13 Nisan 1999 Salı 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
435 bin seçmen başkanını seçemiyor

Zehra GÜNGÖR

       Her şey Büyükşehir Belediye Başkanlığı için oy kullanamayacağımı öğrendiğim gün başladı. Sadece Büyükçekmece belediye başkanını seçebilecek, bir de ona bağlı olan yaşadığım beldenin başkanını seçebilecektim. Oysa Büyükçekmece ilçesinde Esenyurt, Kıraç, Bahçeşehir, Mimarsinan ve Kumburgaz gibi dokuz önemli belde ve 221.522 seçmen vardı. Üstelik Beylikdüzü, Alkent 2000, Bahçeşehir gibi yerleşim alanlarıyla bir o kadar da fabrika ve işyeriyle artık Büyükçekmece İstanbul'un bir parçasıydı. Çatalca da aynı. Yıllarca Gülay Atığ, Çatalca belediye başkanıyken, Büyükşehir Belediye başkanına hesap vermeden ilçeyi yönetmişti. Hadımköy, Muratbey, Durusu gibi 6 beldesi olan Çatalca da 49.023 seçmeniyle İstanbul Büyükşehir Belediye başkanını seçemiyor. İstanbul'un sayfiye yeri diye bilinen ama artık İstanbulla birleşen Silivri de 68.589 seçmeni, Selimpaşa, Gümüşyaka, Celaliye, Değirmenköy gibi 8 beldesiyle İstanbul'un belediye başkanını seçemiyor. 19.306 seçmeniyle Şile de İstanbul için oy kullanamıyor. Anadolu yakasında da Tuzla'dan sonra, Büyükşehir'e oy yok. 77.164 seçmeniyle Sultanbeyli ilçesinin İstanbul Belediye başkanını seçmeye hakkı yok. Mega metropol olan İstanbul'un belediyesini yönetecek belediye başkan adayları için tam tamına 435.604 seçmen oyunu kullanamıyor.
gungor1.jpg        Meğer bu konu 95'den beri tartışıla dursun, konuyla ilgili olarak İstanbul vilayeti sağırları oynuyor. Bilgi alınamadığı gibi, sizi İstanbul Büyükşehir Belediye'sine yolluyor. Belediye yetkilileri, konuyu ilk kez benden öğrenmelerine rağmen, Valilik Mali İdareleri arayıp, durumun 2972 sayılı mahalli idareler kanunu ile böyle belirlendiği yolunda bilgi veriyorlar.
       Bir iki gün sonra Mimarlar Odası Başkanı Sayın Oktay Ekinci'yle konuşurken, İllerin sınırlarının belirlenmesi için Bayındırlık Bakanlığından karar çıkması gerektiğini öğreniyorum. 1996'dan sonra Bayındırlık Bakanı olan Yaşar Topçu bu kararı çıkartmıyor. Bugün bu bölgeler, Büyükşehir ile İstanbul il sınırları arasında kalan bölgeler asıl rantın sağlandığı yerler. Bu yerler nazım plansız kalıyor. Dolayısıyla bu bölgelerin yerel yöneticileri de istediği şekilde rant planlaması yapabiliyor. AnasolD hükümetinin Bayındırlık Bakanı Sarıyer'den bir parça alıp Bahçeköy'e, Esenyurt'tan bir parça alıp Kıraç beldesine verebiliyor, Gürpınar beldesinde Jet - Pa'nın inşaatları için ruhsat verilebiliyor.
       Bu bölgeler nazım planında tarım, içme suyu ve ormanlık bölgeler olduğu için kontrollü yapı gerekiyor. İstanbul'un İmar Yasası seçimlerden önce yeniden Bayındırlık Bakanlığı tarafından düzenlenemez miydi? "Elbette" diyor, Oktay Ekinci. Şimdi, Ankara ve bürokratlar kendi dertlerine düşüp seçimi beklerken, İstanbul için yarışan Büyükşehir belediye başkan adayları, hem bu ilçeleri ve beldeleri bir dönem daha rant alanı olarak açık tutuyorlar, hem de Oktay Ekinci'nin dediği gibi "tahta çıkarlarken, İstanbul'un yarısı dışarda kalıyor". Bu bölgelere yerleşen 435 bin İstanbullu'dan oy alamayacakları gibi, onların oturduğu bu bölgeler üzerinde de hak iddia edemiyorlar.

Kimya testiyle hükümet başarısı ölçmek

gungor2.jpg Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Bülent Eczacıbaşı ile seçimlerle ilgili konuşuyoruz. Söz dönüp dolaşıp, benim "erken seçim olabilir mi?" soruma geliyor. Eczacıbaşı, bunu seçimden sonra görmenin doğru olduğunu söylerken, kendisinin kimyacı olduğuna, seçimlerden sonra kurulacak hükümete iki tane lithmus testinin (asidik ve bazik ortamlarda renk değişikliği gösteren turnosol kağıdıyla yapılan bir test) uygulanmasının doğru olduğunu söylüyor. Bakın Eczacıbaşı'nın testi nasıl?
       "Birincisi, kurulacak hükümetin 30 gün içinde neler yapacağına bakalım. Çok somut, netice alınacak icraatları ilk haftalarda görecek miyiz, hükümet bu hazırlığı ve uyumu ortaya koyabilecek mi, çok kritik olan o ilk haftalar heba edilecek mi? Ona bakalım. Bu çok önemli test olacak. Eğer o haftaların boşa geçirildiğini görürsek, o hükümetten çok fazla bir şey çıkmayacağını hemen anlayabiliriz.
       İkinci testimizi de şöyle yapabiliriz. Netice alınabilecek, can alıcı bir iki konu seçilir. Bunlar sosyal güvenlik, özelleştirme, tarım destekleme sistemi, vergi kanununda düzeltmeler olabilir. Çok kararlı ve netice alıcı bir icraat ortaya koymaları açısından 30 günlük süre öneriyorum. Kurulacak hükümetin çok çeşitli projelerle, çok dağınık biçimde vaktini geçirmesi yerine can alıcı bir iki konuyu neticelendirebiliyor mu ona bakmak lazım. Konunun özelliğine göre alınacak sonuçlar değişebilir. Böyle bir yaklaşım olup olmadığı bir iki ay içersinde öğrenilebilir. Uyumsuzluk ve hazırlıksız belirtileri olan bir hükümetle karşı karşıyaysak, erken seçimi konuşuruz. İnşallah istikrarlı, istikrar getiren bir hükümet çıkar."

Silah sesleri çocuk seslerine karışmasın

       Eski bankacı, eğitim gönüllüsü ve kendi danışmanlık şirketi olan İbrahim Betil, yıllardır Enka Okulları'nın da mimarlığını yapıyor. Enka Yönetim Kurulu Başkanı Şarık Tara, Betil'e her türlü yetkiyi vermiş. Geçtiğimiz hafta İbrahim Betil, büyük gururu Enka Okulları'nı göstermek için beni Sadi Gülçelik Spor tesislerine davet etti. Enka okulları bu tesislerin içinde. İstinye'deki tesislerin ve okulların bitişiğinde ise Atıcılık İhtisas Klübü'nün işlettiği atış poligonu bulunuyor. Hergün silah sesleri duyan çocukların ruhsal yapılarının zarar göreceğini düşünen Betil, Gençlik ve Spor Bakanlığı'na, Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarına, İstanbul İl Eğitim Müdürlüğü'ne ve Sarıyer İlçe müdürlüğü'ne birer mektup yollamış.
       Atıcılık İhtisas Klübü bu araziyi bir yıl önce atış poligonu olarak kiralamış. Daha önce de burada atış poligonu varmış, ama kira süresi dolduğu zaman bitişikte iki yıldır eğitimini sürdüren bir okul olmasına karşın, yeniden atış poligonu olarak kiraya verilmiş. Aslında Enka Vakfı da bugün okulun bulunduğu araziyi 45 yıllığına devletten kiralamış. Ama İstinye'deki atış poligonundan hemen hemen her gün hareketli hedef parçalarının okulun spor sahasına düşmesinin önüne de geçilemiyor.
       İşadamı Şarık Tara'nın bu konuyla ilgili bir başka önerisi varmış. O da, okulların bitişiğindeki atış poligonu olarak kullanılan arazi yerine şehrin dışında bir başka araziyi poligon olarak inşa edip, Atıcılık İhtisas Klübü'nün hizmetine vermek, onlardan boşalan araziye de üniversite yapmak. Ne dersiniz Sayın Gençlik ve Spor Bakanım ve Milli Eğitim Bakanım, silah seslerinin çocuk seslerine karışmasından daha iyi değil mi?

Babasına bak, kızına oy ver

gungor3.jpg "Sonuna kadar koşacağım" diyor Lale Aytaman. O Türkiye'nin ilk kadın valisiydi (1991 - 95 Muğla). Tabandan gelmediği için Kocaeli'nden kontenjan adaylığını istemeyi bir ayıp olarak görmeyen Lale Aytaman bundan önce valilik yaptığı Muğla'dan meclise ANAP Muğla milletvekili olarak girmişti. Bu seçimlerde memleketi olan Kocaeli'ni seçiyor. Birinci sırada ön seçimle teşkilatın seçtiği bir aday, ikinci sırada Türkiye'nin yüzakı eski Tayland sefiresi, öğretim üyesi ve Türkiye'nin ilk kadın valisi Lale Aytaman var. Lale Hanım ikinci sıradan seçilirse, meclise daha güçlü gideceğini söylüyor. Çünkü Aytaman'ın ikinci sıradan Meclis'e girme şansı bıçak sırtında. Kocaelili olmasına, hemşehrilerine güveniyor. Ka - Der'in desteğiyle bir toplantı yapan Aytaman içindeki inancı bir seçmeniyle yaptığı anılarına değiniyor.
       Lale Aytaman'ın babası merhum Abdullah Köseoğlu, Kocaeli'nde doktorluk yapan, sosyal demokrat, CHP'li bir taban politikacısı, Kocaeli senatörüdür. Aytaman da politika içinde büyümüştür. Seçim gezileri sırasında Lale Aytaman bir yaşlı adamla karşılaşır. Adam, Lale Hanım'ın babasıyla arasında geçen öyküyü dinler:
       Birgün adamın çocuğu çok hastadır. Apar topar Doktor Abdullah Bey'e götürürler. Abdullah Bey muayene eder, paraları olup olmadığını sorar. O gün ilaç alacak parası bile olmayan adamın cebine Lale Hanım'ın babası para koyar. Birkaç gün sonra çocuk iyileşir, adam borcunu ödemek için Abdullah Bey'e gider. Doktor, "senin çocuğun iyileşti ya, borcun morcun yok" der. Bu olayı hatırlayan yaşlı adam Lale Aytaman'a, "ben yıllardır CHP'liydim, ama böyle bir babanın kızına hangi partiden olursa olsun ona mutlaka destek olacağım" der.
       Yaşlı adamın verdiği moral Lale Aytaman'ı şimdi umutlandırıyor. Yardımsever CHP'li bir babanın kızı ANAP'tan bile aday olsa, babasının sevgisiyle CHP oylarını da alabiliyor. Oylar böyle de kayıyor.


Türkiye'nin en iyi doktorları

gungor4.jpg ABD'li avukat Greg Smith tedavi edilemeyen bir beyin tümörüyle karşı karşıya gelir. Avukat arkadaşı Steve Naifeh ile çare aramaya başlarlar. Doktorlar Greg'in bir aylık ömrü olduğunu söyler. 1986'da iki arkadaş her türlü kaynaklarını zorlayarak dünya üzerinde bu konudaki uzman doktorları araştırırlar. Sonunda Bosnalı bir doktorun etrafına silikon enjekte ederek tümorörün büyümesini önlediğini öğrenirler. Greg'i Bosnalı doktor tedavi eder. Dört yıl sonra da tümör alınır ve 16 yıldır yaşamını sürdürür.
       Smith ve Naifeh, dünya üzerinde doğru doktor bulunmadığı için yaşamlarını yitiren bir çok insan olduğunu gördükçe, "The Best Doctors in America" (Amerika'nın en iyi doktorları) teşkilatını kurarlar. Araştırma yaparlar. En ağır vakalar onları arar. İki arkadaş artık bir sistem oturtmuştur. Sigorta şirketleriyle anlaşmaya varırlar, en iyi doktorları kabul etsinler diye. Şimdi ABD'nin en iyi doktorları teşkilatı, Türkiye'nin en iyi doktorlarını oluşturuyor. Türkiye temsilcileri ise Sibel Tilev.
       ABD'de yaşam kurtaran teşkilat Türkiye'de de kuruluyor. Amaç, doğru teşhis ve doğru doktora gitmek. Türkiye ile ilgili çalışmalarla birlikte aynı sistem Çin, Japonya ve Kore'de de uygulanacak. Halen Meksika, Kanada, İngiltere, Almanya, Avusturya ve İtalya'nın en iyi doktorları tespit edilmiş. Hasta nerede olursa olsun, hastalıkla ilgili en doğru doktor hangi ülkedeyse oraya gidiyor. Sağlığın cihanda en büyük devlet olduğu günümüzde bundan güzel birşey olabilir mi?



© 1999 Milliyet