Yasemin Bay

Türkiye ve Ermenistan arasında fotoğraflar aracılığıyla bir köprü kuruldu. Türkiye’den Nar ile Ermenistan’dan Patker fotoğraf ajanslarından beşer belgesel fotoğrafçısının ortak çalışması 29 Ekim’e kadar “Merhabarev” adı altında Erivan’da sergileniyor.

Heinrich Böll Vakfı’nın desteklediği proje kapsamında Türk fotoğrafçılar Erivan’ı, Ermeni fotoğrafçılar ise İstanbul’u belgeledi. Her fotoğrafçı kentin sosyal hayatını, mimarisini, eğlencesini, insanlarını, törenlerini fotoğrafladı. Türkiye’den Özcan Yurdalan, Serra Akcan, Kerem Uzel, Mehmet Kaçmaz ve Tolga Sezgin’in; Ermenistan’dan ise Karen Mirzoyan, German Avagyan, Ruben Mangasaryan, Melli Şişmanyan ve Anahit Hayrapetan’ın yer aldığı çalışma aralık ayında İstanbul’a taşınacak.

İki kopyası yapılan sergi Erivan üzerinden Kafkasları ve Rusya’yı, İstanbul üzerinden Avrupa’yı gezecek. Ayrıca proje Anadolu Kültür’ün katkılarıyla kitap halinde de yayımlanacak.

Yurdalan, önyargısız bakışın altını çizmeyi amaçlayan serginin temellerinin mart ayında Erivan’daki Kafkasya Medya Enstitüsü’nde düzenlenen “İthilaflı bölgelerde kültür ve sanat etkinliklerinin iyileştirici rolü” konulu konferans sonrasında atıldığını söylüyor.

'Güzel anılarla döndük’
Mehmet Kaçmaz’ın, “Biz yaşadığımız kentleri birbirimizin gözüne teslim ettik” dediği çalışma kapsamında Türk fotoğrafçılar 3 - 11 Mayıs, Ermeni fotoğrafçılar ise 26 Haziran - 3 Temmuz günleri arasında fotoğraf çekimlerini yaptı. Her grup birer yabancı olarak gittikleri kentleri nasıl gördüklerine dair bir belge ortaya çıkardı. Yurdalan, yaptıkları  çalışmayı ve nelere dikkat ettiklerini şöyle anlatıyor:

“Erivan ve İstanbul’un güzelliklerini çekmek değildi isteğimiz. Bu bir belgesel çalışma fakat zaman çok kısıtlıydı. Dolayısıyla fazla derine inemedik ama yüzeyde de kalmamaya gayret ettik. Sokaktaki hayatı fotoğrafladık.”

İlk kez gittikleri Erivan’da olumsuz hiçbir şey yaşamadıklarını vurgulayan Yurdalan, güzel anılarla döndüklerini belirtiyor: “Mesela Van ya da Malatya’dan göçmüşler, üç kuşaktır Ermenistan’da yaşıyorlar. Ama sorduğunda Vanlıyım diyorlar. Köklerinin hâlâ burada olduğunu düşünüyor ve öyle de hissediyorlar. Bize geçmişe dair pek çok anı ve yaşanan sorunlar anlatıldı. Ama hiç kimse sen soykırımcısın diye bir suçlama getirmedi. Sadece paylaşmak istediler acılarını. Gerçi nasıl ki Türkiye’de şiddet yanlıları varsa Ermenistan’da da var. Ama biz karşılaşmadık. Onlar da İstanbul’da öyle bir durum yaşamadılar.”

Yurdalan, aslında iki toplum arasındaki ilişkinin sanılandan, başka bir ifadeyle, siyasilerin perspektifinden daha normal olduğunu bir kez daha fark ettiklerini vurguluyor. Ayrıca Fransa’da Ermeni soykırımını reddedenlere yönelik yasanın kabulünü onaylamadıklarını da ifade ediyor: “En azından oradaki arkadaşlarımızla ilişkilerimizin bozulmasına izin vermeyeceğiz. Sokaktaki insanın gündemi siyasilerinkiyle aynı değil.”

Ruben Mangasaryan:

'Bu görsel bir diyalog’
Serginiz her iki ülke halkına neler getirecek?
Sergimiz Türkler ile Ermeniler arasında görsel bir diyalog niteliğinde. İki ulus olarak birbirimizden izole bir durumdayız. Bu da birinin diğerini daha iyi anlamasını engelliyor. Bu sergiden sonra insanların kültürler, gelenekler ve günlük hayat hakkında daha fazla bilgi sahibi olacağına inanıyorum.  

İstanbul’a gelmeden önce bir tedirginlik yaşıyor muydunuz?
Bu kadar açık kalpli insanlarla karşılaşacağımı ummuyordum. Çekim yaptığımız her yerde insanlar misafirperverdi ve yardıma hazırdı. Ermenistan’dan geldiğimizi söylediğimizde onlardan olumlu tepki aldık. İstanbul’da gördüğüm sıcaklık, iki ulus arasında bir diyalog başlatmanın tam zamanı olduğunu gösterdi.

'TOYOTA ile keşfedin' bloglarından
  • 'Kuşlar gidiyor' - Aydın Tiryaki (06.11.2006)