, Tugay Mercan geliyor. Evin haylaz çocuğu “Sadık”ı beklemeye koyuluyoruz. Ah diyorum, hep o apaçi arkadaşları yoldan çıkarıyor Sadık’ı, yoksa iyi çocuktur. Telefonlar ediliyor, “yoldayım” diyor, “10 dakikaya oradayım”. Buluşma saatinin üzerinden bir saat geçmişken abisi “İsmail” telefon ediyor. Ve beş dakika içinde Taner Ölmez de aramızda. Geç kaldığı için çok mahcup, herkesten tek tek af diliyor. “Canın sağolsun” diyor, başlıyoruz sohbete...

Tugay Mercan: “Bu işe ilk başladığımda inanamamıştım. Tiyatro oynadığım için çok keyif alıyordum, üstüne bir de para... “

Taner Ölmez: “Mahalleli işimizi sahipleniyor, yardım ediyorlar.  böylece gerçeğe yakın oluyor iş.”

Elifcan Ongular: “Sen gerçekten Trabzonlusun değil mi? diye gelenler çok oluyor. İzmirli olduğumu duyunca şaşırıyorlar.“

“En zor işi Nick (Xhelilaj) yapıyor”

Taner bey, dizide abiniz Kadir’i canlandıran, Nick Xhelilaj ile çok samimisiniz sanırım. Onun evinde diş fırçam var demişsiniz. Dizide tanıştınız değil mi?

Taner Ö.: Evet, hepimiz dizide tanıştık. Nick Arnavut, İngiltere’den yeni geldi. Nick’e ev bulmak için birlikte zaman geçirdik. Sonra sevdik birbirimizi. Bundan sonra da Nick’i bırakacağımı sanmıyorum. Başka bir yerden gelmiş gibi değil. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Tugay M.: Hepimiz zor bir iş yapıyoruz ama en zorunu Nick yapıyor. Çünkü bir oyuncunun başka bir dilde oyununu icra etmesi en zor şeylerden biri. “Anam” diyor Nazan Kesal’a ama onun dili değil. Buna rağmen çok başarılı bir şekilde yapıyor işini.

Taner Ö.: Mesela Nick’i dışarı çıkarmaya çalıştım dün, gelmedi. “Çalışmam lazım” dedi.

 Dizide büyük şehre göç eden bir ailenin çocuklarısınız. Sizin var mı böyle hikayeleriniz?

Elifcan Ongurlar: Ben İzmirliyim. İstanbul’a gelmeden önce tenisçiydim ve turnuvam oluyordu İstanbul’da, çok sık gidip geliyordum zaten. O yüzden çok zorluk çekmedim. Zaten İstanbul ve İzmir arasında çok fazla fark olmadığı için beni çok etkilemedi. Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk bölümünü kazandım. Sonrasında İstanbul’a yerleştim. Ailem İzmir’de yaşıyor hâlâ.
Tugay Mercan: Ben İstanbul’da doğdum. Babam İskenderunlu, annem Malatyalı, anneannem Erzincan Kemaliyeli, Dedem Mısır’dan gelmiş... Onun için “Nerelisin?” diye sordukları zaman söylemek zor oluyor.
Taner Ölmez: Ben Tunceliliyim. Orada doğdum, yedi yaşında falan geldim buraya, ilkokula burada başladım. Ama tam olarak bir geliş değildi. Geldik ama ailenin bir kısmı oradaydı, sürekli gidip geldik.

“Bazen maç izlerken keşke futbola devam etseydim diyorum”

 İstanbul’a ilk gelişinizi hatırlıyor musunuz? Sizin de dizideki küçük kardeşiniz gibi zorlandığınız oldu mu?

Taner Ö.: Biz İstanbul’a geldik gelmesine ama gelir gelmez yine Tuncelilerin ortamına düştüğümüz için pek zorluk yaşamadık. Bir köylü geliyorsa buraya, bütün akrabalarını arkasından İstanbul’a çağırırdı. Burada da bizim oralıların kahvesi, bizim oralıların mahallesi gibi oldu. İstanbul’da öyle yerler vardı mesela Okmeydanı Şark kahvesi, Sarıgazi... Köydeki arkadaşlarımla geldim ben de, komşular hep bizim köylü... Burada da hep şalvarla dolaştılar yani bir süre. Yavaş yavaş değişti her şey, şimdi bambaşka bir yerdeyiz.

 Nasıl geldiniz bu bambaşka yere? Oyunculuk kariyeriniz nasıl başladı? (Bu sorum üzerine oyuncular birbirlerine bakıp gülüşmeye başlıyor)

Taner Ö.: Ben tiyatroya ilk başladığım gün Tugay Mercan vardı.

Vardı derken?

Taner Ö.: Tiyatroyla benim pek bir alakam yoktu. Lise bittikten sonra Taksim’de Jazz Cafe’de çalışıyordum. Bu kafe de tiyatrocuların takıldığı, sahibi Müge Gürman’ın da tiyatrocu olduğu bir mekandı. Orada ben tiyatrocularla kaynaştım. Sonra bana eğitim için Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nu önerdiler, “Orada Aytekin Özen var, o sana yardımcı olur” dediler. Onun odasına gittim utana sıkıla oturuyorum, daha tıfılım o zamanlar. Tugay da orada ama tanışmıyoruz tabii o zamanlar. Başladım anlatmaya, “Hocam ben tiyatroya başlamak istiyorum, çok hevesliyim”. Tugay, “Bak oğlum, emin misin? Daha yolun başındasın. Çık git, bulaşma hiç” dedi.

 Siz tiyatronun zorluklarını yaşamış biri olarak mı söylediniz bunları?

Tugay M.: Kesinlikle. Ben amatör tiyatroyu da sayarsam yaklaşık 12 senedir tiyatro ile uğraşıyorum. Bizim çalıştığımız hocamız, Aytekin Özen, bu işi çok ciddiye alan biriydi. O zamanlar 12 saat prova yaptığımız dönemlerdi. Çok yoruluyorduk. Taner gibi birçok insan geliyordu hevesli hevesli, sonrasında eleniyordu. 10 kişiden biri kalıyordu belki. Taner de çok hevesli, güzel, enerji dolu geldi. “Yapma etme, başka bir şey de yapabilirsin” dedim ona (gülüyor). Ama iyi ki de gelmiş.

Taner Ö.: Çok doğru söylediği. Ben bir sene Aytekin Hoca’yla çalıştıktan sonra konservatuvarı kazandım. Provaya başlangıç saatimiz belliydi, bitiş saatimiz belli değildi. 17 saat prova yaptığımızı hatırlıyorum. Şu arka dişimde iki tane köprü var, orada provalarda gitti bu iki dişim yani.

 Sizin nasıl başladı oyunculuk?

Tugay M.: Benim hiç düşündüğüm bir şey değildi başlarda. Evde komiklikler, şakalar yapıyordum kendi kendime (gülüyor). Sonra bir kursa yazdırdılar beni. İlk bir tiyatro sahnesindeydi kurs, ikinci hafta bizi sahneye almadıkları için bir aşevinde kursa devam ettik. Tabaklar çanaklar var her yerde, biz orada prova yapıyoruz güya! Bir yandan da amatör ligde futbol oynuyordum. En son bırakıyorum, gitmeyeceğim derken Aytekin Özen’le tanıştım ve bir daha bırakamadım. Topa gitmeye de devam ediyordum. Bana “İkisinden birini tercih etmelisin” dedi hocam. Kulüpte de çok iyi bir noktadaydım aslında ama ben tiyatroyu tercih ettim.

 Pişmanlık var mı?

Tugay M.: Pişmanlık yok ama bazen Türkiye futbol ligini seyrettiğim zaman keşke oynasaymışım diyorum. Ufak bir “keşke” dediğim nokta var ama pişmanlık yok.

“Küçükken elime bibloyu alır, Oscar kazanmışım gibi yapardım”

Siz tenisçiydim dediniz, sonra oyunculuğa nasıl başladınız?

Elifcan O.: Tenisi profesyonel olarak 10 yıl oynadım ama ben kendimi bildim bileli hep oyuncu olmak istedim. Ailem de çok destek verdi bana. Babam da sanatçı zaten. O da tiyatro çıkışlı, şu anda da İzmir Devlet Opera ve Balesinde dramaturg. Çok şey öğrendim ondan, ilk hocam herhalde babamdır benim. Oyuncu olmayı deli gibi istiyordum, bir gün gazete okurken bir haber gördüm; “Ateşin Düştüğü Yer”in yönetmeni İsmail Güneş “Aradığım oyuncuyu bulamıyorum” diyordu. Ben de oraya fotoğraflarımı gönderdim. Altı ay sonra bana cevap geldi. Ama orası olmasaydı da bir şekilde oyuncu olacaktım ben. Zaten o sırada konservatuvara hazırlanıyordum.

 Ve ilk kez oyunculuk yaptığınız film şu an Oscar aday adayı...

Elifcan O.: Evet. Bir taraftan dizinin heyecanını yaşıyorum, bir yandan filmin heyecanı... Küçükken evde Oscar’a benzeyen bir süs eşyası vardı; onu elime alır oynardım,Oscar kazanmışım gibi yapardım... Bu adaylığı duyduğum zaman aklıma gelen ilk şey küçükken oynadığım bu oyun oldu. Şu anda gerçekten çok mutluyum. Umarım devamı gelir...

 Aslında hiçbiriniz birbirinize benzemiyorsunuz ama aile enerjiniz çok güzel yansıyor ekrana...

Tugay M.: Hep söylenir ya “Setimiz o kadar iyi ki işimize yansıyor” diye, bizde durum gerçekten böyle... Biz gerçekten aile gibiyiz. Ben Nazan Kesal’a “anne” diyorum, hepimiz öyle... Bana “abi” diyorlarlar. Ahmet Mekin’e “dede” diyoruz. Aslında Elifcan dedeye benziyor mesela, Nick ile Taner de benziyor, beni anneye çok benzetiyorlar. İrfan nereden çıktı ben onu anlamadım (gülüyor).

“Çekimin ortasında donla bir çocuk fırladı önüme, arkasından da annesinin terliği...”

Son zamanlar diziler yapay setlere taşındı siz gerçek mahalle ortamını tercih ediyorsunuz...

Taner Ö.: Tophane, Tarlabaşı, Dolapdere,  Boğazkesen’de yapıyoruz çekimleri. Hikayenin geçtiği yerlerde yani. Mecbur böyle olmak zorunda. Biz orada o dokuyu kullanıyoruz. Mahallenin çocuklarını kullanıyoruz. Bizim işimizi de sahipleniyorlar, yardım ediyorlar, takip ediyorlar diziyi. O yüzden gerçeğe yakın oluyor iş.

Tugay M.: O kadar gerçek oluyor ki... Mesela bir sahne çekiyorduk; ben valizi alıp evden çıkıyorum, Kadir arkamdan geliyor “Nereye abi?” diye... Tam o esnada apartmanın içinden donla bir çocuk çıktı, arkasından annesi... “Eşek çabuk eve” diye terliği fırlalttı. Ben kalakaldım öylece, “Devam et, bozma” diyorlar bana. Meğerse reji ayarlamış onları. Ben gerçek zannetim. O kadar yaşatıyorlar ki sokağı...

Taner Ö.: Arada rejiden bağırıyorlar çekimler sırasında, “Yılmaz, buraya gel ben sana orada durmayacaksın demedim mi?” Yılmaz dediği de mahallenin çocuğu, artık hepsini ismini bilir durumdayız. “Abi tamam benim yakınım olmayacak mı?” diyor Yılmaz da (gülüyor)...

Elifcan O.: Seyirciyi en çok etkileyen de gerçek olması zaten. Seyirci artık o kadar ayık ki her şeye... O yüzden “-mış gibi” olan şeyler çok fazla iş yapmıyor artık

Taner Ö.: Mesela az önce bir İzmirliden “ayık” kelimesini duyduk. Bu tam Tarlabaşı jargonudur.

Tiyatro ve dizi bir arada devam ediyor

 Tiyatro da yapıyorsunuz dizi dışında...

Tugay M.: Bakırköy Belediye tiyatrolarında “Külhanbeyi” müzikalinde oynuyorum. Osmanlının son dönemlerini anlatıyor.
Kalabalık bir oyun, 50 kişilik oyuncu kadrosu var, 12 kişilik de orkestramız var.

Taner Ö.: İstiklal caddesinde “İkinci Kat” diye bir tiyatro var. Orada geçen seneden beri devam eden “Out” diye bir oyunumuz var, futbolu anlatıyor. Ocak ayında da Engin Hepileri, Mehmet Birkiye, Defne Halman ve ben “Killer Joe” diye bir oyuna başlayacağız.

Elifcan O.: Ben de ileride çok istiyorum tiyatro yapmak, bu işin eğitimini alıyoruz zaten. İkinci sınıftayım henüz, biraz daha donanım kazanayım istiyorum. Taner geçenlerde “Ben orada arınıyorum” demişti. Çok haklı gerçekten. Ben de orada arınabileceğimi düşünüyorum.

 


Etiketler: haber, haberler
©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.