Cumartesi

16.06.2012 - 02:30 | Son Güncelleme: 16.06.2012-2:30

‘Takside, restoranda şarkıma denk gelince çok utanıyorum’

Bu yıl Altın Kelebek ödül töreninin en çok konuşulan isimlerinden biriydi Gökçe...

Sitene Ekle

GÜLİZ ARSLAN / gulizarslan@gmail.com

Sirk temalı gösterisi kadar aldığı En İyi Çıkış Yapan Solist Ödülü de çok konuşuldu. “Geçtiğimiz yıl üçüncü albümünü çıkardı, neden hâlâ en iyi çıkış yapan ödülü veriliyor?” gibi yorumlar yapıldı. Gökçe’yle ödülle ilgili ne düşündüğünü sormak üzere buluşuyorum. Geçen yıl bu zamanlar her yerde “Tuttu Fırlattı” çalıyordu. Bugünlerde sıra, albümün ikinci hiti “Ne Yapardım”da... Şarkıda “Onu bir gün görmesem / Sesini duymasam / Ne yapardım bilmem” diyen Gökçe’ye soruyorum; “Onu bir gün görmesen, sesini duymasan ne yapardın?” Kısa bir an duraksayıp gülerek yanıt veriyor: “Oturup ağlarım, yapacak bir şey yok. Bitmişse biter.”

Altın Kelebek’teki performansınız çok konuşuldu. Nasıl hazırlandınız?

Altın Kelebek ekibinden performans teklifi geldiğinde aklımıza sirk fikri geldi. Bu fikri sahneye taşıyabilmek için sirk sanatları grubu ile çalıştık. Dansçılarımız da ekibe eklendikten sonra iki şarkı için özel bir koreografi çalışıldı. Tanju Babacan da özel bir kostüm hazırladı. Onun kostümüyle renkli bir kelebek oldum. Törenden bir gün önce son provalarımızı yaptık. Rahat takılıyormuş gibi görünüyorduk ama adımlarımızı bile sayıyorduk gösteri anında.


 Performanslarınızın şov ağırlıklı olmasını seviyorsunuz değil mi?

Orkestra normalde 11 kişi, elimde olsa 30 kişi dolaşacağım ama her zaman büyük sahneler olmadığı için olmuyor. Önümüzdeki sezon büyük sahnelerde büyük şovlar yapmak istiyorum.


 En iyi çıkış yapan ödülünü aldınız ama “Gökçe yeni çıkmadı ki...” gibi yorumlar yapıldı...

Ben de gördüm, “Dört sene oldu ne çıkışı?” gibi şeyler yazmışlar. Ama bu ödül daha çok ‘2011’in en çok dikkat çeken’i gibi bir ödül. Müzik kanalı ödülü değil. Ben esas çıkışımı geçtiğimiz yıl “Tuttu Fırlattı”yla yakaladım. Hürriyet okurları da 2011’in en iyi çıkış yapanı olarak beni görmüşler, sağolsunlar.


Ödülü Halil Sezai’yle paylaştınız. Sever misiniz onun müziğini?

Çok içten okuduğu için seviyorum. Ben tekniğe çok takmadan gerçekten hissederek söylemeye çok önem veririm. O da çok içten, ağlayarak falan söylüyor, o yüzden seviyorum.


 “Tuttu Fırlattı”dan sonra “Ne Yapardım” da radyolarda en çok çalınan şarkılardan biri oldu. Tutacak şarkı yazmanın formülünü buldunuz mu?

Beste yapmak için hiç uğraşmıyorum. Kendisi gelirse geliyor. Hiç kasmıyorum. “Ne Yapardım” E5’te araba kullanırken bir anda çıktı. Hemen telefonumu alıp kaydettim. Hiç oturup kasmadım.


Ya bir gün gelmezse diye endişeleniyor musunuz?

Gelir gelir. Çünkü onun doğuştan olduğuna inanıyorum. Hiçbir formulüm yok. Hop diye çıkıyor ama tabii şarkının diğer yerlerini çalışıyorum.


Şarkıyı yaptıktan sonra tutup tutmayacağını kestirmek mümkün oluyor mu?

“Ne Yapardım”ın tutacağını düşündüm ama açıkçası bu kadar tutacağını, marş olacağını ummazdım. Bas gitarist arkadaşımız geçen gece uyuyurken “Ne Yapardım”ı söyleyen bir grup taraftarın sesine uyanmış. Gece üçte. Rüya mı görüyor, sahnede mi anlamlandıramamış.


“İlkokulda bile kamera önündeymişim gibi hissediyordum”

 Takside falan denk geliyor musunuz kendi şarkılarınıza?


Geliyorum. Çok utanıyorum. Restoranlarda da bazen jest olsun diye çalıyorlar beni görünce ama aslında çok utanıyorum. Klibim çıkınca falan yerin dibine girmek istiyorum.


 Müzik yapılan bir evde büyümüşsünüz. Belli miydi nihayetinde sizin de müzisyen olacağınız?

Hep bir şey olacağımı hissediyordum. İlkokulda bile hep kamera önündeymişim gibi hissediyordum.
Ya tiyatrocu olacaktım ya müzisyen ya da ikisini birden. Güzel sanatlar mezunuyum, sanat yönetmenliği okudum. Oyunculuk dersleri de aldım. Seneye mutlaka bir müzikli oyunda yer almak istiyorum.


 Yeditepe Üniversitesi’nden mezunsunuz. Mezun olduğunuz okulun bahar şenliklerinde sahne almıştınız. Ben de oradaydım o gece. Nasıl bir duyguydu?

Aa gerçekten mi? O zamanlar daha yeni çıkmıştım. Çok duygulandığımı hatırlıyorum. Çocukluğumun geçtiği Marmaris Meydanı’nda çıktığımda da çok duygulanmıştım. Hele Galatasaray Meydanı’nda çıktığımda bittim zaten. Hep arkadaşlarınla
buluştuğun yerde sahneye çıkıyorsun, tramvay
geçiyor falan. Müthiş bir duyguydu.

“Tanju Okan gibi, hissederek söylemeye çalışıyorum”

* “Tuttu Fırlattı” ve “Ne Yapardım”dan sonra başka hitler de çıkacak bu albümden. Elimizden geldiğince çok klip çekeceğiz. Çok inandığım şarkılar var, onları harcamak istemiyorum. Hepsi birer birer tutacaklar.


* Bu hafta “Oh Olsun”a klip çekiyoruz.
O daha naif, eski Türk filmi şarkılarını andırıyor. Seksendört’ün solisti Tuna Velibaşoğlu’nun bestesi. Şarkıyı yapmış “Bunu Gökçe söylemeli” demiş. Bana hediye etti sağolsun, çok da oturdu bana.


* Twitter’ı inanılmaz seviyorum. Orada çok doğalım. Epey fotoğraf da paylaşıyorum. Hatta bazen durduruyorlar beni. Gerçekten soru sorulduğunda cevap veriyorum ama “N’aber?” gibi şeylere cevap vermiyorum.


* Her gün ağlayacak bir şeyler bulabiliyorum. Haberleri izlerken özellikle çok ağlıyorum. Üzüntülüyken hiçbir şey yapmam. Telefonları da açmam. Sadece yatarım. Hareket edemem. Beste de yapmak istemem o yüzden. Bir sürü insan asıl öyleyken yazar ama ben hiçbir şey üretemem. Slow şarkılarımı bile çok enerjikken yazıyorum.


* Oyunculuk teklifleri çok gelmişti. Ama ben müzikte bir yerlere gelmek istediğim için kabul etmedim. Diziye başlayınca konserler de ister istemez aksayacaktı. Ama bazı dizilerin haftada üç-dört gün çekimleri oluyor. Koşulları öyle olsa, rol de bana uygunsa oynamak isterim. Ama oynayacağım rolün şarkıcı yönüme zarar vermemesi lazım. Çünkü bizim insanımız seni o roldeki insan zannediyor. Bu şarkıcılık kariyeri için tehlikeli olabilir.


* Tanju Okan hayranıyım. Onu örnek alıyorum. Ben de onun gibi, şarkı söylerken ağlıyorum, gülüyorum... Elimden geldiğince hissederek söylemeye çalışıyorum.

“Benim de bir ‘Şapkasız çıkmam abi’ durumum var”

Giyim kuşamınızla kendiniz mi ilgileniyorsunuz?

Kendim de ilgileniyorum. Ama mesela Altın Kelebek’te Tanju Babacan’la çalıştım. Onunla çılgınlığımız inanılmaz uymuş durumda. Dönem dönem Aslı Jackson’la çalışıyorum. Kıyafetimin müziğime uymasına dikkat ediyorum. Balkan müziğine yakın bir müzik yaptığım için bol, uzun etekler kullanıyorum. Şapka vazgeçilmezim. Mazhar Alanson gibi bir “Şapkasız çıkmam abi” durumu var. Benimle bütünleşti zaten. Şapkasız kendimi çıplakmışım gibi hissediyorum.


 Spor ya da özel bir diyet yapıyor musunuz?

Spor yapmıyorum, hiç sevmiyorum. Ama bisiklete biniyorum. Nüfus müdürlüğüne bile bisikletle gidiyorum. Hep ev yemeği yiyorum. Vaktim varsa kendim yapıyorum.


 Bakım yaptırıyor musunuz?

Krem sürmeye yeni başladım. O da çok eski ve ucuz kremler... Güneşe çıkmıyorum. Deniz kenarına dörtten sonra iniyorum. Gölgede oturuyorum. Eminönü’nde yaptırdığım özel güneş şemsiyem var. Onunla dolaşıyorum deli gibi. Teyzeler falan “Nereden aldın?“ diye soruyor (gülüyor). Haftada bir yoğurt ve yaş maya maskesi yapıyorum. Kan dolaşımını hızlandırıyor. Göz altına da morluğu ve torbalanmayı alsın diye kahve ile yumurta akı sürüyorum. “Tuttu Fırlattı”yı yazarken Esin İris’le suratımızda bu kahve-yumurta akı maskesi vardı (gülüyor).
 


Etiketler:
Felsefe ve edebiyatta şeytanı ve kötülüğü yücelten anlayışa ne denir?
©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.