toolbar

milliyet logosu
tusiad.jpg

TÜSİAD'sız TÜSİAD raporu

HASAN YAZICI

"TÜRKİYE'de serbest piyasa ekonomisinin uzun süreli kalıcılığının, ancak toplumsal uzlaşma için diyalog kanalları olan, mümkün olan en geniş katılımlı çoğulcu demokratik bir siyasal yapı içinde sağlanabileceği görüldü."
Yukarıdaki alıntı TÜSİAD 'ın "Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri" raporunun hemen girişinden. Raporun çıkış noktasının da özü.
Özetle, diyor TÜSİAD, Türkiye'de serbest piyasa ekonomisi artık gelişmiştir, ancak yeter derecede demokrat olmadığımız için tehlikededir. Ülkemizin mutlu geleceğinin temel taşı da bu serbest piyasa ekonomisi olduğundan demokratikleşmeye "şimdi" gerek vardır.
Raporun önsözü eğitici olmak amacı da güdüyor. Demokrasiyi iki bölüme ayırmış: ekonomik demokrasi ve siyasal demokrasi.
"Ekonomik demokrasi" kavramını doğrusu ilk kez duydum. Sosyal bilimci arkadaşlardan anlayabildiğim kadarıyla ekonomik etkinlikler ve zenginliklere çoğulcu bir yaklaşım demekmiş.
Raporu hazırlayanlar ülkemizde "ekonomik demokrasi" bakımından bir sorun olmadığı kanısında olsalar gerek, rapor boyunca bu konuya bir daha değinilmemiş.
Rapor demokratikleşmeyi üç bölümde inceliyor: I.Siyasal Boyut; II.İnsan Hakları; II.Hukuk Devleti. Üç bölümde de gerçekten birçok doğru var.
Siyasal partiler kanunu, seçim sistemi, TBMM 'nin işleyiş tarzı, milletvekillerinin yasama dokunulmazlığı, hükümet sistemi, sivilleşme sorunu, kamu yönetimindeki aksaklıklar, insan hakları, din hürriyeti, Kürt sorunu ve son olarak da yargı ile ilgili altı çizilenlerin ve sunulan çözüm önerilerinin büyük bir kısmına katılıyorum.
Ancak, hem de çok büyük puntoyla ancak, katılmadığım çok önemli bir nokta var.
Sıralananların büyük çoğunluğu demokratikleşme için gerekli ama yeterli değil. Sözü edilmeyen ise TÜSİAD 'ın en iyi bildiği şey: Para ve onun dağılımı. Raporda demokratikleşmenin ekonomik boyutundan adeta büyük bir titizlikle kaçınılmış.
Bu raporu hazırlayanlar eminim benden iyi biliyorlar ki son yılların Türk ekonomisi büyük bir ahlaksızlık ekonomisidir. Uzunca bir süredir bu fakir ülke dövize, Türk parası üzerinden dönüşümlü, yılda ortalama yüzde 30 dolayında bir faiz vermektedir. Aynı döviz kendi ülkesinde kaldığında alacağı faiz ise yılda yüzde 6 - 8'i geçemez.
Batılılaşmak için can attığımız çok doğru. Ama size sorarım, hangi aklı başında Batılı devlet yanıbaşında böylesine ahlaksız bir devridaim makinesinin çalışmasına süresiz göz yumar?
Bu işin bir yanı. Diğer çok acıklı bir gerçek ise söz konusu fahiş faiz farkının, bu kara para aklama ve katlama operasyonunun faturasının kime çıktığı.
Faturanın, büyük çoğunluğu TÜSİAD üyesi olan, banka sahip ve yöneticilerine çıkmadığı kesin. Öyle olsa gene aynı bankaların övünerek ilan ettikleri yıllık karlar gerçekleşemez.
Peki bu paranın kaynağı ne? Hangi akıl almaz yatırımlarla para ve zenginlik üretiyoruz da, el oğlunun verebildiği faizin en az beş katını veribiliyoruz? Hadi sıkılmadan söyliyelim.
Bu para olası iki yerden geliyor. Bir kaynak korkarım doğrudan bu milletin cebi. İkincisini ise artık sağır sultan dahi duydu. Türkiye'ye yılda milyarlarca dolar dolayında uyuşturucu madde nakliyeciliğinden kaynaklandığı kuvvetle varsayılan bir kara para, bir kısım utanmazlara göre "pansuman" kara para, giriyor.
Acaba, dersiniz, sakın bu faizlerin önemli bir kısmını da bu kara parayla ödüyor olmayalım?
Raporda çok haklı olarak siyaset - mafya - bürokrasi üçgeninden söz ediliyor. İş çevreleri kimi örnekte bu üçgenden çok mu uzak?
Raporda vergi adaleti, şöyle gerçekten Batılı anlamda bir vergi yasa ve uygulamasından da hiç bahis yok. Vergi adaleti olmadan demokrasi nasıl olur dersiniz?
Diğer bir konu. Bakın bu ülkede bir araba alırsınız. Arabanın motorundan, lastiğine, dikiz aynasına kadar herşeyi sermaye grubunun ürünüdür. Bununla da yetinilmez. Alıcı kredisini veren banka, hatta arabayı sigorta eden şirket de aynı grubun üyesidir.
Şimdi rapor sahiplerine soruyorum: Bu, hem de en ilkelinden, tröstleşme değil mi? Raporunuzda bireyin ticaret hakkına dair birşey göremedim. Acaba unuttunuz mu?
Bir yerde ara rejimlerden bahisle bunların laikliği sarsan dayatmalarından yakınıyorsunuz. Yerden göğe haklısınız. Ancak şöyle bir de içinize dönüp son yılların köktendinciliğinde iş çevreleri ve büyük sermayenin katkılarını hiç sorguladınız mı?
Dinci akımlar, tarih boyunca sermayenin en kuvvetli bekçileri olmuşlardır. Bizde de böyle birşeyler olmadı mı?
Açıkça söylüyorum. Siz bu raporda "sizden" hiç bahsetmiyorsunuz. Bir somut örnek vereyim: Meclis İçtüzüğünden yakınırken "Devlet sırları ile ticari sırlar meclis araştırması kapsamı dışında kalır" hükmü sakıncalıdır diyorsunuz. Haklısınız.
Ancak hemen arkasından öneriniz geliyor: "Devlet sırları" hükümden çıksın. Peki "ticari sırlar" o kadar mı kutsal? Sizlerden biraz insaf istemekte o kadar mı haksızım?
Raporun son olarak değineceğim tutarsızlığı ise gerçekten eğlendirici. Girişte böyle bir rapor hazırlamanızın "sizin ürezine vazife" olmasına gerekçe olarak tüzüğünüzün amaç maddesine gönderme yapıyorsunuz.
Derneğinizden bahisle: ".... Türkiye'de Atatürk'ün çağdaş uygarlık hedeflerine ve ilkelerine sadık toplumsal yapının gerçekleşmesine ve demokratik, sivil toplum ve laik hukuk devleti anlayışının yerleşmesine yardımcı olur," demektesiniz.
Madem amacınız bu, ne diye siyasal partileri de bu amaçlara uygun görmez, onların kuruluş yasalarından, hadi Atatürk ilkelerini bir yana koyalım, "çağdaş uygarlığa ulaşmak amacı" nı da çıkartmak istersiniz?
Sayın TÜSİAD üyeleri, gelin şu raporunuza biraz da kendinizi, özeleştiri ve kendine doğru olmak kaydıyla ekleyin, sizi tüm alkışlayanlar arasına biz de katılalım.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Haber] [Ekonomi] [Dünya] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları]