alpay.gif

Lefter

Şahin ALPAY

Galler ile oynanan son maçta 4 gol atan Hakan, milli forma altında 21 gole ulaşarak Lefter'in 32 yıldır kırılamayan rekorunu yakaladı. Bu vesileyle Lefter'in futbolda Türkiye'nin ne denli büyük bir "kahramanı" olduğunu bir daha hatırladık.
Evet, Lefter Küçükandonyadis 'in anadili Türkçe değil, Rumca. Ceddi Orta Asya'dan gelmiyor; binlerce yıldır İstanbullu. Hayır, Lefter etnik olarak Türk değil Rum. İnancı da Sünni İslam değil, Rum Ortodoks. Ama Lefter, belki hepimizden fazlasıyla Türk. Çünkü o "ayyıldızlı forma"ya büyük başarılar kazandırdı; bizi bir millet olarak birleştiren "tasada ve kıvançta ortaklık" duygusunu paylaştı.
Ne var ki, şimdilerde bazı kimselere (mesela İzmir gibi, Türkiye mozaiğini en başta yansıtan bir pırlanta kentimizin, maalesef, anakent belediye başkanlığına gelebilmiş bir şahsa) göre, Lefter gibi "etnik olarak Türk, din olarak Müslüman" olmayan yurttaşlar Türk değil, "Türk pasaportuyla Türkiye'de yaşamasına izin verdiğimiz ecnebiler" ...
Ne yazık ki, bu utanç verici beyanların ve dayandığı zihniyetin İzmir belediye başkanı ile sınırlı olmayıp, alabildiğine yaygın olduğunu biliyoruz. Biliyoruz ki, anayasalarımız "Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" dediği halde, bizzat TC yurttaşlarını kültür olarak Türkleştirme, din olarak Sünnileştirme politikaları izledi. Çünkü, TC'nin dayandığı "millet" anlayışı (başlangıçta öyle olmadığı halde sonradan) "Türk - İslam sentezi" denen zihniyete dayandı.
Yanlışlığını her geçen gün daha iyi anladığımız bu politikaları değiştirmeli; resmi millet ve milliyetçilik anlayışımızı Türkiye'nin ve çağın gerçekleriyle bağdaştırmalı; liberal, yani özgürlükçü bir temele dayandırmalıyız.
Özgürlükçü anlayışta millet, ne etnik kökenle ne de dinsel inançla, fakat (anayasalarımızda olduğu gibi) yurttaşlıkla tanımlanır. Köken ve kültür olarak Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Gürcü, Çeçen, Rum, Ermeni, Yahudi ve diğer; inanç olarak Sünni, Alevi, Katolik, Protestan, Ortodoks, Musevi ve diğer, TC yurttaşlığının yüklediği hak ve ödevleri paylaşan herkesin üst kimliği Türk'tür. Herkes bu üst kimlik altında, eğer dilerse, alt kültür ve kimliğini koruma hakkına sahiptir.
Liberal millet anlayışı, gönüllüdür; bireyin seçme özgürlüğüne dayanır: Nijerya, Sri Lanka, Endonezya ya da Japonya'dan da gelse Türk uyruğunu seçen herkes Türk; "tasada ve kıvançta ortaklık" duygumuzu paylaşan; milletçe başarısızlıklarımızdan yeis, başarılarımızdan gurur duyan herkes de yurtsever ve milliyetçidir.
Elbette ki demokratik bir toplumda herkesin bu anlayışı benimsemesi beklenemez. Ama eğer gerçek anlamda bir demokrasi olacaksak, devletimiz özgürlükçü millet ve milliyetçilik anlayışını benimsemeli. Çünkü:
* Türkiye toplumu, farklı köken ve inanç gruplarından oluşan bir toplum. Dışa açılıp globalleştikçe, çok farklı köken ve inançtan gelen insanlar da Türk olacak.
* Yaklaşık 3 milyonumuz yurt dışında yaşıyor. Bunların yaklaşık 2 milyonu Almanya'da. Elbette ki bu yurttaşlarımız, eğer dilerlerse, Alman (ya da herhangi başka bir ülke) vatandaşlığını kazanma hakkına sahip olmalı. Aynı şekilde, eğer dilerlerse, Alman (ya da başka) bir millete katılma özgürlüğüne de sahip olmalı. Yurtdışında yaşayanlarımızın "Türk ve Sünni" kalmaları TC'nin bir sorumluluğu değil, o yurttaşların kendi bireysel tercihlerinin konusudur.
* Kanunlarımız çift uyrukluluğa izin veriyor. Dünya da, gittikçe artan sayıda insan için çok - uyrukluluğa doğru gitmekte. O halde, millet anlayışımızı buna açık bir hale getirmek de çağımızın bir gereği.

Yazara Email sahin.alpay@milliyet.com.tr