entel.jpg

Hissetmenin okulu yok

Şükriye Tutkun opera gibi türkü söyleyerek ünlendi, ama yorumda özgür

Nilüfer Kuyaş

Şükriye Tutkun Arda Boyları türküsü için çekilen kliple şöhrete ulaştı. Sevin Gayrı adlı albümünden şimdi de Gaziantep Yolunda türküsü için çektiği son klip yayınlanmak üzere. Ama kendisi bu yazı çıktığında Mardin yolunda olacak. Anakültür'ün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için düzenlediği geleneksel Sevgi Şöleni bu yıl Dargeçit'te gerçekleşiyor ve Şükriye Tutkun şeref konuğu. "Edirne'den Ardahan'a" klişesi onunla yeni bir anlam kazandı. Onun opera eğitimli sesinde Anadolu türkü geleneği beklenmedik bir modernlik yakaladı. Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuarı'nda şan okumuş. İstese müthiş bir opera sanatçısı olabilirdi. O türküleri seçti. Ve bambaşka bir ses çıktı ortaya. Bu seçimin nedenlerini ve yeni hazırladığı albümü, Türkiye'de kadın olmayı, daha birçok şeyi konuştuk.

Şükriye Tutkun'la söyleşi yapmak hem zor, hem de çok zevkli, çünkü sorulara cevap verirken, birden türkü söylemeye başlayabiliyor.
Bir yıl önce piyasaya çıkan ve büyük başarı kazanan Sevin Gayrı adlı albümündeki türküleri, özellikle Arda Boyları'nı dinlerken, ağlamayan yok gibi. İşin tuhafı, kendisi de ağlıyor. "Kayıtlar sırasında hüngür hüngür ağladım. Hele Asiye'yi söylerken. Resmen ağlıyorum ben şarkı söylerken. Hatta artık makyaj yapmamaya karar verdim!"
Aldığı tepkiler de böyle. Neşeli şarkıları söylerken bile hep hüzün hissediyoruz sesinizde, diyormuş izleyicileri.
Bunun hüzün değil, muazzam bir ifade gücü olduğunu iddia ediyorum...
Şükriye Tutkun gülerek şaka yapıyor: "Bir kadın sizde medyumluk var mı diye sordu, hayır dedim!"
Manevi gücünün farkında mı acaba? "Bende yoğun bir bağlılık var" diyor. Neye bağlılık? "İnsanlara."
Ve insanlar, yediden yetmişe Şükriye Tutkun'u dinleyerek duygulanıyorlar. Türk müziğinin içine bomba gibi düştüğünden beri, inanılmaz bir dinleyici kesiti oluştu. Entellektüeller, hayatında hiç türkü dinlememiş olanlar, Şükriye Tutkun sayesinde türkü dinlemeye başladı.
Bir dergi "Kent türküsünü arıyor" diye başlık attı; bazı gazeteciler Şükriye Tutkun'u "Beyaz Türklerin türkücüsü" ilan etti.
"Şimdilerde çoğunluk türkücü Güneydoğulu ve Kürt ya, onun için taktılar bu ismi."
Bir başka saptama, İstanbul Türkçesiyle türkü söylüyor denilmesi. "Bunu eleştiri gibi söyleyenler oldu, halbuki ne kadar güzel. Ben doğulu değilim ki, onların şivesine uydurmaya çalışsam, komik bir şey çıkar ortaya."
Kesinlikle aynı fikirdeyim. Şükriye Tutkun olayının önemli bir ögesi, sanatçının duru Türkçesi ve berrak diksiyonu. Arada bir kullandığı yerel şive motifleri, yorumundaki medornliği daha da güçlendiriyor.
Ama çoğumuzun yeni keşfeder gibi türkü dinlemeye başlamamızda, geleneği yeni bir sesle yeniden kazanmamızda başka ögeler de rol oynuyor. Mesela Şükriye Tutkun'un kişisel yorumu. Sesindeki ve söyleyişindeki özgünlük. "Eğitim almış bir şancı sesi duyuyorsunuz" diyor Şükriye. Geleneklerinden kopmasa da, Batılılaşmış bir ses diyebilir miyiz buna?
"Batılılaşma değil bu. Tabii ki ben batı müziği eğitimi aldım, istesem de eski anlayışta türkü söyleyemem, çünkü bana ters gelir, çünkü bir şeylerin aşılması lazım. Ama iş sadece opera ve şan eğitimiyle bitmiyor. Şimdi tutup da herhangi bir şancıya bu türküleri söyletemezsiniz. Bunda bir yaşanmışlık da var. Dinlediklerim var, gördüklerim var."
Belki de türkülerdeki yöreselliği aşan bir ulusal zevk oluşumunu temsil ediyor Şükriye Tutkun. Albümüne aldığı Gesi Bağları adlı Kayseri türküsünü ilk olarak anneannesinden dinlemiş, ama ailesi Artvin kökenli.
Anne tarafından ikimizin de Gürcü kökenli olduğunu keşfettiğime sevinerek, Şükriye Tutkun üslubunu irdelemeyi sürdürüyorum.
Lirik soprano sesiyle, onu bir Mozart operasında dinlemeyi gerçekten çok isterdim.
Sevin Gayrı albümünde de, Dağlara Çıkma Karadeniz adlı Mesut Cemil Bey bestesini (ve Nazım Hikmet'in sözlerini) tam bir opera üslubuyla seslendiriyor sanatçı. Müthiş bir düzenleme, olağanüstü bir yorum.
Albümdeki bütün türkülerin aranjmanı zaten Ferhat Livaneli'ye ait. Zülfü Livaneli üslubu ve onun da ardında Ruhi Su ekolü, rahatlıkla duyulabiliyor. Neden "Livaneli tarzı"nı seçtiğini soruyorum Şükriye Tutkuna'a:
"Ferhat livaneli'inin yaptığı düzenlemeleri biliyorum ve seviyorum. Benim sesime o tür bir altyapı gider diye düşündüm hep. Senfonik bir altyapı var, ama bunun yanında renk sazları da var, ney var, mey var, bağlama var. Belki çok klasik bir laf ama bir doğu batı sentezi bu. Hepsi farklı işlenmiş ama türkünün kendisi duruyor, türküleri bozmadık. Kanunla Karadeniz türküsü olur mu, kemençesiz olmaz diye eleştiriler yapıldı. Bu da bizim yorumumuz."
Şükriye Tutkun'un başarısındaki bir başka unsur da, akordeon sanatçısı ve yorulmak bilmez arşiv tarayıcısı Muammer Ketencoğlu ile on yıllık dostluğu. Kırım'dan Kafkaslara ve en önemlisi de Balkan türkülerine varan türkü yolculuğunda bu dostluk büyük rol oynamış.
Onun şan eğitimli sesi, Balkan türkülerinin hüzünü ve coşkuyu birlikte yoğuran ruhuyla, akordeonun tınısıyla birleşince, halk kültürümüzün en Batılı yüzü çıkıyor ortaya.
Yarattığı üslubu tanımlama çabalarıma yine Şükriye koyuyor noktayı: "İnsan sürekli gelişiyor ve gelişmiş şeyler dinlemek istiyor. Sürekli aynı yerde kalan bir tarzı dinlemek sıkıyor insanları. Gelişmeyen herşey bence yok olmaya mahkum. Bizim gibi yeni düşünceler taşıyan insanların bunları geliştirmesi lazım."
Peki türküler gelişmeye devam edecek mi? Bu açık bir yol mu, yoksa bir gün hiç türkü dinlemez mi olacağız?
"Bence açık bir yol, bence çok daha farklı yerlere gidecek türkü. Dünyadaki müziğin gelişmesine bakın. Bizim yaptıklarımız o kadar da uçuk yahut modern değil. Daha neler yapılabilir..."
Ve neler yapılabileceğini keşfetmek için Şükriye Tutkun da bir arşivci, tutkulu bir dinleyici olmuş. "Sürekli dinliyorum. İnsan şarkı söylüyorsa, çok dinlemesi lazım. Daha çok yabancı müzik dinliyorum, etnik müzik dinliyorum, farklı sesler ve yorumlar araştırıyorum."
Şükriye Tutkun arada dost meclislerinde "Ave Maria" da söylese, artık sesinin gelişimini, yaptığı egzersizleri, her şeyi "yeni türkü" dediği bu çağdaş yoruma göre uyarlamış. Ama müziğe kesin formüller biçilemeyeceğini düşünüyor: "Hissetmenin okulu yok."
Şükriye Tutkun'un sırrı belki de duygulardan korkmaması, ama onları kontrol edecek çağdaş ses eğitimine de sahip olması. "Günlük hayatta korkularım var belki, ama şarkı söylerken hiç bir sınır yok, ben o'yum, kendimi tam ifade edebiliyorum..."
Arda Boyları'nın klibiyle şöhreti yakalayan Şükriye Tutkun, yakında Gaziantep Yolunda türküsü için çektiği yeni kliple tazeleyecek imajını. Bu klip için diktirdiği renkli basma entarisi de çok yakışmış ona. Bir yandan da yeni albüm hazırlıkları sürüyor.
"Şarkıların bir kısmını seçtik, çok heyecanlıyım, bir an önce kayıta girsek diye sabırsızlanıyorum, çok güzel türküler var.." Ve bir Trakya türküsünü söylemeye başlıyor Şükriye.
Rodop dağları bre Pakize'm çiçek döşeli
Pakize'nin bahçeleri mor menekşeli
Aman nazlı Pakize'm gel beri beri
Ben seni sevdim küçükten beri
Ve ekliyor hemen: "Muammer'le birlikte söyleyeceğiz, o da vokal yapıyor bu parçaya. Zülfü Livaneli'den izin aldım, Yiğidim Aslanım türküsünü de söyleyeceğim, çok seviyorum. Zaten sevmediğim türküyü kimse söyletemez bana."
Belki de bu yüzden şöhret geç gelmiş Şükriye Tutkun'a, ama esaslı gelmiş. O , hayat mücadelesine alışık. En sevdiği sesleri sayarken bile çıkıyor bu ortaya: "Ruhi Su'yu ölene dek dinlerim. Asya'nın sesini çok beğeniyorum. Sonra bir baktım, onlar da benim gibi yetiştirme yurdunda büyümüşler!"
Türkülerdeki yaşanmış gerçeklik ona daha yakın geldiği için, operaya yönelmemiş Şükriye. Sesinin sırrını çok sorunca, bir cümleyle özetliyor her şeyi: "Acı çekmemiş insan güzel şarkı söyleyemez."
Şükriye Tutkun'un sesi ve yorumu, yaşantımızda taze bir çiçek gibi açtı. Umarım bu karmakarışık müzik piyasasının hoyrat rüzgarlarında fazla savrulmaz.

Kadın sorunuyla ilgili çalışmak isterim

Şükriye Tutkun, en çok yankı yapan türküsü Arda Boyları'nın öyküsünü anlatıyor: "Zorla evlendirilen bir kızın intiharı. Helime'yi zorla İsmail'e vermek istiyorlar. O da Recep'e sevdalı. Herhalde bir yoksul - zengin hikayesi. Kızı vermiyorlar, Recep de kendini Arda nehrine atıp intihar ediyor. Bunu duyan Helime, çamaşır yıkamaya nehre gidiyor, bir daha da dönmüyor. Bunu bilenler anlattı bana. Yaşanmış bir öykü."
Şükriye Tutkun'u kimsenin zorla evlendirmesi mümkün değildi herhalde. Sadece müziği değil, hayata bakışı da alabildiğine modern. Bir evliliği geride bırakmış, şimdi hayatını paylaşan erkekler olsa da, yalnız yaşıyor. "Ben kendimi şanssız görüyorum aslında" diyor. "Biz tek başına ayakta durmaya alışmış kadınlar ömrümüzün sonuna kadar kendimize eş bir insan bulamayacağız. Çünkü erkeklerin alıştığı bir kadın tipi var, zayıf kadınları daha çok seviyor erkekler..." Türkiye'de erkek çocukların daha donanımlı, daha şımarık yetiştirildiği kanısında.
"Dikkat edin, yalnız yaşayanların yüzde yetmişi kadınlardır." Şükriye Tutkun, evlilikte bile kadınla erkeğin aynı evde oturmamasından yana. "Kendi evim durmalı, kaçabileceğim bir yer olmalı" diyor. Kadınların kendi ayakları üzerinde durma becerilerini kaybetmemeleri gerektiğine inanıyor.
Müzikte kazandığınız şöhreti ve etkiyi kullanacak olsanız, hangi dava uğruna kullanırdınız diye sorduğumda cevabı tereddütsüz: "Kadın sorunuyla ilgili bir şeyler yapmak isterim."
Belki de bu nedenle, yerel ve evrensel kültürü buluşturmada kadınları odak alan Anakültür Kooperatifi'nin artık gelenekleşen 8 Mart Sevgi Şöleni için, Mardin'in Dargeçit köyündeki etkinliğe katılma davetini kabul etti Şükriye.
Yetiştirme yurtları için ne yapacaksın sorusuyla karşılaşmaktan biraz bıkmış. "Üç beş çocuğun saçını okşayıp onlara balon götürsem ne değişecek? Bunlar ayakları havada şeyler. Ben bunları çok iyi yaşadığım için biliyorum. Sonuç getirecek şeyler yapmak isterim. O çocukların sevgiye ihtiyacı var, onu da ben tek başıma veremem, hiç kimse veremez. Ben müziğimle bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Birkaç kişiye örnek olabiliyorsam, bak Şükriye abla bizim yurtta büyümüş diye onları eğer özendirebiliyorsam, daha yararlı."
Elinde imkan ve meslek olan kadınların kocalarına güvenip rahata alışmalarını ise affetmiyor Şükriye Tutkun. "Çeremdeki kadınları görüyorum, evlilik ilişkisinde hizmetçi gibiler. Ben radikal feministler gibi erkek düşmanı falan asla değilim, ama bir kadının parası yahut işi olmadığı için kocasından boşanamaması gibi olaylara çok içerliyorum."
Birgün fena içerleyip beste yapmaya başlarsa, hiç şaşırmayacağım.