Pazar

22.01.2012 - 02:30 | Son Güncelleme: 22.01.2012-2:30

‘Sevgilim rolüne sevgilimi önerdim, Ercan oyuncu oldu’

Bu yılın SİYAD ödüllerinde eve birer ödülle dönen bir çift var: Nazan ve Ercan Kesal. Ayrı ayrı filmlerdeki oyunculukları aynı jüri tarafından ödüllendirildi.

Sitene Ekle

Miraç Zeynep Özkartal/zeynep.ozkartal@milliyet.com.tr

 Nazan Kesal en iyi kadın oyuncu, Ercan Kesal ise en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini kazandı (Ercan Kesal ayrıca en iyi senaryo ödülünü de Ebru ve Nuri Bilge Ceylan ile birlikte aldı).
Onlara her bakışımızda gözümüz Nuri Bilge-Ebru Ceylan çiftini arıyor. Çünkü “Uzak”tan bu yana birlikte çalışıyorlar, her yıl Cannes’da kırmızı halıda da birlikte görüyoruz onları.
Nazan Kesal okullu bir oyuncu ama klinik psikolog olan Ercan Kesal çok sonra dahil oldu bu işe. Fakat her rolde olağanüstü bir başarı gösterdi.
Açıkçası Nuri Bilge Ceylan’ın basınla ilişkilerini baz alarak, yakın arkadaşlarından da benzer bir “mesafe” bekledim. Bu önyargım önce Ercan Kesal’ın web sitesinde cep telefonunu görmem ve numarayı çevirince bizzat karşımda bulmamla kırıldı. Tanışınca gördüm ki, tamamen yanılıyorum. Dayanamadım söyledim. “Nuri Bilge de öyle değildir” dediler, “Çok gırgırdır”. Bu kadarını benimsemekte güçlük çeksem de, Kesal çiftinin çok içten ve konuşkan olduğunu söyleyebilirim.

 

* Biz sizi yedi yıldır tanıyoruz. Öğrendim ki 1993’ten beri birlikteymişsiniz. Nasıl tanıştınız?

Ercan Kesal: Anadolu’da uzun yıllar hekimlik yaptıktan sonra istifa edip İstanbul’a geldim. Gelirken aklımda sinema yapmak vardı. Epeyce uğraştım, tırmaladım. Beni parasızlık bekliyordu, dayanmam lazımdı. Yapamadım, tekrar mesleğe döndüm. Poliklinikler kurdum, çok çalıştım. 1993’te arkadaşlarımla bir psikiyatri merkezi kurduk, orada “Tiyatro ve psikiyatri” başlıklı bir seminer düzenledik. Bir ortak arkadaşımızın davetiyle Nazan oraya geldi.
Nazan Kesal: Ben konservatuardan yeni mezun olmuş, İstanbul’a gelmiştim. Yeni mezun oyuncuların idealizminin fazlası vardı bende. Ama İstanbul’dan aldığım koku hiç hoşuma gitmiyordu. Bir özel tiyatroda oynuyordum. Oyunun müziklerini yapan Nurettin Özşuca sürekli ev arkadaşından bahsediyordu. Yani Ercan’dan. Tanışmadan önce hayran olmuştum dinlediklerimden.

* İlk görüşte aşk mı?

Nazan K.: Benimki biraz öyle.
Ercan K.: Ben bu sırada sağlık merkezi işletmeciliğine devam ettim. Ama bana yetmedi. 1995’te Paris’e gittim, dil eğitimi aldım. Yine kafamda sinema yapmak vardı. Param bitince geri döndüm.
Nazan K.: Ercan Paris’e gitti, ben de Devlet Tiyatrosu’na girip Diyarbakır’a... Sekiz yıllık bir Diyarbakır serüvenim var.

* Bu arada aşk devam mı?

Ercan K.: Devam. Ama ayrı şehirlerde. Ben 1997’de bir hastane kurmaya kalkıştım, Özel Okmeydanı Hastanesi’ni. Çok zahmetli, yorucu bir işti. Hâlâ da sürüyor.

* Ercan bey, sizi ilk hangi filmde gördük?

Ercan K.: “Uzak”ta. 2002 yılında Nazan Diyarbakır’dan İstanbul’a gelişlerinden birinde bir senaryo getirdi. Nuri Bilge Ceylan’ın “Uzak”ında oynayacaktı.
Nazan K.: Çekimlere başladık. Bilge (Ceylan) ertesi günün programını konuşurken dedi ki, “Yarın senin sevgilini oynayacak bir oyuncuya ihtiyacımız var”. Ben de nasıl bir tip aradığını sordum. “İşte” dedi, “Sevgili oynayacak. Seninle kafeden içeri girecek ve dışarı çıkacak.” “Hazırda sevgilim var zaten. İsterseniz tanıştırayım” dedim.
“İlk rolüm ‘bara giren kel adam’dı”

* Bu kadar basit mi?

Nazan K.: Tabii. “Fotoğrafı var mı?” diye sordu Bilge. Ben de hep taşırım Ercan’ın fotoğrafını yanımda, gösterdim. Baktı, “Gelsin” dedi.
Ercan K.: Demek ki neymiş, sevgililerinizin fotoğrafını yanınızda taşıyın.
Nazan K.: Bilge tamam deyince, “Zaten çekimden sonra beni almaya gelecek, tanışmış olursunuz” dedim. Bilge “Yarın takım elbiseyle gel” dedi. Ertesi gün sete geldiğimizde Ercan’ın yanında sekiz ayrı takım vardı!
Ercan K.: Bir yandan da çalışıyorum. Soruyorum, “Nazo, bu adamın mesleği ne?”.
Nazan K.: Adam sadece bir kafeye girip çıkacak, sorduğu sorulara bak.
Ercan K.: Olur mu? Mesleğini bileyim ki fular mı takayım, kravat mı karar vereyim. Bunlar hep kafamda. Evdeki takım elbiselerin hepsini toparladım, sete gittim. Bilge’ye göstermeye başladım. Bilge baktı, “Üstündeki iyi ya” dedi. Bendeki hayal kırıklığını düşünebiliyor musun? Şimdi IMDB’ye bakıyorum, oynadığım filmler arasında “Uzak” da var ama rol “Bara giren kel adam”...

* Ne zaman seyrettiniz kendinizi?

Ercan K.: Aradan neredeyse iki yıl geçti, Bilge “Filmi Cannes’a seçtiler” dedi, “Gelmek ister misiniz?” Filmi de ilk kez Cannes’da gördük.

 

“Ercan bir şey anlatırken herkes soluksuz onu dinler”

* Bu kadar iyi bir oyunculuk bekliyor muydunuz eşinizden?

Nazan K.: Bir anlatıcı tarafı var Ercan’ın, annesinden geliyor. Temaşaya yatkınlığı var diyeyim. Ercan bir şey anlatmaya başladığında sofrada herkes çatalını bıçağını bırakır, soluksuz onu dinler. Hayatta zorunluluklarıyla hayalleri arasında sıkışıp kalmış bir insan Ercan. Şimdi o zorunluluklar biraz daha geri planda kalıyor, hayallerini yaşamaya başladı.
Ercan K.: Yaş 52 oldu bu arada... Benim düşüncem şu. Çehov okumayan bir doktor, kötü doktordur. Resim sergisine gitmeyen bir avukat, çok kötü bir avukattır. Şiir okumayan bir senarist zaten senaryo yazamaz. Bütün bu rabıtalar aslında tek bir amaca hizmet eder: İyi adam olmak. İyi bir adam olursanız iyi bir senarist olursunuz. İnsan bu hayatı iyi yaşamaya çalışırsa zaten iyi oyuncu olur.

* Nuri Bilge Ceylan’ın çekmediği filmlerde de oynadınız. Bu, sınavı geçtiğiniz anlamına mı geliyor?

Ercan K.: “Vavien”de oynadım. Evden kaçtım yani. Kendime başka kısmetler aradım. Yağmur Taylan benim psikiyatri merkezinde ortağımdı zaten. Fakat geri döndüm. Çünkü aynı hikayeyi paylaşmak anlamında beni çok iyi anlayan, kendimi çok iyi ifade ettiğim biri Bilge.

“Önce ben onunla gidiyordum, bir süre sonra Nazan benim kontenjanımdan Cannes’a geldi”

* Zamanla bir Ceylan-Kesal ortaklığı doğdu. Mesela Cannes Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’ı sizsiz hiç görmedik.

Ercan K.: Biz “Uzak”tan sonra sık sık birlikte olmaya, evlerimize gidip gelmeye, sohbetleri paylaşmaya başladık. Benim birikmiş bütün hikayelerim döküldü. Zaten anlatmayı seven bir adamım, hazır dinleyen de var...
Nazan K.: Bu arada biz 2005’te evlendik, 2006’da Poyraz doğdu. “İklimler” filmiyle ikinci kez Cannes’a gittiğimizde ben hamileydim.
Ercan K.: 2008’de “Üç Maymun”la gittik, bu kez Nazan benim karım kontenjanından geldi.

* “Üç Maymun”un künyesinde adınız hem oyuncu hem senarist olarak geçiyor. Minicik bir figürasyondan sinema ortaklığına nasıl sıçradınız?

Nazan K.: Yine ben vesile oldum. Biz Ebru (Ceylan) ile kardeş gibiyiz, çok sık görüşürüz. “İklimler” sonrası bir arayış sürecine girdiler, bir gün dedi ki “Senaryo ilanı verdik. Artık Bilge ve benim dışında bir göze ihtiyacımız var”. Ben de “Ercan da yazsın” dedim.

* Böyle bir isteği var mıydı? Nereden çıktı bu öneri?

Nazan K.: Ercan’ın yazdıklarını çok seviyordum çünkü. Poyraz doğduğunda yazdığı yazıyı her okuyuşumda gözümden yaş süzülür.
Ercan K.: Bana üç-dört sayfalık bir öykü verildi, örnek bir diyalog yazdım. Sevdiler ve o üçlü çalışmamız başladı. Ben orada öğrendim bir metnin senaryoya nasıl dönüştürüldüğünü. Ve ortaya “Üç Maymun” çıktı.

* Patron rolünü başından itibaren kendiniz için mi yazdınız?

Ercan K.: Yok canım. Casting çalışması yapılırken hep oradaydım. Şoför aranırken patron oluyordum, patron aranırken şoför... Herhalde performansım Bilge’nin dikkatini çekti, “Patronu sen oyna” dedi bana.
Nazan K.: Aslında Ercan o güne kadar oyunculuğa sıcak bakmıyordu. O akşam hatırlıyorum, eve geldi, “Nazo, Bilge filmde patronu oynamamı istiyor” dedi. Ben çok heyecanlandım. “Ben oyuncu değilim ki” dedi. “Ne güzel işte, Bilge sana bunu teklif ettiyse inandığı için etmiştir”.

* Neye dayanarak cesaretlendiriyorsunuz?

Nazan K.: Tamamen Bilge’ye dayanarak! O ışığı görmediyse Ercan’la yola çıkacak biri değil. Bilge’nin karar verme süreci çok uzun, iyi tanıyorum. Oyunculuk kariyeri böyle başladı.

* “Uzak”a sekiz takımla geldiğinize göre bu rol için neler yaptınız Allah bilir.

Ercan K.: Şunu öğrendim ki, bunu dert etmemem lazım. Rol yapmaya çalışmamam lazım. Bir şeyi taklit etmeye başlarsan kamera canına okuyor.
Nazan K.: Bir el kamerasıyla bir hafta çalıştık. Kendisi de gördü neyin olmaması gerektiğini. Zaten Bilge’yle çalışmak bir oyuncuya bir fırın ekmek yedirir.

Ercan Kesal
“Cep telefonum internette var, bana her isteyen ulaşır”

* Nuri Bilge Ceylan ne kadar ulaşılamazsa siz de tam tersisiniz. Web sitenizde cep telefonunuz yazıyor.

Doktorum ama ben. Oyunculuktan önce koymuştum oraya, çıkartmadım. Taşradaki hastanecilik neyse, Okmeydanı’nda da onu yapıyorum. Orası küçük birer Sivas, Giresun, Erzincan... İstanbul değil ki. İnsan ilişkileri aynen taşrada gibi yaşanır. Sana ulaşmak ister, yoksa küser. Pazar akşamı 10’da arar mesela, “Abi nerdesin?” İsmini de söylemez. “Evdeyim”. “Hastaneye uğradım yokmuşsun, niye yoksun abi?”. “Yemek yedim, uyuyacağım. Biliyorsun değil mi, doktorlar da uyur”.

* Hastalarınız seyrediyor mu sizi?

Gazetelerde görüyorlar ama filmlerimi seyrettiklerine ihtimal vermiyorum. Zaten kaç kişi seyredecek bizim filmi, Piyalepaşa’daki ne kadar denk gelmiştir bilmem.

Nazan Kesal

“Ercan’ın töre cinayeti senaryosunu mastır tezi olarak çekeceğim”

* Şu sıralar ne üzerinde çalışıyorsunuz?

Nazan K.: “Hiç Kimsenin Öyküsü” adlı bir oyun yönetiyorum. Savaştan dönen iki askerin trende karşılaşması ve eve dönüş hikayeleri. Kadir Şendil ve Görkem Arslan oynuyorlar. Mart sonunda çıkacak oyun. Henüz tiyatromuzun adı da yok, yeni kuruyoruz.
Ercan K.: İki projem var. Biri kendi senaryom. Kültür Bakanlığı’ndan destek aldım, teslim de ettim. Çekilebilir hale getirmek için yeniden ele almam lazım. Kendim çekmek istiyorum. Bu arada Mahmut Fazıl Coşkun’la “Yozgat Blues” adında bir filme başlayacağız. Orada bir şarkıcı var, başrol. Onu çalışıyoruz, çekimler baharda başlayacak. Sakalımın sebebi o. Belki top sakal olacak, belki bir peruk...
Nazan K.: O halinle eve gelme istersen...
Ercan K.: Bir yandan hastane var, bir yandan da Yeditepe Üniversitesi’nde sosyal antropoloji doktorası yapıyorum.
Nazan K.: Ben de Beykent Üniversitesi Sinema TV bölümünde mastır yapıyorum. Tezim de bir kısa film çekmek. Ercan Kesal’ın senaryosunu çekiyorum şimdi. Töre cinayetlerine dair bir senaryo...

* Bütün bu işlerin arasında oğlunuz kendi kendine mi büyüyor?

Nazan K.: Ne olursa olsun, zamanımın çoğu onunla geçiyor. Önce anneyim.

* Oğlunuz Poyraz SİYAD’dan birer ödülle dönmenize ne dedi?

Ercan K.: Poyraz 6 yaşında. Annem bizimle yaşıyor, Poyraz ödülleri alıp anneme koştu: “Babaanne, bunlar ödül biliyor musun?”
Nazan K.: Evde ödüller sehpanın üzerinde duruyordu. Ben de kırılmasınlar diye kaldırayım dedim. Meğer kayınvalidem seyredermiş onları. Şimdi sehpanın üzerinde duruyorlar yine. 


Etiketler:
©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.