toolbar

milliyet logosu
umut.jpg

Umutların ve şarkıların peşinde...

Zeynep ORAL

İNSANLIĞIN yüzkarası "Apartheid" rejimine, ırk ayrımcılığına dayanan bir sisteme meydan okuyarak yazmıştı oyunlarını, Güney Afrikalı yazar Athol Fugard. O sisteminin içinde yaşayarak, bir yandan yazar sorumluluğunu ortaya koyarken bir yandan da sistemin bireyler üzerindeki etkisini, "tahribatını" göstermişti. Politikayla, insan düşüncesi, duyarlığı ve davranış biçimleri arasındaki ilişkiyi sonsuz şiirsel bir dille bizlere sunmuştu.
Athol Fugard'ı ülkemizde tanıtan Kent Oyuncuları oldu: "Bir Çift Kanat" ve "Sarı Sabır Çiçekleri" adlı oyunların başarılı prodüksiyonlarını onlardan izledik. Şimdi Apertheid rejimi yıkıldıktan sonra Fugard'ın yazdığı ilk oyunu yine onlar bize sunuyor: "Umut Şarkıları".
Rejim yıkıldı ama, Apertheid'ı kafalardan silmek rejimi yıkmaktan daha da zor. O dönemden damıtılanların günümüze yansımaması olanaksız. Yoksa Athol Fugard, oyununda beyaz yazarla siyah dedeyi aynı aktörün oynamasını niye şart koşsun.
Bu kez çatışma, çelişki ve ilişki kuşaklar arasındadır: Tüm dünyasını, kendinin bile olmayan, ektiği bir avuç toprağa bağlamış, yaşamla ilişkisini torunu aracılığıyla sürdüren dede ile umutları ve düşleri peşinden koşmaya kararlı torunu arasında... Genç torun, Veronika, bilinmeyene kanat açarken, kesinlikle bildiği tek şey vardır. Bugüne dek ona ve benzerlerine (yani kırsal kesimin siyah genç kızlarına ve kadınlarına) dayatılan tüm rolleri reddetmek.
Oyunu Kent Oyuncuları'nda Filiz Ofluoğlu'nun tertemiz Türkçesinden, Yıldız Kenter'in çok yalın rejisiyle, Melih Kibar'ın müzikleriyle izliyoruz.
Dedeyi ve yazarı, iki ayrı rolü Şükran Güngör oynuyor. Yılların birikimiyle birinden, ötekine geçişi pürüzsüz doğal, akıcı ve anlam yüklü. Dede'de, o toprak insanının sahiciliğini ve yalınlığını, ölmüş karısıyla, yitirdiği kızıyla ilişkilerinde özlemlerini ve acısını; torunuyla ilişkisinde yalnız kalma korkusunu ve endişelerini ortaya koyarken, sevimli içten bir yaşlı portresi çiziyor. Veronika'da genç oyuncu Elvan Boran'ın duyarlılığı, heyecanı, "kanat çırpmaları", hesaplaşmaları, başkaldırışı, düşlerine, umutlarına (şarkılarına) sarılışı tam dozunda. Sesi ve şarkıları söyleyiş biçimi etkileyici. Yılların oyuncusu Şükran Güngör'ün karşısında (yanında) başarılı bir sınav veriyor.
Rejiyle ilgili olarak içimde iki ses çatışıyor: Birincisi, böylesi şiirsel ve duyarlılık yüklü bir metinde, boş alanı sözcüklerin egemenliğine vermek en doğru olandır diyor... İkincisi ise, yalınlıkla tekdüzelik arasındaki ayırıma dikkatimi çekip, tiyatroyu tiyatro yapan tüm ögelerin (ışık, ses, uzamı yeniden yaratma, sahnedeki devinim, vb.) "şaha kaldırılması"nı, bunların iç dinamiğini harekete geçirip "teatralite"yi artırmaktan yana...
Bu iki ses arasında gidip gelirken umutların ve şarkıların peşine takılıyorum...




[Ana Sayfa] [Siyaset] [Haber] [Ekonomi] [Dünya] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları]