Pazar

09.12.2012 - 02:30 | Son Güncelleme: 09.12.2012-2:30

“Mavilerim çok meşhur oldu, onun için şimdilik yapmıyorum”

Mavi çanaklarıyla tanınan seramik sanatçısı Alev Ebüzziya: “Utanarak ve sevinerek söyleyeyim, bir yerde bir çanak görüldüğünde ‘Aa bu Alev’in çanağı’ denebiliyorsa bir şey kattım bu işe demektir”

Sitene Ekle

GÜLİZ ARSLANguliz.arslan@milliyet.com.tr

Dünyaca ünlü seramik sanatçısı Alev Ebüzziya Siesbye beş yıl aradan sonra yeniden İstanbul’da bir sergi açtı. Ebüzziya’nın birçok uluslararası müzede sergilenen yüksek pişimli gözeneksiz seramiklerine yeni eklenen bu serinin en büyük özelliği siyah-beyaz olması. 1987’den beri çalışmalarını Paris’te sürdüren Ebüzziya ve galerinin kurucularında Haldun Dostoğlu ile yaklaşık üç yıldır bu serginin yolunu gözleyen Galeri Nev’de buluştuk.

İstanbul’daki en son serginiz beş yıl önce açılmıştı. Nasıl geçti bu beş yıl sizin için?

Alev Ebüzziya: Çalışarak. Her zamanki gibi yani (gülüyor).

 Beş yıl öncekilerle şimdiki çalışmalarınızı kıyaslarsanız...

Alev E.: Bir sanatçının yapacağı iş her zaman bir öncekinden daha iyi olmalı. Umarım benimkiler de öyle olmuştur. Eski işlerimle kıyasladığımda bunların daha sert olduğunu söyleyebilirim. Sertleşiyor ve güçleniyor.

 Bunca tecrübeye rağmen her yeni sergi yeni bir heyecan değil mi?

Alev E.: Sormayın... Her sergide artıyor üstelik. Alışılır bir şey de değil. Her defasında “Ne olacak, nasıl olacak, ya kötü çıkarsa?” stresi...

 Bir de fırından kötü çıkma ihtimali var...

Alev E.: Tabii. O zaman her şey sil baştan.

Galeriye teslim ettikten sonra ne hissediyorsunuz?

Alev E.: Boşluk. Ama galeriye teslim ettikten sonra değil, atölyeden çıktıktan sonra hissediliyor bu. Bu sefer parçaların hepsi atölyeden çok çabuk çıktı. Halbuki insan o işlerle bir süre yaşamak, bunlarla buradan nereye varabilirim diye düşünmek istiyor. Bu sefer bu süreç pek yaşanamadığı için döner dönmez çalışmaya başlayacağım.

 Bu sergi için yola çıkarken ne vardı kafanızda?

Alev E.: Siyah-beyaz olacağı. Haldun’la üç-dört sene önce konuşmuştuk siyah-beyaz olacağını ama bir türlü hayata geçiremedik. Her sene bir sene daha öteye atıldı. Başka sergiler girdi araya. Şimdiye denk düştü.

 Önce renge mi karar verirsiniz?

Alev E.: Belli olmaz. Bu kez mavi yapmayacağım belliydi. Mavilerim çok meşhur oldu onun için yapmıyorum artık. Belki bir gün yaparım ama o zamana kadar değişik bir şey yapmak istiyorum.

 11 parça yer alıyor sergide. 10 değil, 12 değil, 11 olacağı hangi aşamada belli oluyor?

Alev E.: Bir sergideki en önemli şey belki de bütünlük. Her parçanın tek tek iyi olması dışında birlikte de iyi olmaları gerekiyor. Çıfıt çarşısı gibi biraz ondan, biraz bundan olmamalı. 11 parça var. Küçük parça hiç koymadık. Başta yedi-sekiz olsun diye düşünmüştük, 11 oldu. Kesin bir kuralı yok ama mekanı göz önünde bulundurunca 11’den fazla da olamazdı. Buna karar verirken espası, işlerinizin boyunu posunu düşünmeniz gerekiyor.

Haldun Dostoğlu: Sanatçı bir sergiye hazırlanırken yaptığı bütün işleri sergileme kaygısını duymamalı. Genelde öyle bir eğilim var ama. Sergi dediğiniz bir tez gibi bir şey. Çok ciddi bir eleme sürecinden geçmeli işler. Alev de bu sergi için hazırladığı her şeyi getirmedi buraya.

Alev E.: Başıma gelmiştir, çok iyi bir parçadır ama o sergiye olmamıştır, koymayız. “Ben bunu çok sevdim, mutlaka koymalıyım” diye bir şey yok. Özeleştiri anlamında müthiş ciddi olmanız, çıkması gerekeni çıkarmanız gerekiyor. Çünkü çok iyi biliyorum ki ben kendimi eleştirmezsem başkası nasılsa yapacak.

 Olumsuz yorum canınızı sıkar mı?

Alev E.: Kötü bir eleştiriyle hiç karşılaşmadım hiç hayatımda. Utanarak ve sevinerek söyleyeyim, bir yerde bir çanak görüldüğünde “Aa bu Alev’in çanağı” denebiliyorsa bir şey kattım bu işe demektir. Bu hem çok sevindirici bir şey hem de ürkütücü... Ne kadar tanınırsanız mesuliyetiniz de o kadar artıyor ama bir güç de veriyor bu. Kendimi borçlu hissediyorum. Önce kendime karşı. Yaptığımı aşmam gerek diye düşünüyorum. Bir de beni bekleyenlere karşı da mahcup olmak istemem. “Ay gene mi geldi?” dedirtmek istemem.

 İşleriniz hem maddi hem manevi anlamda çok değerli. Verilen kıymetin ne kadarını hissediyorsunuz?

Alev E.: Büyük ölçüde hepsini hissediyorum. Kanıtları var çünkü. Takip edebilidiğim kadarıyla 33 müzede sergileniyor işlerim. Birçok koleksiyonda yer alıyor. Sanat tarihçileri mesleğime bir yenilik getirdiğimi yazıyorlar...

Haldun D.: Uluslararası müzelerde en çok temsil edilen sanatçı Alev Hanım’dır.

Alev E.: Satış rakamı da dünya piyasasındaki bilinirliğinize göre belirlenir. Sanat tarihçilerinin, müzelerin, galericilerin belirlediği bir şeydir. Bir sanatçının çıkıp “Ben bunu şu fiyata satacağım” demesinin hiçbir anlamı yoktur.

Alev Ebüzziya: “Yılbaşı benim için fazla patırtılı”

Ne sıklıkla gelip gidiyorsunuz Türkiye’ye?

Üç ayda bir geliyorum. Yılbaşına kadar buradayım.

 Yeni yıla burada gireceksiniz...

Herhalde. Hiç sevmem bu yeni yıl faslını. Çok patırtılı. Gençken yapılan şeyler (gülüyor).

 Özlüyor musunuz Türkiye’yi?

Özlüyorum tabii. En çok Ege’yi, Akdeniz’i ve Boğaz’ı...

 Bir gün tamamen buraya taşınmayı düşünüyor musunuz?

Mesleğim buna müsait değil. Benim yaptığım tekniğin hammaddelerini bu memlekette bulmak zor. Yüksek pişirimli seramik var ama benim istediğim kalitede değil. Bir de benim orada kurulmuş bağlantılarım var. Fırınından tutun da kamyoncusuna kadar...

 Sırada hangi sergiler var?

Belçika, Paris ve Tokyo’da sergilerim var.

“Yabancılar ille de Hacivat-Karagöz aramıyor artık”

Yurt dışına eser çıkarmada sıkıntı yaşanıyor mu?

Alev E.: Bundan 10 sene önce “Türk olduğum için sergi açamıyorum”, “Devlet yardım etmiyor” deniyordu. Şimdi artık böyle bir şey yok. Başarılı bir sanatçı dünyanın her yerinde sergi açabiliyor.

Haldun D.: Majör bir sıkıntı yok. Belki şu söylenebilir, Avrupa Birliği ülkesi olmadığımız için Avrupa’da sergi açmada Avrupalı sanatçılara kıyasla gümrük ve nakliye konusunda bazı bürokratik sıkıntılar yaşanıyor. Ama siz işinizi güzel yapıyorsanız nerede olursanız olun buluyorlar sizi. İnternet var bir kere, kıyıda köşede kalmış olmak çok zor. Ama şimdi de görünür olmak kolay ama fark edilir olmak zor.

Alev E.: Ve tabii kalıcı olmak...

 Yurt dışındaki izleyici ne görmek istiyor Türkiye’den gelen bir sanat eserinde?

Alev E.: Koloniyalist beklentiler bitti artık. İlle de Hacivat-Karagöz aramıyor. Ama 10 sene önce arardı.

Haldun D.: İslami figürler, oryantalist objeler beklemiyor artık. O tür iş yapan sanatçılar da pek yok. Türk sanatçılarının üretim kalitesi çok yüksek. Ama bunun yanı sıra şu da var, niye Türkiye, Ortadoğu ilgi hattında? Çünkü çelişki olan, problem olan ülkelerde yaratıcılık daha yüksek oluyor. Refah yaratıcılığa çok iyi gelmiyor. Bir zamanlar Doğu Avrupa sanatçıları çok parladı. Niye? Duvar yıkılmıştı çünkü.

Alev E.: Rusya’da da sanat baskı altında patlamıştı.

Haldun D.: İsveç 700 yıldır savaşmamış bir ülke. Eğitim sorunu yok, sağlık sorunu yok. Sorun olmayınca hayat da daha yumuşak gidiyor. Niye İstanbul’dan bu kadar çok etkileniyorlar? Boğaz’ın güzelliği, kebap falan tamam ama... Bu şehirde öyle bir enerji var ki... Bizi burada rahatsız eden bir çok şey başkalarını başka türlü tetikliyor.

Alev E.: Bayılıyorlar buraya. Çünkü müthiş bir devinim var, doğurgan bir enerji var.

“Koltuğun rengine uydu diye alan daha dürüst”

Türk sanatının dünya piyasasındaki temsilini nasıl buluyorsunuz?

Alev E.: Bazı olaylar gereğinden fazla şişirilse de müthiş bir açılma var. Bu açılmadan yüzde üç harika sonuç çıksa müthiş bir kazanç memleketimiz için. Çok önemli sanatçılarımız dünyanın her yerinde sergi açıyor artık. Bundan on yıl önce bu düşünülebilir miydi?
Haldun D: Galericilik henüz Türkiye’de yeni. Galerilerin çoğu beş yaşından daha genç. Türkiye’ye bir uluslararası ilgi var. Ama Türkiye henüz bu ilginin gerektirdiği altyapıyı kuramadı. Sadece galericilik değil, eser nakliyeciliği, çerçeve, sanat eseri sigortası... Bütün sektör yeni oluşuyor. Seyirci de yeni oluşuyor. Edebiyat takipçisi vardı, sinema seyircisi vardı ama sanat takipçisi yeni oluşuyor. 1984’te galeriyi kurduğumuzda 100-150 sanatçıdan söz ediyorduk.
Alev E.: Sanat satıp alan iki bin kişiyi geçmez demiştin o yıllarda. Yatırım olarak gören de çok var artık. Ben bu resmi sevdiğim için alıyorum diyenlerin sayısı acaba ne kadar?

Bir eseri sırf koltuğun rengine uyduğu için alan sayısı azaldı mı?

Alev E.: O daha doğru bir şeydi belki biliyor musun? Hiç olmazsa o severek alıyor (gülüyor). Bedri Baykam’ın böyle bir yazısı vardır. “Büfenin üstüne şık durur diye almak belki daha namuslu bir davranıştı” diyor. Çünkü o durumda bunu diyen kültürsüz belki ama en azından özenti değil. Daha dürüst geliyor bu bana da.

 

 


Etiketler: haber, haberler
©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.