Ahiret ordusu

2200 yıl önce, imparator öldüğü zaman öbür dünyada korumak üzere bronz ve seramikten yapılan 5 bin askeri, atlarıyla beraber dev mezarlarda görünce heyecandan donuyorsunuz...

Çin'de 5 hafta
Toygar AKMAN


yas03.jpg        ŞİAN kenti, Çin'in en eski başkentlerinden biri. Bu kentin en önemli özelliği, ilk Çin Hanedanı'nın kurucusu olan (İÖ 260 - 210 yılları içinde yaşamış) İmparator Quin Shi Huang'ın, gömülme anı. İmparator, öldüğü zaman, "kendisini öbür alemde korumak üzere" 5000 adet bronzdan ve pişmiş çamurdan (seramikten) asker ve atların yapılarak, kendisi ile beraber gömülmesini emretmiş. Onun bu buyrukları doğrultusunda, çeşitli rütbedeki askerlerin, subayların, generallerin ve atların ve hatta savaş arabalarının, heykelleri yapılmış ve İmparator öldüğü gün, bütün bu heykeller, kendisi ile birlikte gömülmüş!
       Aradan tam 2200 yıl geçtikten sonra 1974 yılında Şian'ın 35 kilometre doğusunda yapılan bir kazı sonunda, bu askerlerden bir kısmı ortaya çıkınca, çevre arkeolojik korunma altına alınmış. Tam dört yıl süren titiz kazılar sonunda, 1979 yılında toplam 2000 kadarının, sağlam, yarı sağlam ya da kırık bir şekilde ortaya çıkarılması üzerine, bu alanın tüm çevresi tamamen kapatılarak kazılar geliştirilmiş. Bir süre sonra da, bu "ilginç mezarlar"ın(!) 1.5 kilometre genişliğinde bir alanı kaplayan ve her biri bir futbol alanı büyüklüğündeki alanlara, ayrı bloklar halinde gömülmüş olduğu saptanınca, mezarlıkların üstleri, bir stadyum alanının üstü kapatılır gibi örtülerek, müze haline getirilmiş.

Tüylerimiz ürperdi

       Her müzede olduğu gibi, burası da para ile ziyaret ediliyor. Tabii, yabancılar, yine Çinlilerden daha fazla ücret ödüyor! Alanın önü ise turistik eşyaların yanı sıra, orada gömülü olan askerlerin küçük boyuttaki heykelleri ile bezenmiş. Her turistin yaptığı gibi, biz de bazı turistik eşya satın aldıktan sonra, müzenin kapalı olan kısmına yöneldik. Merdivenleri çıkıp mermer düzlüğe geldikten sonra, bir stadyum alanı kadar büyük kapatılmış olan alanın önüne varıyorsunuz. Onun kapısından içeri girince, önünüzde yine mermerden yapılmış bir alan uzanıyor. Bu alanın sonunda da demir parmaklıklar var. Parmaklıklara yaklaştıkça kapalı olan kocaman alanın, çok kuvvetli ışıklarla yukarıdan aşağıya doğru aydınlatıldığını görüyorsunuz. Parmaklığa yaklaşıncaya kadar hiçbir şeyin farkına varamıyorsunuz. Parmaklığa gelince de hayretten ve heyecandan donup kalıyorsunuz!
       Kuvvetli ışıkların aşağıda aydınlattığı alan üzerinde, "Sesiz duran, bronz ve seramikten yapılmış asker, subay, atlar ve arabalar, dört sıralı kol halindeki vakarlı duruşlarıyla, bizlere tam 2200 yıl öncesinden sesleniyorlardı!.."
       Kocaman alanın yarısında, toprak altından çıkartılmış sapasağlam, bir kısmı biraz parçalanmış bronz ve seramik askerler, atlar, atlı arabalar, subaylarıyla birlikte bir merasim yürüyüşü halinde sıralanmıştı. Bir kısım heykeller ise yarı yarıya parçalanmış ve toprakla karışmış bir durumda, yerde yatıyordu. Kocaman alanın diğer bir kısmı ise hiç açılmamış olan, "ilginç mezarlığın devamı"nı gösteriyordu!..
       Tüylerimiz ürpermiş, hayretle, saygıyla donup kalmıştık.

Yıllarca sürecek

       Kitapta okuduklarımdan, gördüğüm resimlerinden çok farklı bir büyüklükte (tam bir insan ve hayvan boyutunda) ve ihtişam içinde duruyorlardı. Neredeyse yürüyüşe başlayacak gibiydiler. Kapalı olan alan, boyuna doğru 12 bölüm halinde uzanıyordu. Dört sıralı kol halindeki yürüyüş, alanın sonuna kadar, (açılmamış olan mezarlar dahil) devam ediyordu. Resim çekmek yasak olmasına rağmen, herkes bu muhteşem anı resimlemek için dumaksızın fotoğraf çekiyordu. Müze yetkilileri kusura bakmasın. Ben de çektim!
       Bu büyük alanın hemen yanında, üstü yine tamamen kapalı olan ikinci bir büyük alan daha vardı. Bu alanın da önünde yine toprak altından çıkartılmış bir sıra asker dizilmişti. Aynı şekilde henüz açılmamış ve birbirinden ayrılmış durumda olan 12 bölüm, alanın sonuna kadar devam ediyordu. Bu alan da aydınlatılmıştı. Toprak üzerindeki kürekler, ufak süpürgeler ve el arabaları, bu konudaki kazıların, çok dikkatli bir biçimde daha yıllarca süreceğini gösteriyordu.
       Tıpkı eski Mısır firavunlarında olduğu gibi, eski Çin'de de İmparator, kendisine hizmet edeceklerle birlikte toprak altına yatırılmıştı. Şu farkla ki, Mısır'daki firavunlara hizmet edecekler, onunla birlikte canlı olarak piramitlerin içine sokulduğu halde, Çin'de İmparator, bronz ve seramikten yapılmış ordusuyla öbür aleme göçmeyi yeğ tutmuştu.

Mistik arzular

       Bir an, Pekin'deki "İmparatorun Cennet Bahçesi"nde gördüğümüz, İmparator'un "Allah'la Konuşma Mahalli"ni hatırladım. O çok eski tarihte, İmparator, zaman zaman, "Cennet Bahçesindeki O Kubbe" altında Allah'a yalvarıyor, dilekte bulunuyor, ondan yardım istiyordu. İmparatorluk çok kutsal bir makam olduğu için, halk onun bu davranışını "Allah'la Konuşma" ve o yeri de "Allah'la Konuşma Yeri" olarak tanımlıyordu.
       Şian'dan ayrılırken şunları düşünüyordum:
       İmparatorun bu mistik arzusunu yerine getirmek için hiç kuşku yok ki binlerce işçi, aylarca çalışmıştı. Belki de bu askerleri meydana getirirlerken, İmparatorlarının, "öbür yaşantısı"na bir katkıda bulunabilmiş olmanın, mutluluğunu yaşamışlardı.
       Kısaca: "Hangi sistemi getirirseniz getirin. İnsanların inançlarını ve duygusal yapılarını değiştiremiyoruz."

yas031.jpg

Kadının karnından kente girdik!

       Şian'a yol boyu tarlalar, yemyeşil nar ağaçları ve mısırla dolu yoldan 22 kilometre uzakta, ilginç bir kalıntıya geldik. Tam 6 bin yıl öncesine ait bir yerleşim bölgesi. Yeni bulunan bu sitenin en ilginç yönü, kadınlar tarafından yönetilen bir kent olması. İçeriye, ahşaptan yapılmış, kocaman çıplak bir kadının karnından giriyorsunuz. Önce kent kalıntılarının kapalı olarak korumaya alındığına tanık oluyorsunuz. Sonra ufak tefek tepeler arasına dağılmış barakalarla karşılaşıyorsunuz. Biz çevreyi dolaşırken onarma çalışmaları sürüyordu.


       YARIN: Uzun duvar