Pazar

24.11.2013 - 02:30

“Kimsin sen” Şivan Perwer?

Sitene Ekle

Kürt ozanı Şivan Perwer, 37 yıllık ayrılıktan sonra memlekete gelip Diyarbakır’daki toplu nikah töreninde İbrahim Tatlıses ile birlikte türküler söyledi. Yıllarca kasetlerini gizli gizli dinleyenler için bir efsaneydi Şivan Perwer... Dünyada Kürt müziğinin özgür sesi... Hikayesi ise Urfa, Viranşehir’de başlamıştı... İsmail Aygün adıyla...

Yıl 2002, Kürt ozanı Şivan Perwer, İbrahim Tatlıses’e dava açıyor. “Peşmerge” türküsünü “Zurnacı İbo Dayı” adıyla Türkçeye uyarladığı için. Daha açık yazalım: Müziğini izinsiz kullanıp üzerine sözler uydurduğu için. Yıl 2005; Şivan Perwer, Batman Çağdaş gazetesine konuşuyor: “İbo kıroluk yapıyor. Onun parası var,
bu işten çok iyi kazandı. Ben de Urfalıyım, babası bana çok ciğer kebap verdi, ben de ona su verdim. İbo iyi bir tenordur. Kıroluk yapmasın, doğru bir şekilde yaklaşsın. Başka sanatçının yapıtını değiştirmek büyük bir saygısızlıktır.”
Yıl 2013; Şivan Perwer Diyarbakır’daki toplu nikah töreninde İbrahim Tatlıses ile düet yapıyor. Daha önce yine bir Kürt ezgisiyken “Zurnacı İbo Dayı” ile aynı kaderi paylaşıp farklı sözlerle “anonimleşen”, sonunda maç tezahüratına bile dönüşen “Cane Cane”yi söylüyorlar. Kimine göre bir “zafer” tablosu, bir barış manzarası...

Kimisi için büyük bir hayal kırıklığı...
Şivan Perwer’e göre, anlaşılan yıllardır yurda dönmek için beklediğini söylediği şartların oluştuğunun göstergesi... Onu 1976 yılında buralardan gitmeye zorlayan şartların değiştiğinin...

Doğum adı İsmail’di ama evde herkes onu Şivan diye çağırırdı
Doğum yılı 1955. Doğum yeri Urfa, Viranşehir. Doğum adı İsmail Aygün... Ama evde herkes onu Şivan (Çoban) diye çağırırdı, yasaklardan dolayı babası yazdıramamıştı bu ismi nüfusa.
Aslen Mardin, Midyatlı ama husumet nedeniyle göçmüş, dengbejlerin olduğu bir aileden, çok güzel kaval çalıp şarkı söyleyen bir babanın oğlu Şivan Perwer. Ne zaman cemaat toplanıp gece yarılarına kadar “atışsa”, o da babasının kucağında sessizce izler, sabahları da dinlediği hikayeleri incecik sesiyle mahalleliye anlatırdı. Şeker karşılığında... Zaten öyle bir kültürdü ki içinde büyüdüğü, “Kız istemeye gidene önce şarkı söyleyip söyleyemediği sorulurdu”. O da söyleyebiliyordu, dört yaşından beri.
Sekizindeydi, boş bir pekmez kutusu, annesinin kuruttuğu bir post ve tespih iplerinden ilk sazını yaptığında... Babası “Oğlum Çingene mi olacak?” diye alay ettiğinde annesi araya girmese belki saz çalmaktan vazgeçeceğini anlattı sonradan. Zaten çocukluk kahramanıydı annesi. 2010 yılında Hürriyet’ten Faruk Bildirici’ye anlattığı gibi “En güzel melodi, başını göğsüne koyduğunda duyduğu kalbinin atışıydı. En güzel lorileri onu düşününce söylüyordu.”
Okula başlamak, hayatını ortadan ikiye bölen soruyu da getirdi beraberinde: “Kimim ben?” (Hep bir ağızdan söylenen en ünlü parçalarından birinin adında çoğalarak soracağı gibi: “Kîne Em?  
Biz Kimiz?”). Tek kelime Türkçe bilmeyen bir ana babanın çocuğuydu, arkadaşlarının önüne çıkıp “Türküm doğruyum” dedirtmediği için öğretmenden dayak yiyordu. Türkçe okumak zorundaydı da rüyaları Kürtçeydi. Bir tek müzik, herkesle anlaştığı anadiliydi.

Şarkılarını Kürtçe söyleyemeyecekse kaset de yapmak istemiyordu
Sesi güzel olduğu için müezzin olmasını önerenler oldu. Babasının da aklı yattı bu işe. Ama o okuyacaktı. Liseyi Urfa’da bitirdikten sonra 1973 yılında Gazi Üniversitesi’ne başladı, Matematik bölümüne... Ortaokuldan beri minik konserler vermeye başladığından namı yürümüştü çoktan. Kaset teklifleri bile almıştı ama şarkılarını Kürtçe söylemekti niyeti. Bunu yapamayacaksa kaset de istemiyordu.
1975 yılında bir gecede Kürtçe şarkı söylemesinin ardından hakkında soruşturma açıldı ve Türkiye’yi terk edip Almanya’ya yerleşmek zorunda kaldı. Aynı yıl, ilk albümü “Govenda Azadixwazan” (Özgürlükçülerin Halayı) yayımlandı. Geleneksel Kürt ezgilerinin tamamen dışında, eşitsizlik, adaletsizlik, ağa-köylü çatışması gibi konuları işleyen şiirleri bestelediği ve neredeyse tek bağlama eşliğinde söylediği protest şarkılardan oluşuyordu albüm. İlerleyen yıllarda başka enstrümanları, Batılı altyapıları, farklı düzenleme anlayışlarını benimsediğinde de değişmeyen, hep müziğinin isyankar doğası oldu.
Giderken memlekette, burnunda tüten, cenazesine bile gelemeyeceği anasıyla beraber nişanlısı Gülistan’ı da bırakmıştı. Bir yıl sonra yanına geldi Gülisten Perwer, evlendiler. Gülistan da ünlü bir ses sanatçısı oldu, birlikte 1992’de yayımlanan “Zembilfiroş” adlı
bir albüm de yaptılar. Bir de oğulları oldu; adı bağımsızlık anlamına gelen Serxwebun. 2000 yılında boşandılar.
Şivan Perwer yaban elde her yıl bir albüm yayımlarken, memlekette kasetleri el altından satılıyor, yakalananın başı belaya giriyordu. İrfan Aktan, BBC Türkçe sitesindeki yazısında şöyle anlatıyor o dönemi: “1980’lerden 90’ların sonuna kadar köyleri basan askerler, meydanda topladıkları köylülerden üç şey isterdi: Kaçakların, silahların ve kasetlerin yerleri! PKK’ye yardım ettikleri için aranan ‘kaçaklar’ yakayı ele vermemek için silahlarını da alıp dağların yolunu tutarken, Kürt sanatçılarının kasetleri ise toprağın altına gizlenirdi.
Evlerde teyp ‘yakalayan’ askerler ‘teybiniz var da kasetleri nerede’ diye sorunca, tedbiren evde tutulan İbrahim Tatlıses’in kasetleri gösterilirdi. Dahası, Şivan Perwer’in sesi, çoğunlukla Tatlıses’in kasetlerinde gizlenirdi.
Üzerinde ‘Ben İnsan Değil miyim?’, ‘Ah Keşkem’, ‘Ben de İsterem’, ‘Fosforlu Cevriyem’ yazan kasetlerin içinde genellikle Şivan Perwer’in ‘Govenda Azadixwazan’, ‘Hevalê Bar Giranim’ (Yüküm Ağır Yoldaş), ‘Herne Pêş’ (Haydi İleri), ‘Kîne Em’, ‘Helebçe’, ‘Gelê min Rabe’ (Ayaklan Halkım) gibi albümleri vardı.”

Türkiye’ye gelip gelmeyeceği hep bir merak konusu oldu
Ne ilginçtir ki bu sırada aslı onun olan “Cane Cane”nin İbrahim Tatlıses tarafından sunulan sureti tribünleri inletiyordu. Şivan Perwer ise “Kürt müziğinin özgür çığlığı” olarak dünya çapında bir şöhret kazanmış, albümlerinin sayısı 30’u bulmuş, önemli ödüllerle, üniversitelerden fahri doktora dereceleri ile onurlandırılmıştı. Almanya’dan sonra İsveç’te yaşamış, 2004’te Frankfurt’ta Şivan Perwer Uluslararası Kültür Vakfı’nı kurmuştu. Vakıf 2007 yılında Bonn kentine taşınırken, Şivan Perwer de yaşamını Bonn ve Paris’te sürdürüyordu.
Memleketteki dinleyicileri içinse hâlâ zaman zaman uzaktan sesi duyulan bir efsaneydi. Türkiye’ye gelip gelmeyeceği hep bir merak konusuydu. Yine 2005 yılında Batman Çağdaş’taki röportajında şöyle diyordu: “Bazı Kürt sanatçıların Güneydoğu’da konser vermeleri tek kelime ile sevindirici bir gelişme. Birileri ‘Onlar gidiyor, sen niye gitmiyorsun?’ diye değerlendirmede bulununca doğrusu ben üzülüyorum. Ben dengbej değilim. Ben özgür türkülerin ozanıyım. Benim türkülerim ağalığa, şeyhliğe ve halkını sevmeyenlere karşıdır. Ben bir toplum için varım. Normal bir sanatçı gibi geleyim, gideyim, para alayım düşüncesi içinde değilim. Batman ve Diyarbakır’da mükemmel bir organizasyon oluşturulmalı ki festivallere ve etkinliklere katılayım.”
Beklediği “mükemmel” organizasyon, 2013 kasımında gerçekleşti ve Şivan Perwer, Mesud Barzani ve Recep Tayyip Erdoğan’ın şahitlik yaptığı Diyarbakır’daki toplu nikah töreninde İbrahim Tatlıses ile birlikte türkülerini söyledi.
37 yıllık hasretin bitmesi sevindirici tabii, artık “Megri Megri”nin meydanlarda söylenebilmesi de... Sırrı Süreyya Önder’in dediği gibi kurumakta olan barış ağacına can suyu verilmesi çok önemli... Ama bir yandan Mehmet Said Aydın’ın Birgün’deki yazısında sorduğu soruyu soranlar da az değil: “O evlerde,
o odalarda, o salonlarda şarkılarını ‘Zurnacı İbo Dayı’ ile düet yapasın
diye mi dinledik Şivan Perwer?”

Prenses Diana sesine hayran oldu

Şivan Perwer 1991 yılında “Simple Truth” canlı yayın konserinde Peter Gabriel, Sting, Paul Simon, Tom Jones, Gipsy Kings gibi isimlerle beraber sahneye çıkmıştı. Etkinliğin bütün geliri, Körfez Savaşı sonrasında Saddam rejiminden kaçan Kürtlere bağışlanmıştı. Prenses Diana konserden sonra sesinden çok etkilendiği Perwer’i tebrik etmiş, Şivan Perwer de ondan Kürt bölgesini ziyaret etme sözü almıştı.

Şivan Perwer, zamanında “O Şanlıurfalı, ben Urfalıyım” dediği İbrahim Tatlıses ile beraber “Cane Cane”yi söyledi.

Peşmerge nasıl İbo Dayı oldu?

Şivan Perwer’in İbrahim Tatlıses’e dava açmasına neden olan “Zurnacı İbo Dayı” hadisesini, 2002 yılında Muhsin Kızılkaya şöyle anlatıyor: “İbo’nun yeni kasetinde ‘Zurnacı İbo Dayı’ ismiyle maruf parçayı dinleyince müziği yine çok tanıdık geldi bana. Şivan Perwer’in, 1982 yılında yaptığı ‘Agiri’ (Ağrı) albümündeki ‘Peşmerge’ parçasından başkası değildi
‘Zurnacı İbo Dayı’...
Gel de kanser olma, Peşmerge nerede, Zurnacı İbo Dayı nerede (...)
Kalkıp, nasılsa Kürtçe müzik yapan sanatçıların kendi haklarını arama imkanları yok, nasılsa benim Televole izleyicisi dinleyicim Şivan Perwer’i bilmiyor diyerek, onun bestelerini kendi malı gibi kullanmaya kalkışmak hem ayıp hem suç. (...) Ülkesinden ayrı düşmüş, sürgüne gitmiş, bulunduğu yabancı ülkede oturup, kendi acılarını, dağ başlarında açlıktan ölen insanların haletini ruhiyesini anlattığı bir müzik parçasına, ‘Zurnacı İbo Dayı’ adını koyup, ‘Zurna beter olasan/Yanlış yunluş çalasan/Karanlık gecelerde/Tek başına kalasın’ gibi dahiyane sözler yazmak hakkını kimse vermez ona.”

 

©Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.