Cumartesi

23.11.2013 - 02:30 | Son Güncelleme: 23.11.2013-2:30

“Sevgiliyi oynayacaksam arada samimiyet olmalı”

“Su ve Ateş” filminde Özcan Deniz’le büyük aşk yaşayan Yağmur karakterini oynayan Yasemin Allen: “Elbette perdeye gerçekçi yansıması için aramızda bir şey yaşanması gerekmiyor ama karşımdaki oyuncu ile sevgiliyi oynayacaksam arada samimiyet olmasını tercih ediyorum”

Sitene Ekle

Aydil Durgun - aydil.durgun@milliyet.com.tr / @Aydil_d

Geçtiğimiz hafta vizyona giren Özcan Deniz filmi “Su ve Ateş”teki “su” Yasemin Allen. Özcan Deniz çok yerinde bir seçim yapmış, Allen gerçekten de su gibi... Hatta röportaj dönüşü yayın yönetmenim Aslı Çakır’a “Yeter artık güzel kadınlarla röportaj yapmak istemiyorum, onlarla yan yana fotoğraf çektirmek iyi gelmiyor bana” diye isyan ettim. Güzelliği kendisi gibi oyuncu olan annesi Suna Yıldızoğlu’ndan, yeteneği de öyle... Beş yıl önce “Elif” dizisiyle başlayan oyunculuk macerası ikinci sezonu devam eden “Merhamet” dizisinin nevrotik kızı Irmak’a kadar geldi. Şimdi ise ilk sinema filminde Yağmur karakteri olarak karşımızda.

“Su ve Ateş” filmi için Özcan Deniz’le nasıl bir araya geldiniz?

Reklamdan görmüşler beni önce, sonra diziyi de izlemişler. “Merhamet”te çok soğuk ve dişi birini oynuyorum. Reklam filminde de saftirik ama dişi bir kızı oynuyorum. Özcan’ın “O naifliği, masumiyeti verebilir mi?” gibi soruları olmuş ama tanışınca tamam demiş.

 Daha önceden izler miydiniz Özcan Deniz’in filmlerini, dizilerini?

Evet, yaptığı işlerden haberim vardı. Çekimler öncesinde sinema üzerine konuştuk uzun uzun. Sete girmeden birbirimize ısınalım istedik. Aynı zamanda partnerim olacağı için aşmamız gereken duvarlar vardı, birbirimize alışmamız gerekiyordu.

 İlk sinema filminiz. “İlk kez beyaz perdede görecekler beni, özenli davranmalıyım” gibi kaygılarınız oldu mu?

Büyük bir proje olduğu için beklenti de çok yüksekti ama bundan korkmadım. Bana pozitif bir şey gibi geldi. Küçük bir projeyle deneme yapmak istemedim. Ben hayatımda hep büyükten başlamışımdır. Bu fırsat karşısında da korkmadım. Bu projenin ilk sinema filmim olmasından çok memnunum. Karakterdeki değişimler hayatımla uyumluydu. Londra’da çekiliyor olması, bazı diyaloglar...

 Özcan Deniz’le çalışmak nasıl?

Sorumluluğu çok ağırdı ama bu kadar yükün altından inanılmaz bir şekilde kalktı. Oyuncu olarak da bir partnerden isteyebileceğin her şeyi yerine getiriyor.

 Sevgiliyi oynayınca elektriğinizin tutması daha önemlidir değil mi?

Evet, bunun gerçekçi yansıması için gerekli. Elbette bunun yansıması için gerçekten aramızda bir şey yaşanması gerekiyor anlamına gelmiyor bu. Yoksa partneri oynayan bütün oyuncular gerçek hayatta âşık olurlardı. Şu an “Merhamet”te Irmak diye hasta bir karakter oynuyorum. Bu insanlara daha kötü davranacağım anlamına gelmiyor. Ama karşımdaki oyuncuyla sevgiliyi oynayacaksam arada samimiyet olmasını tercih ediyorum.

 Filmde Yağmur ile Haşmet’in tanışma şekli çok romantik. Onu izleyip de “ay ne güzel demeyecek” kadın yoktur herhalde ama çok olabilecek bir şey gibi değil, sadece filmlerde olur dedirten cinsten...

Evet masalsı biraz. Özcan’la konuştuk bunu, herkesin hayalidir herhalde. Ama bence olabiliyor. Benim öyle arkadaşlarım var, inanılmaz bir aşk yaşıyorlar ve “Nasıl tanıştınız?” diye sorunca birbirlerine bakıp gülümserler; bilirsin ki altında çok tatlı bir hikaye var. Filmlerde büyük aşkları görüp beklenti içine giriyoruz, olmayınca hayal kırıklığı yaşanabiliyor ama böyle hikayeler var.

 Sizin başınıza geldi mi böyle romantik bir hikaye?

Yok gelmedi. Herkes yok öyle bir şey diyor ama ben inancımı kaybetmemeyi tercih ediyorum. Bir gün olabilir. “Olmayacak, hayır, gerçek hayatta aşklar bu kadar güzel değil” diye düşünürsem öyle olur tabii. Böyle düşünüp mantıklı bir ilişkiye gireceğim ve aslında çok daha tutuklu bir şey yaşayabilecekken kendimi kısıtlayacağım. Sonra yalnız kalma korkusuyla en iyi ikinci opsiyona razı olmak istemiyorum.

 Sizin bu açıdan algılarınız açık o zaman, böyle bir şey olabileceğine inandığınız için...

Evet ama peşinden de koşmuyorum, “Ay acaba bugün mü tanışacağım onunla?” diye gezmiyorum.
Şu an zaten aşka verecek enerjiyi hissetmiyorum kendimde. İşime odaklıyım, bencil olmam gereken bir dönemdeyim, yazık olur.

 “Merhamet”te canlandırdığınız Irmak’tan dolayı sokakta kendini izlediği diziye fazla kaptıran seyirci tepkisi aldınız mı?

Bana olmadı. “Çok kızıyorum sana” diyenler olsa da daha sempatik yaklaşıyorlar. Anlıyorlar onu, empati kurabiliyorlar. Aşk acısından dolayı saçmalamanın ne demek olduğunu bilen çok kadın var.

 Anneniz onun izinden gidişinizle ilgili ne düşünüyor?

Bizim Avustralya’ya gitme sebeplerimizden bir tanesi benim küçük yaşta bu piyasanın içine girmemi istemeyişiydi. Kardeşimle benim rahat bir gençlik yaşamamızı istedi. Beni fırsatçı insanlardan, egonu şişirip seni kullanmaya çalışacak insanlardan korumaya çalıştı. Onun dışında sanatsal açıdan hep destekledi.

 Kardeşinizin birkaç fotoğrafını gördüm, onunla da birbirinize çok benziyorsunuz...

Canım benim ya... Onu da İngiltere’ye gönderdik şimdi, müzik okuyor. Onun sevgisi apayrı bende. Korumacı hissediyorum bazen ona karşı. Çok zeki bir çocuk, oturup bir şeyler anlatıyor bazen, “ben 17 yaşındayken bunları söylüyor olsaydım keşke” diye düşünüyorum.

“Oyunculuk terapi gibi geliyor bana”

 Çocukluk hayaliniz miydi oyunculuk?

Özel bir çocukluk hayalim yoktu ama dönüp baktığımda beni oyunculuğa yönlendirmiş birçok alışkanlığım vardı diyebilirim. Her hafta neredeyse farklı bir karakter yaratıp onu oynardım. Arkadaşlarımı da sen onu oyna, bunu oyna diye yönlendirirdim. “Annem de oyuncu diye mi bu mesleği seçmek istiyorum, bu benim için ne ifade ediyor?” gibi bir sürü sorgulamadan sonra tesadüfen vardığım bir nokta oyunculuk. Kim olduğumu seçme sorumluluğu bana ağır geldiği için, bir şey olmak zorundayım ben demeden yapabileceğim tek iş olduğunu fark ettim. Farklı farklı insanları canlandırabileceğim bir seçenek vardı önümde. Zaman tükeniyor, ben kim olmak istiyorum,
ne yapmak istiyorum gibi sorularla daha
iyi başa çıkabilmem için bir fırsat...
Özümü bulmamda da yardımcı oldu. Terapi gibi oldu benim için.

“Rahatsız edilmemek için mini etek yerine pantolon...”

 Avustralya’da geçirdiğiniz yıllarla ilgili “Genç bir kız için özgür bir ülke. Tabu yok, rahat büyüdüm” demişsiniz. Buraya geldiğinizde zorlandınız mı?

Bir ayarlama yapmak zorunda kaldım ama bir yandan da güzel dersler alıyorsun bu olaydan. Avustralya çok ekstrem o açıdan. İçki kültürü çok genç bir yaşta başlıyor. Evet kendi sınırlarını zorlayabiliyorsun ama orada da kaybolma olasılığın var. Buraya dönmek beni de biraz dizginledi. Biraz da alışıktım tabii, Türkiye’nin nasıl bir yer olduğunu biliyordum. Buraya dönüp aynı şekilde yaşayacağımı düşünmedim.

 Türkiye’de genç bir kadın olmak zor. Oranın rahatlığından vazgeçmek zor gelmedi mi?

Geldi tabii. Giyim kuşam mesela... O alışkanlıklarımı bayağı değiştirmek zorunda kaldım. Bunun ne rahatlıkla ne tabularla ilgisi var. Bir erkeğin sokakta yürüyen bir kadına laf atmak gibi bir hakkı yoktur. Maalesef senin üzerine gelen bir erkek enerjisi olduğu için tamam ben mini etek değil, pantolon giyeceğim demeye başlıyorsun. Sırf rahatsız edilmemek için... Bu biraz sinirimi bozdu çünkü bu benim rahatım bozuluyor diye bencilce yaptığım bir şey değil. Bu kadına yapılan bir haksızlık. Yoksa kültürlere saygı tabii ki önemli.

“Aksan koleksiyonu yapıyorum”

* Şu aralar çok yoğun olduğumdan boş zamanlarımı uyuyarak geçiyorum. Ama genelde 24 yaşında bir kızın yapacağı şeyleri yaparım; arkadaşlarımla vakit geçiriyorum, spor yapmaya çalışıyorum, kitap okuyorum, film izliyorum.  
* Gece eğlenmeye çok çıkmıyorum artık İstanbul’da. İçki içeceksem, arkadaşlarımla eğleneceksem sürekli omzumun üzerinden bakmak istemiyorum. Sosyalleşiyorsun, hiperaktifsin, belki biraz içki içiyorsun... O an planlı düşünmek istemiyorsun ama maalesef kameralar geldiği zaman devreye giren  otokontrol can sıkıcı bir şey. Eğlenmeni de engelliyor.
* Genelde salonda spor yaparım ama yürüyüşe çıkmayı da çok severim. Sahilde yürürüm, denize yakın olmak önemli benim için. Kulağımda kulaklık olur hep. Bugünlerde Moderat’ın yeni albümünü dinliyorum. Arctic Monkeys de çok iyi. Arcade Fire’ın yeni albümü şu aralar en çok replay tuşuna bastığım albüm oldu.
* İtalyan yemeklerine bayılıyorum. Deniz mahsullü linguini özellikle... Makarnalara karşı zaafım var.  Boğaz’da kahvaltı yapmayı çok seviyorum. Çok klişe olabilir ama gerçekten eşsiz bir şey.
* Aksan koleksiyonu yapıyorum diyebilirim İngilizcede. En son Güney Afrika aksanının pratiğini yapmaya başladım. Rus aksanı, Fransız, Alman... Kendi kendime çok konuşurum ben, o vakti iyi değerlendirmek için belki ileride bir projede kullanırım diye aksan çalışıyorum.


Etiketler:
Argoda 'yok' anlamına gelen sözcük hangisidir?
©Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.