Cumartesi
16.09.2017 - 02:30

1 milyar dolar telif

Müzik sektörü dijital platformlarındaki büyümeyle keyiflenirken sanatçı ve besteci tarafı da şu soruyu gündemde tutuyor: Gelirlerimiz ne zaman artacak?

Sitene Ekle
Müzik sektöründe bugün iki kalem hızla büyüyor ve gelir getiriyor. Dijital satışlar (artı stream) ve plak. Stream, müzik dünyasının lokomotifi oldu; geçen yıl stream ve dijital satışlar ilk kez dünyada fiziksel satışları solladı. Fiziksel satış dediğimiz, bugün artık kaset olmadığına göre CD’ler ve plaklar. İkinci hızla büyüyen kalem ise plak. Pastadaki payı hâlâ çok küçük ama kendi içinde giderek büyüdüğü de bir gerçek. Plak sektörü fiziksel satışlar içinde büyük bir ekonomi olmaya doğru gidiyor. Çünkü plak satışı, plak dinlemek için gerekli olan cihazların satışını da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla plak, dijital müziğe rakip değil. Tam tersi dijital müzik alanından pay kapmak yerine daha çok kendi pazarını yaratıyor. Çünkü insanlar plağı dijitale bir alternatif olarak satın almıyor. Dijitalde dinleyip, beğendikleri müziklerin bir de plak versiyonlarını edinmek istiyorlar. Bu tabloda sorulması gereken haklı soru “Peki sanatçılar, müzisyenler, yapımcılar bu sistemde gelir elde edebiliyorlar mı?”

“Maalesef hayır”

Hafta sonu Kadıköy Plak Günleri’ndeki söyleşide sorulan sorulardan biri buydu. Doğrusunu isterseniz plak konusuna meraklı insanların çokluğu ve bilgileri şaşırtıcıydı. Sorulan sorulardan biri “Peki müzisyenler para kazanabiliyor mu?” oldu.

Bu sorunun yanıtı Türkiye’de hayır. Maalesef. Ancak dünyada da büyük sıkıntılar ve anlaşmazlıklar var. Buna rağmen gelen bir haber sevindirici. En eski telif kuruluşlarından, 1939’dan bu yana faal olan ve ABD’de 800 binden fazla besteciyi temsil eden BMI (Broadcast Music, Inc.), bu yıl bir rekora imza attığını açıkladı. Dijital ve temsili haklardan doğan telifleri toplayan kuruluş, vergiler çıktıktan sonra 2017’de 1 milyar dolar dağıttığını duyurdu. Bu şu ana kadarki en büyük rakam. Rakip kuruluş Ascap’ın da benzer rakamları toparladığı düşünülürse müzikte sonunda gelirler hak edilen düzeylere ufaktan geliyor. En azından müzik sektörünün merkezinde bu gerçekleşiyor. Bu bahsedilen telif hakları satış bazlı değil ürünlerin radyo, restoran, otel gibi yerlerde çalınmasından veya televizyon, radyo ve dijital ortamlarda yer almasından doğan haklar.

Satışların düşmesiyle bu haklardan elde edilen gelirler daha önemli olmuştu. Türkiye’de ise bu işlerde, özellikle pratikte hayli gerideyiz. Yeni telif yasası da hep meslek kuruluşları aracılığıyla telif toplamaya yönelik önlem ve tedbirler alıyor. Ancak telif dağıtma konusu çok muğlak. Kim, nasıl, ne kadar dağıtıyor, bu konu hep sorunlu olmaya devam ediyor.

Dinlenmesi gereken 4 şarkı

“O Cometa” / Rodrigo Amarante: Netflix’in en fazla izlenen yapımlarından “Narcos”un bize tanıttığı bir isim, Brezilyalı besteci ve şarkıcı Rodrigo Amarante. Netflix dizisinin tema müziği olan “Tuyo” adlı şarkıyı seslendiriyor.  “Cavalo” albümü dinlenmeye değer.

“Pelas Tabelas” / Roberta Sa: Brezilyalı çağdaş şarkıcı söz yazarı ve besteciler arasında dolaşmak çok büyük bir keyif. Portekiz asıllı 28 yaşındaki sanatçının “Braseiro” albümünden insanı tropik alemlere götüren bir şarkı...

“Sangria” / Ceu: Brezilya’nın “serin” ve “cool” müzisyeni Ceu; caz, electronica, ambient arası gidip gelen farklı işlere imza attı. 2016 tarihli “Tropix” albümünden “Sangria” durumunu özetliyor biraz.

“Todo En La Vida” / Elia y Elizabeth: Kolombiyalı kardeşler Elia ve Elizabeth ‘70’lerden bu yana müzik yapıyor ve şarkılarında bizim Anadolu rock’ı andıran şekilde bir Latin rock yolundan gidiyorlar. Meraklısı için enteresan bir diskografileri var.

Orkestra yöneten robot

Yapay zekadan ufaktan korkmaya başladım ben. Geleceğe ve robotlara dair müzikal hayallerimde deli gibi gitar çalan ve imkansız sololar atan robotlar vardı, itiraf ediyorum. Ama orkestra yöneten “şef” robot hiç hesapta yoktu. Geçen hafta İtalyan Lucca Filarmoni Festivali’nin açılış konserini YuMi adlı robot şef yönetti. Andrea Bocelli’nin solist olduğu konseri hem de...

Robotların duyguları var mı sorusunun yanıtı olabilir mi bilmiyorum ama şef olmak demek, kuru kuru hıza ve performansa dayalı bir eylem değil. Yani insanlarla fiziksel alanda yarışan bir şeyden bahsetmiyoruz. Duygulardan bahsediyoruz. İsviçreli ABB firması tarafından üretilen bu robot beni hafiften işkillendirdi. Robotlar şef olmamalı desem robot hakları dernekleri kınama yayınlar mı? Bunu söylemenin ırkçılık olacağı bir gelecek mi bekliyor bizi? Gibi çılgın sorular...

 

 

©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.