Pazar
04.12.2010 - 01:00 | Son Güncelleme: 04.12.2010-19:50

“Oğlum hapisteyken ölmem” diyen babasına yetişemedi

12 Eylül döneminde Almanya’ya giden Doğan Akhanlı, 87 yaşındaki babasını son kez görmek için 19 yıl sonra döndü, tutuklandı. Babasını o cezaevindeyken kaybetti. Duruşması 8 Aralık’ta...

Sitene Ekle

Miraç Zeynep Özkartal

10 Ağustos 2010, Sabiha Gökçen Havaalanı... Yuvarlak tel gözlükleri, fırça yüzü görmemiş saçları, sırtında çantasıyla bir adam 19 yıllık aradan sonra ülkesine ayak basar. Pasaportunu memura uzatır, adı bilgisayara girilir ve tutuklanır.
Adı Doğan Akhanlı. Yazar, çevirmen ve  insan hakları aktivisti. Arandığı suç, 1989 yılında Tahtakale’de soyulan bir döviz bürosunda Yaşar Tutum’u öldürmek... Bu soygun Akhanlı’nın bağlı olduğu iddia edilen siyasi örgütle ilişkilendirilir, suç “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”e dönüşür.
Bunca yıl sonra Doğan Akhanlı’yı Türkiye’ye getiren ise babasıdır. 87 yaşındaki Mahmut Nedim Akhanlı’nın sağlık durumu gittikçe bozulunca; oğlu onu son bir kez görmek için İstanbul uçağına biner. Tutuklanacağına ihtimal de verir aslında, Almanya ve Türkiye’deki arkadaşlarını uyarır. Ama “Ben nasıl olsa suçsuzum, elbet aklanırım” der ve vazgeçmez.
“Baba kurtulduk di mi?”
Burada durup filmi geri saralım...
Yıl 1975. Henüz 18 yaşındaki, Artvin Şavşatlı Doğan Akhanlı; bir derneğin bildirisini dağıtmaktan tutuklanır, beş ay Toptaşı Cezaevi’nde kalıp tahliye edilir.
Bu ilk tutuklanmasıdır.
İkincisi 18 Mayıs 1985’te gerçekleşir.
16 aylık oğlu Can ve Can’ın annesi Ayşe ile birlikte gözaltına alınırlar. Doğan Yurtsever Devrimci Gençlik Federasyonu üyesi, Ayşe ise TÜM-SAĞLIK-DER’in Merkez Yönetim Kurulu üyesidir.
Metris Cezaevi’nde Ayşe bir, Doğan üç yıl tutuklu kalır; cezaevindeyken evlenirler. Tahliye edilirler ancak 168’inci maddeden yargılanmalarına devam edilir. 1988’in ilk aylarında Doğan Akhanlı 20 yıl, Ayşe Akhanlı 13 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılır.
Kaçak yaşamaya başlarlar. Bu sırada ikinci çocukları Ceren doğar. Aile sürekli ev ve ad değiştirerek sürdürür yaşamını. 5 yaşındaki Can anne-babasının her evde başka adla çağrılmalarına alışır da, kendi adının değiştirilmesine razı gelmez bir türlü.
Ayşe ve Doğan’ın canına tak der bu yaşam; “Yurtdışına gidelim” kararı alınır. 1991’in sonunda, dostlarının yardımıyla sahte pasaportlar edinirler. Doğan Can’ı, Ayşe de Ceren’i alır, farklı uçaklarla Köln’e uçarlar. Can uçak havalandığında “Baba kurtulduk di mi?” diye sorduğunu hatırlamıyor bugün ama Türkçe konuşmayı reddetmesinde zihninin derinlerine attığı bu anının da etkisi olsa gerek.
Bir süre mülteci yurtlarında yaşarlar; 1996’da ona nefes aldıracak bir pencereyi keşfeder Akhanlı: Yazmak. Türkiye’nin yakın tarihini romanla anlatarak başlar yazmaya, yedi kitaplık bir külliyatı oluşur.

“Vatandaş olmadığıma göre ‘vatan haini’ de değilim”
14 Mayıs 1998’de Türkiye’den gelen haberle vatandaşlıktan çıkarıldığını öğrenir. En çok da babası üzülür buna... Telefonda “Üzülme baba” der, “Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığımda geri alırlar”. Bu iş Akhanlı’ya “Vatandaş olmadığıma göre ‘vatan haini’ statümü kaybetmiş olmalıyım” dedirtir. 10 Ağustos’ta Köln’den uçağa binerken belki de bu çıkarımına güvenir.
Çünkü “Yeniden vatandaşlığa alınmak için asla talepte bulunmayacağım” dese de, doğduğu topraklara dönmek ister. Almanya’da yaşarken hem annesini hem de çok sevdiği abisini kaybetmiştir. Bir kaybı daha binlerce kilometre uzakta yaşamak istemez ve 12 Eylül referandumu için propagandaların hız kazandığı, meydanların “12 Eylül’den hesap soracağız” diye inlediği bir dönemde; bir 12 Eylül mağduru olarak doğduğu ülkeye ayak basar.
Filmi tekrar bugüne saralım...
Doğan Akhanlı, 10 Ağustos 2010’da Sabiha Gökçen Havaalanı’nda tutuklanıp sorgulanır. 1992 yılında düzenlenmiş bir teşhis tutanağına dayandırılan kararla Tekirdağ Cezaevi’ne gönderilir. Avukatı Haydar Erol 20 ve 24 Ağustos’ta tutukluluk haline itiraz etse de ikisi de reddedilir. Tekirdağ’da tek kişilik bir hücrede “Ben suçsuzum” cümlesiyle baş başa kalır Akhanlı. Orada da yazar; hem roman hem de babasına mektuplar... Son kez görmek için özgürlüğünü riske attığı babasına her gün bir mektup yazar. Niyeti, cezaevinden çıkınca hepsini babasına vermektir. 

Babasının ölüm haberini yazan gazete önüne düştü
Ve 26 Kasım günü Mahmut Nedim Akhanlı’nın, eşinin ve bir oğlunun kaybı, diğer oğlunun yıllar süren hasretiyle yorulan kalbi durur. Doğan Akhanlı babasını göremeden onu kaybeder. Cenaze ertesi gün toprağa verilir.
Avukatı Haydar Erol, cezaevi yönetimine bu haberi Akhanlı’ya
28 Kasım’da bizzat vereceğini söyleyip saklamalarını rica eder. Yönetim saklar saklamasına ama Haydar Erol’un cezaevine gelmesinden 10 dakika önce yan koğuştaki mahkumlar, babasının ölüm haberini yazan Radikal gazetesini uzatırlar Akhanlı’ya...
Gücünün tükendiği bir an... “Doğan çıkmadan ölmeyeceğim” diyen baba bekleyememiştir oğlunu, oğlu ise “Babamın kalbi benim üzüntüme dayanamadı” suçluluğu içindedir.
İsyan eder Doğan Akhanlı. Avukatına  “8 Aralık’taki duruşmada ifade vermeyeceğim” der, “Adımı bile söylemem. Dayanamam, ağlarım. O heyetin karşısında küçük düşmek istemiyorum”.

Neyle suçlanıyor?
Tahtakale’de Yaşar Tutum’un sahibi olduğu döviz bürosuna 20 Ekim 1989’da silahlı üç soyguncu girdi. İçeride Yaşar Tutum’un yanında oğulları Mustafa ve Ünay da vardı. Çıkan arbedede soygunculardan biri ateş etti, Yaşar Tutum öldü. Üç soyguncu, arkalarında iki çanta bırakarak kaçtı. Çantadan, başka bir soyguna ait olduğu düşünülen planlar çıktı.
Olaydan üç yıl sonra çantadaki belgelerin, soyulması planlanan şirketin muhasebe müdürü Mehmet Fatih Çalışkan’a ait olduğu belirlendi. Çalışkan bunları Hamza Kopal’ın zoruyla hazırladığını açıkladı, Kopal gözaltına alındı. Sorgusunda bu soygunu örgüte mali kaynak sağlamak için Doğan Akhanlı’nın planladığını söyledi.
Savcılığın elinde bir de Yaşar Tutum’un oğullarına ait olduğu iddia edilen teşhis tutanağı vardı. Buna göre 1992 yılında Mustafa ve Ünay Tutum kendilerine gösterilen fotoğraftan soyguncu olarak Doğan Akhanlı’yı tespit etmişlerdi. Böylece Akhanlı’nın adı dosyaya eklendi.

Avukat Haydar Erol: “Aleyhinde delil yok, beraat bekliyorum”
Doğan Akhanlı’nın avukatı Haydar Erol 8 Aralık’taki duruşmada beraat kararı verilmesini bekliyor. Akhanlı ile Karadeniz Teknik Üniversitesi’ndeki öğrencilik günlerinden arkadaş olan Erol’a göre, tarafsız-bağımsız yargılamayla olması gereken bu; çünkü Akhanlı aleyhinde delil yok.
Haydar Erol’un mahkemeye de sunduğu belgelere göre; Kopal’ın “Soygunu Doğan Akhanlı planladı” ifadesini işkence altında verdiği Eyüp Adli Tabipliği’nin 8 Ocak 1993 tarihli raporuyla kanıtlandı. Kopal yurtdışında olan Akhanlı’nın zarar görmeyeceği düşüncesiyle onun adını verdiğini itiraf etti.
Akhanlı’nın fotoğrafını teşhis ettiği öne sürülen Mustafa Tutum da, Akhanlı’nın tutuklanmasından sonra 27 Ağustos 2010’da İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne “O tarihte tarafıma dosyadaki fotoğraf gösterilmemiştir. Bu fotoğrafı 13.08.2010 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ilk defa gördüm. Bu resimdeki kişinin soygun yapan kişilerden biri olmadığını net olarak söyledim” ifadelerini içeren bir dilekçe verdi.
Yani onu ihbar eden de teşhis eden de eski ifadelerinden vazgeçmiş durumda.
Bu dilekçede Tutum’un şöyle bir talebi var: “Gerçek suçluların bulunması için gereğinin yapılmasını rica ederim”. Haydar Erol, Tutum ailesinin Akhanlı’nın tutukluluğundan büyük üzüntü duyduklarını söylüyor, tabii kendi acıları tazelendiği için de üzgünler. “21 yıldır unutmaya çalışıyoruz” diyor Tutum ailesi, “Bizim ifademizden sonra çıkarsa Doğan bey bize teşekkür etmeye gelmesin, bu olayı hatırlamak istemiyoruz.”

Aydınlar yarın Doğan Akhanlı için buluşacak
Günter Grass’tan Günter Wallraff’a, Mikis Theodorakis’ten Edgar Hilsenrath’a, Yaşar Kemal’den Orhan Pamuk’a, Zülfü Livaneli’den Taner Akçam’a pek çok aydın “Doğan’a Adalet” adı altında açılan imza kampanyasına destek verdi. Vatandaşı olduğu Almanya’nın pek çok kentinde geceler düzenlendi, Köln’deki etkinliğe Mısır Çarşısı bombalaması davasında beraat kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından bozulan Pınar Selek de katıldı.
Doğan Akhanlı için adalet çağrısını yinelemek için yarın saat 11.00’de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde de bir basın toplantısı yapılacak. Toplantı çağrısını imzalayanlar arasında Adalet Ağaoğlu, Oya Baydar, Eren Keskin, Ragıp Zarakolu, Atilla Keskin, Oral Çalışlar, Bejan Matur, Cezmi Ersöz, Taner Akçam, Roni Margulies ve Ayşegül Devecioğlu da bulunuyor.


17 Mart 2010'da sinemalarda gösterime giren Turgut ÖZAKMAN'ın senaryosunu yazdığı filmin adıdır?
©Copyright 2010 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.