Pazar

17.01.2016 - 02:30 | Son Güncelleme: 17.01.2016-2:30

“Oyunculuk biraz gergin bir durum”

Fox’ta “Kördüğüm” adlı dizisi başlayan Alican Yücesoy, oyunculuğun biraz gergin bir durum olduğunu söylüyor; “Birisin ya, hani o yüzden elini kolunu nereye koyacağını bilemezsin başta, sonra rahatlarsın”

Sitene Ekle

ELİF İPEK TÜRER - ipek.turer@milliyet.com.tr

Alican Yücesoy’la yeni başladığı dizisi “Kördüğüm”ün çekildiği Kemerburgaz’daki sette buluşmak için sözleştik. İçeride hummalı bir çalışma, telaşlı koşuşturmacalar var. “Sessiz olalım”lar havada uçuşuyor. Biz de foto muhabiri arkadaşım Burcu ile erken gittiğimiz için oturup onları izliyoruz. Gözlemlediğim kadarıyla şunu söyleyebilirim ki ekip ve oyuncular birbirleriyle uyumlu ve iyi anlaşıyorlar. Biz de biraz geç kalsa da sonunda gelmeyi başaran Yücesoy ile sohbete başlıyoruz. Yücesoy röportaj bitiminde, “İnsanlar lütfen birbirlerini sevsinler. Çok da zor bir şey değil birini sevmek” diyor.

“Belçim’le oynamaktan çok keyif alıyorum”

-“Kördüğüm”de Umut karakterini canlandırıyorsunuz. Biraz bahseder misiniz  karakterinizden?

“Abi hep benim başıma geliyor böyle şeyler” diyen adamlar vardır ya, Umut da öyle bir tip. Çok da bencil bir herif. Uzun zamandır, oynadığım bir rolü bu kadar sevmemiştim çünkü artık konuşmayan, anlatmayan adamlardan, rol kesen tiplerden çok sıkıldım. Ama iş başlamadan Endemol ve Ömer Faruk Sorak’la yaptığımız konuşmalar karakteri sevmem için bir sebep yarattı. Gezmeye başladım rolün içinde, odalarını bulmaya başladım, hiç bilmediğim yerlerini gördüm. Bu da bana oyun alanı yarattı.

-Aynı zamanda araba tutkunu bir adam. Siz de ilgili misiniz arabalarla?

Yok, hiç araba sevdalısı değilim. Hızlı araba sevmem, hızlı araba kullanmam.

-Karakterin bağlantısı ne arabalarla?

Babadan bir tamirhanesi var. Klasik arabaları modifiye ediyorlar, yeniden topluyorlar. Bak bu modifiye kısmını çok sevdim ama. Bir de bir şey denedim kendimce bu rol için, o denemenin olup olmadığını izledikçe göreceğim. Oynarken çok garip bir his gelir bazen insana ki bu benim çok nadir yaşadığım bir şeydir. O an gelir ve bütün duyargaların açılır. Bu, bu işi yapmamın da sebebi aynı zamanda. Oyunculuk dediğin hikaye biraz gergin bir durum çünkü. Birisin ya, hani o yüzden elini kolunu nereye koyacağını bilemezsin başta, sonra rahatlarsın. Ben de şu an birini oynamıyorum, biri oldum ve o olduğum adamla takılıyorum.

-Rol arkadaşlarınızla aranız nasıl?

İbrahim’le (Çelikkol) çok sahnemiz yok ama sık sık görüşüyoruz sette. Belçim’le (Bilgin) çok sahnemiz oldu. Daha önce tanışmıyorduk ikisiyle de ama özellikle Belçim’le oynamaktan acayip keyif alıyorum. O kadar pozitif ve o kadar açık ki bana karşı, hiç defansı yok, kendini kollamıyor. Çok iyi bir duygu ortaya çıkıyor gibi hissediyorum onunla oynarken.
Bir de şöyle garip bir şey oldu; ikinci set günü falandı daha ama sanki bayağıdır birbirimizi tanıyormuşuz ve bunu hiç bilmiyormuşuz gibiydi. Çok eski bir arkadaşımı yeniden bulmuşum gibi hissediyorum kendimi.

-Bir de “Ertuğrul 1890” filminde oynadınız. Nasıl bir projeydi sizin için?

Bekir Çavuş’u oynadım, kazada ölenlerden biriydim. İki yıl önce geldi bu proje bana. Genel olarak başka bir milletten bir adamın çektiği bir şeyde oynamak başka bir deneyim zaten. Aynı dili konuşmadığın ama aynı dille bir şey yaptığın bir sanat sinema. Orada işte bunu tam olarak anlıyorsun.

“Sakal bir hava katıyor galiba”

-Dizinin yanı sıra tiyatroya başlıyormuşsunuz. Belli ki çok yoğunsunuz, bunca şeyin arasında kendinize vakit
ayırabiliyor musunuz? Neler yapıyorsunuz o zamanlarda?

Uyuyorum. Öyle çok bir şey yaptığımı söyleyemem inanın, evde vakit geçiriyorum.

-Eğlenmek için de mi hiçbir şey yapmıyorsunuz gerçekten?

Ben çok normalim galiba ya da çok anormalim hiçbir şey yapmıyorum çünkü. En fazla arkadaşlarımla falan toplanırım, gidip bir şeyler içeriz, muhabbet ederiz, o kadar.

-İnternette hakkınızdaki şeyleri okurken sizi sakallı daha çok beğendiklerini fark ettim. Siz hangi halinizi daha çok beğeniyorsunuz?

Galiba ben de sakallı beğeniyorum. Böyle sakalı kesince de yakışıklı adamlar vardır ya, onlardan değilim. Sakalı kestiğim zaman öylesine bir adamım yani, sakal muhtemelen bir hava katıyor. 

“Oyunculuğun tam kalbi sevmektir”

-Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda Türkiye’nin en genç genel sanat yönetmeni oldunuz. Nasılmış genel sanat yönetmeni olmak?

Zormuş. Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda yeni oyunlar çıkartıyoruz. En yeni oyunumuz “Yanlışlıklar Komedyası” ve Yiğit Sertdemir’in “Yarın Başka Koruda”sı. Sonra Nurkan Erpulat’ın yönettiği, benim de oynadığım bir oyun olacak, provasına başladık geçen hafta “Gülünç Karanlık”, şubat sonunda çıkacak. Bir tane de Emrah Eren’in yönettiği bir oyun olacak.

-Siz de bunların başındasınız, işleyişinden sorumlusunuz anladığım kadarıyla ve bu da zor diyorsunuz...

Kesinlikle zor çünkü bir şekilde bir yere bağımlı bir yönetim oluyor, onu anladım. Sanat özgür olsun istiyoruz. Çok fazla şey istiyoruz, istiyormuşuz. Bu kadar fazla şey istediğimizi zannetmiyordum.

-Peki bu istekleri gerçekleştirebilecek misiniz?

Bilmiyorum. Bunu sanırım sezon bitince tam olarak söyleyebileceğim.

-Oyunculuk eğitimi de veriyor musunuz?

Bizim tiyatroda, ekip olarak dedik ki; “Bir konservatuvar öncesi hazırlık eğitimi verelim”. Çünkü verilen eğitimin çoğunda psikoloji, sosyoloji, felsefe yok. Yanlış bir şey söylemek de istemem ama ne yazık ki öyle. Bu hocalarla hiç alakalı değil, Milli Eğitim’in konservatuvarlara da dayattığı eğitim sistemiyle alakalı. Halbuki bunlar bize biraz empatiyi, birkaç açıdan bakabilmeyi kazandırır. Çok saçma sapan bir durumda ya da çok karşı çıkabileceği birini bile sevmesini öğretir. Bizim için bu işin tam kalbi sevmektir çünkü. 


©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.