22 Haziran 1999 Salı 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
W.A.Mozart Türkiye'de

Zehra GÜNGÖR

       İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV), "festival" kavramını Türkler'in zihnine yerleştirirken kendine yeni misyonlar yükleniyor. Osmanlı'nın 700. yılı çerçevesinde artık festivalin gediklisi olan Mozart'ın "Saraydan Kız Kaçırma" operasını ve Topkapı Sarayı'nın muhteşemliğini dünyaya göstermenin zamanın geldiğini düşünmüşler. İKSV Genel Müdürü Melih Fereli'nin 20 yıl boyunca İngiltere'de yaşamasının getirdiği çevrenin de desteğiyle 6.5 milyon dolarlık (2.6 trilyon T.L) bir projeye geçtiğimiz hafta sonu start verildi. Projenin yaşama geçme öyküsü şöyle:
gungor1.jpg        İKSV, "Saraydan Kız Kaçırma"nın 90 dakikalık bir opera filmi yapılmasına karar verir. BBC ve Fransız TV kanalı Canal Plus'un da sahibi olan Havas Gurubu'nun İngiltere'deki film yapım şirketi Antelope ile anlaşma yapılır. Bu artık bir ortak yapımdır. Filmin opera filminin dışında daha geniş bir kitleyi çekmesi planlanır ve sanatçıların İstanbul'a gelişinden, filmin çekiliş sırasına kadar geçen süre de çekilecek ve filmin bir parçası olacaktır. Proje, İstanbul'a yapılan bir yolculuğun ve opera sanatının filmi olarak planlanır. Çekimlerde Topkapı Sarayı kullanılacak, saray dışı çekimlerle Türkiye'nin bir anlamda tanıtımı da gerçekleşecektir. BBC önerir bunları ve adını da "Saraydan Kız Kaçırma" yerine, "Mozart in Turkey" diyelim. İKSV'nın opera çekimi olsun diye önerdiği proje Türkiye'nin bir tanıtım filmi niteliğinde "muhteşem" bir çizgiye doğru yol alır.
       6.5 milyon dolarlık projenin tek sponsoru İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB). 600 bin dolarla katkıda bulunuyor. 600 bin dolar da Başbakanlık Tanıtma Fonu'ndan gelirken, 100 bin dolar Kültür Bakanlığı tarafından karşılanıyor. Filmin çekimleri için Topkapı Sarayı'nın tahsis edilmiş olmasının getirisi ise ölçülemiyor. İKSV, European Coproduction Fund (Avrupa Ortak Yapım Fonu)'dan ise 480 bin dolar sağlamış. Yine de temin edilen fonlar tüm projeyi finanse etmediğinden filmin televizyon kanallarına ön satışlarıyla da finansmanın bir kısmı sağlanacak.
       "Mozart Türkiye"de filminin müzik kayıtları bitti. İskoç Oda Orkestrası'nın yorumladığı kayıtta, operanın tamamı yer alıyor. Anlaşmaya göre filmin BBC'de bir kez gösterim hakkı var. Türkiye gösterim hakkı TRT'nin, sinemalarda gösterim hakkı ise İKSV'nin. Fransız Canal Plus, Amerikan PBS, Japon NHK, Avrupa Birliği'nin ATE kanalları ise filme şimdiden talip.
       Geçtiğimiz Cuma günü sıkı güvenlik önlemleri ve gizlilik içinde başlanan filmin çekimleri 7 Temmuz'da tamamlanıyor. 15 Kasım'da videosu hazır olacak. Kasım sonunda dünya premieri İstanbul'da gerçekleşecek. Gösterim cumhurbaşkanlığı düzeyinde olacak. Dünya TV'lerindeki ilk yayını da 2000 yılı nisanında BBC'de gerçekleşecek. Şu ana kadar 20 ülkenin televizyonu "Mozart Türkiye'de"ye talip. İKSV'nın hedefi bu filmi 50 ülkeye satabilmek. İKSV Genel Müdürü Melih Fereli'nin bu projedeki hedefi projenin bir de kitabını yapmak. Şimdi onun için sponsor arıyor.
       Mozart'ın Türkiye'den geçmesi, "Saraydan Kız Kaçırma" operası Türkiye'nin bugüne kadar gelmiş geçmiş en güzel tanıtımı olacağa benziyor. Türkiye imajında sanatın gücünü görelim.

Dinlemek ucuz, okumak pahalı

gungor2.jpg Bir kaset alırsanız 2 bin, CD alırsanız 2500, eğer kitap alırsanız 6500 liralık bandrol ücreti ödemek zorunda olduğunuzu biliyor muydunuz? Sosyal demokrat bir partinin üyesi olan Kültür Bakanı, okuyan değil, dinleyen bir toplumu destekliyor gibi geldi bana. Gibi geldi diyorum, çünkü bütün ısrarlarıma rağmen Kültür Bakanı, Sayın İstemihan Talay telefonlarıma yanıt vermiyor.
       Dinlemek ucuz, okumak pahalı. Bu konuyla ilgi araştırırken Kültür Bakanlığı'nın 1 Nisan'dan geçerli olmak üzere kitaplarda hologramlı bandrolların kullanımını zorunlu tuttuğunu öğreniyorum. Yayıncılar Birliği üyesi yayınevleri karşı çıkıyor, bandrolları kullanmıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı de yayıncılarla aynı fikirdeymiş. Depolarında milyonlarca ders kitabı olduğu için Kültür Bakanlığı'ndan uygulamayı 2000'e kadar ertelemesini istemişler. Yayıncılar bu süre içersinde fikir ve sanat eserleri kanununda değişiklik yapılmasını öneriyorlar. Taklit edilmekten korkan yayınevlerinin kendi logoları ve özel işaretleriyle kendilerinin yaptırdığı hologramların kullanılmasını istiyorlar.
       Bandrol uygulamasının dünya üzerinde İran ve İtalya dışında örneği yokmuş. Yayıncılar Birliği bu uygulamanın 2. Dünya Savaşı sırasında İtalya'da Mussolini tarafından yayıncılığı kontrol altında tutmak için yapıldığını, daha sonra kaldırıldığını söylüyorlar. Halen İran'da Türkiye'ninkine benzer bir uygulamanın olduğu belirtiliyor. Türkiye'de başlatılan bu uygulamanın çarpıklığıyla ilgili bir mektubu, Uluslararası Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri J.A. Koutchoumow Kültür Bakanı İstemihan Talay'a 30 Nisan'da gönderiyor, Türkiye'deki bu sistemin 1941'de İtalya'nın faşist yönetimi sırasında uygulandığının altını çizmiş. Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay'ın konuya yanıtı aslında yayıncılar ve benim kadar herkesi ilgilendiriyor.

Amaç herkesin ‘Ağrı’sı olmak

gungor3.jpg Ağrı Dağı Efsanesi Devlet Opera ve Balesi tarafından Ağrı'daki İshak Paşa Sarayı'nda sahneleniyor. Cumhuriyetin 75. yıl kutlamaları çerçevindeki gösterinin ardında Ağrı Sanayici, İşadamı ve Yöneticiler Derneği var. Dernek, Ağrı yöresinin lobisini yapmak, yörenin ekonomik ve kültürel potansiyelini sergilemek için iş dünyasının tanınmış isimlerini de yöreye davet ediyor. Ağrı Sanayici, İşadamı ve Yöneticiler Derneği Başkanı ve SPK kurul üyesi Erdal Batmaz, "Ağrı bir gıda ambarı bölgesidir. Doğu Anadolu'da sorun yok diye bu yöre gözden kaçırılmamalı" diyor. Haksız da değil. Doğu'dan batıya göçü önleyici sanayiciliğin bölgeye yerleştirmek, ölmeye yüztutan hayvancılığı yeniden canlandırmak, 3 bin yıllık kültürün kalıntılarını turizmin hizmetine sunmak, yöreye sadece ekonominin gözlüğüyle bakmamak için gözlerimizin buraya çevrilmesi gerekiyor.
       İlkokuldan sonra Ağrı'dan ayrılan Mülkiyeli Erdal Batmaz, yöreye olan borcunu ödemeye kararlı. Bu nedenle yörenin turizm potansiyelini öne çıkartıp, önümüzdeki yıl turistik turların gerçekleşmesini sağlayacak.
       İshak Paşa Sarayı'nda gerçekleştirilecek gösteri ise bugüne kadar Doğu'da gerçekleştirilen ilk gösteri olacak. Projeyi Cavit Kavak organize etmiş, Ağrı Valiliği ve TRT'nin işbirliğiyle yapılmış. Bahattin Yücel, Doğan Vardarlı, Niyazi Önen, Ahmet Arsan, Erkut Yücaoğlu, Sema Küçüksöz ve Koç Grubu'ndan bir yöneticinin hazır bulunacağı Ağrı kutlamaları belki de bir başlangıç olacak.


Onlar Berdanlılar ezelden

gungor4.jpg Berdan Tekstil'in büyük ortağı ve Genel Müdürü Muhteşem Ekenler, yaşam zevki olan bir işadamı. İçtiği şarabı, yediği yemeği titizlikle seçer, at biner, atlardan anlar, Harley Davidson motorsikletlerinin Türkiye fan kulübünün sıkı elemanlarındandır. Muhteşem Ekenler için herşey bir tarafa Tarsus merkezli Berdan bir tarafa. Ekenler, "Berdanlı" elemanlar yetiştirecek kadar da, çalışanlarında şirkete sadakat duygusu yaratmasını bilmiş.
       Berdan Tekstil'in Nişantaşı'ndaki showroom'unun açılışında Muhteşem Ekenler ile biraraya geldik. Showroom, Berdan'ın Tarsus - İstanbul hattını kısaltıyor, batılı tekstil ve konfeksiyonculara dönük yüzü. Berdan kumaşları kullanan konfeksiyoncuların da mekanı olmasını istedikleri showroom'un sorumlusu Fatma Ballıca. Fatma Hanım da bir Berdanlı. Bu görev için Tarsus'tan İstanbul'a gelmiş. Sekiz yıldan beri Berdan'da çalışıyor. Şirket, evini kiralamış, dayayıp döşemiş.
       Muhteşem Ekenler, Kahramanmaraş'ta aldığı fabrikada çalışmak üzere teknisyeninden genel müdürüne kadar 36 Berdanlı'yı da Tarsus'tan Kahramanmaraş'a göndermiş. "Şirket kültürümüz var, elimizdeki insanlara güveniyoruz" diyor Ekenler.
       Bunun tersi de oluyor Berdan'da. Ege Üniversitesi Tekstil Fakültesi mezunu, İzmir'de oturan yerleşik Egeliler de tası tarağı toplayıp Tarsus'a, Berdanlı olmak için geliyorlar. Bugün Tarsus'taki Berdan'da yaklaşık 10 kişi İzmir'den gelmiş. Sizin anlayacağınız, transfer sistemi Berdan'da işlemiyor, Berdan kendi futbolcusunu, pardon tekstilcisini kendi okulunda yetiştiriyor.

Şarabın içinde kadın eli var

gungor5.jpg "Rakı erkek, şarap kadın içkisidir" diye ayıranlardan değilim ama, son zamanlarda şarabın ruhuna inen cinsin kadın olduğundan hiç şüphem yok. Her ne kadar, şık bir restoranda tadım için bardağa konulan şaraptan bir yudum aldıktan sonra şişeyi geri gönderen erkek görmediysem de, böyle giderse kadınların beğenmedikleri şarabı rahatlıkla geri gönderebileceklerini düşünüyorum.
       Şeyla Ergenekon, kısa bir süre önce kendi danışmanlık şirketini kurmuş, ekonomi okumuş bir işkadını ve bir şarap dostu. Üniversite yıllarında gittiği İspanya'nın Rioja bölgesinde şarapçılık sanatıyla tanışmış, merak sarmış, Boston Üniversitesi'nde şarapçılık derslerine katılmış. Uzun süre şarapla halleşirken Türkiye'de şarapla ilgili bir referans kitabının eksikliğini hissetmiş. "Şarapla Tanışma" adını verdiği bir kitap hazırlamış. Kitabı hazır olunca Türkiye'deki üreticilerden görsel malzeme araştırması sırasında Doluca şaraplarının patroniçesi Sibel Kutman, Ergenekon'un projesiyle ilgilenmiş, Doluca kitaba sponsor olmuş. Diğer yandan Wine and Roses'ın patroniçesi Arzu Molu da ilgisini esirgememiş, firması Food Pazarlama da sponsorlar arasında yer almış. Karagözoğlu Dış Ticaret de kitabın diğer sponsoru. Şaraba değen kadın elinin tanıtımı da yine bir kadın elinden çıkmış: Bahar Bilik. Şeyla Ergenekon'un verdiği bilgiye göre, kitabın ününü duyan erkekler de kendisini arayıp, bu kitabı eşlerine hediye etmek için almak istediklerini söylüyorlarmış. Şarabın arkasında artık kadın var. Dionissos kıskanır mı bilmem ama işin gerçeği bu.



© 1999 Milliyet