21 Aralık 1999 Salı 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Köşke bomba koyarım

Hava Kuvvetleri komutanı Orgeneral İrfan Tansel'in bir toplantıda "Eğer Ali Fuat Başgil Cumhurbaşkanı seçilirse Çankaya Köşküne ilk bombayı ben atarım" dediği söyleniyordu




21 Ekim 1961
Cumartesi Öğleden sonra

       MBK'nın daha önce İstanbul'a gönderilmiş üyesi Kamil Karavelioğlu Ankara'dan gelen öteki iki üye, Suphi Karaman ile Haydar Tunçkanat'ı Yeşilköy askeri hava alanında karşıladı. Onlara sabahleyin 1. Ordu karargahında gördüğü muamele ve Komutan Orgeneral Cemal Tural ile yaptığı görüşmeyi anlattı. Gidişatın MBK tarafından istenilen istikamette bulunmadığı ve işte bir bit yeniği olduğu muhakkaktı. MBK'nın Ord. Prof. Ali Başgil üzerindeki hassasiyeti sebepsiz değildi. "Hoca", haklı veya haksız, "27 Mayısa karşı güçler"in sembolü sayılıyordu. Onun Cumhurbaşkanı yapılacağı, yani Ordunun ismen Başkomutan olacağı söylentisi bile askeri çileden çıkarmaya yetiyordu. Kulaktan kulağa Hava Kuvvetleri komutanı Orgeneral İrfan Tansel'in bir toplantıda "Eğer Ali Fuat Başgil Cumhurbaşkanı seçilirse Çankaya Köşküne ilk bombayı ben atarım" dediği söyleniyordu. Silahlı Kuvvetler Birliğinin bir takım aşırı uçları Tansel'e "müstakbel lider"leri gözüyle bakıyorlardı. Başgil İsviçre'ye geri gönderilir veya en azından İstanbul'da tutulup Ankara'ya gelmesi engellenirse böyle bir koz ortadan kaldırılmış olacaktı. Şimdiyse 1. Ordu Kurmay Başkanının "demokrasi adına" ona sahip çıkmaya kalkışması ne anlama geliyordu? Onu bahane ederek yönetime el koymak pek mi demokratik bir davranış olacaktı?
       MBK'nın üç üyesi hava alanından 1. Ordu karargahına telefon ederek Komutanı görmek üzere saat 14:30'da oraya geleceklerini bildirdiler.
       Ancak karargaha gittiklerinde sadece Komutan değil, Kurmay Başkanı da yoktu. Kendilerini bir Kurmay Albay karşıladı ve Komutanın "birlikleri teftiş etmek üzere" Trakya'ya gittiğini bildirdi. Kurmay Başkanı ise Harp Akademisinde bir toplantıdaydı. Ortalıkta bir şeylerin döndüğü daha iyi anlaşılıyordu. MBK'nın üç üyesi kendilerine yakın saydıkları bazı Generalleri aradılar; onlar da yerlerinde değillerdi. Haydar Tunçkanat kendisi gibi havacı olan Radyoevi Müdürü Kurmay Albay Turan Çağlar'a telefon etti. Telefona çıkan görevli Komutanın Harp Akademisinde bulunduğunu bildirdi. Tunçkanat Harp Akademisini arayarak Turan Çağlar'ı telefona çağırdı. Tunçkanat "27 Mayıs 1960 Devrimi" adlı kitabında bunu şöyle anlatmaktadır:
       "Telefonda sesi çok heyecanlıydı ve bir şeyler saklamaya çalıştığı anlaşılıyordu. Ben kendisine şunu söyledim: Ortalıkta bir şeylerin döndüğü anlaşılıyor. Sonradan pişman olacağınız bir şeyi yapmamanızı tavsiye ederim."
       Turan Çağlar'
ın sesinin "çok heyecanlı" olması doğaldı, çünkü o sırada yönetime el konulmasını öngören "21 Ekim Protokolü"nü imzalamakdaydılar. MBK üyelerinin tabii, bundan haberleri yoktu. İstanbul'da yapacak bir şeyleri kalmadığını anladılar ve gene askeri bir uçakla Ankara'ya döndüler. Etimesğut hava alanında kendilerini bir sürpriz bekliyordu. Komiteden Mucip Ataklı ve Emanullah Çelebi karşılamaya gelmişlerdi. Ama sürpriz o değildi. Silahlı Kuvvetler Birliğinin "Ankara Grubu" olarak bilinen bir takım yüksek rütbeli subaylar kendilerini getiren uçakla İstanbul'a gidiyorlardı. Aralarında Harp Okulu komutanı Talat Aydemir, Ankara Merkez Komutanı Selçuk Atakan, Hava Kuvvetlerinden Kurmay Albay Halim Menteş, Fevzi Arsın, Kurmay Yarbay Tufan Alkoç da vardı. "İstanbul'dan çağırdılar, oraya gidiyoruz" dediler. Harp Akademisindeki bir toplantıya katılacaklardı. Saat 22:00 idi. Heyet Ankara'ya gece 02:00'de döndü.
       Yönetime el koyma kararına "Ankara Grubu" da katılmıştı.

21 Ekim 1961, Cumartesi
Akşam

       O sıralar biz Ankara'da, Mebusevlerindeki Ayten Sokak'ta İsmet Paşalarla yanyana iki küçük evde oturuyorduk ve aramızda ortak bir bahçe vardı. Ben 1960'dan önce ikinci defa hapse konulduğumda ve eşim ikinci kızımızı doğurduğunda İsmet Paşalar Çankaya'daki Pembe Köşkü bırakmışlar, bitişiğimizdeki henüz boşalmış eve taşınmışlardı. 1961'in Ekiminde hala oradaydık. (Bütün bu hikayeler için Bk. "Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları, 1944 / 1973" - Metin Toker - Bilgi Yayınevi)
      
Hava kararmıştı ki İsmet Paşa geldi. Ben kütüphanede çalışıyordum. Elinde bir kağıt vardı. Bana uzattı, "Oku!" dedi. Daktiloyla yazılmıştı. Başlığında "21 Ekim Protokolu - Harp Akedemisi - 21 Ekim 1961" ibaresi vardı. O gün öğleden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri adına 38 General ve subay tarafından imzalanmış "yönetime el koyma kararı"ydı. İlk imza Korgeneral Refik Tulga'ya aitti. Adeta mürekkebi kurumamıştı İsmet Paşaya ulaşmıştı. Nereden ve nasıl gelmişti, hiç bilmedim ve merak da etmedim. Sorsam, tabii, İsmet Paşa söyleyecek değildi.
       İsmet Paşayla beraber yaşadığım yıllarda onun "istihbarat kaynakları"nın mükemmelliğine hep hayran kalmışımdır. Bunun büyük sırrı, başkaları üzerinde bıraktığı güven duygusudur. "Güvenilir olma"nın ne büyük kuvvet teşkil ettiğini ben ondan öğrenmişimdir ve hiç unutmamışımdır.
       Kağıdı okuyup bitirdiğimde geri verdim.
       "- Yarın İstanbul'a gidip Refik Tulga'yı göreceksin ve benim bütün bunlar hakkında ne düşündüğümü, ne vaziyet alacağımı ona söyleyeceksin" dedi.
       Alacağı vaziyet şuydu: 25 Ekim günü, seçilmiş bütün milletvekillerinin başında TBMM'ne gidecek ve onun açılışını yapacaktı. Hiç kimse ve hiç bir şey bunda, ona engel olacak kudrete sahip değildi.
       Bu, bir meydan okumaydı. Bunu, darbe girişimcilerinin başında görünen Korgeneral Refik Tulga'ya aynen nakletmek üzere not ettim. Sonradan öğrenecektik ki Tulga, Orgeneral Cemal Tural'ın "birinci nüsha"ya imza koyduğunu el yazısıyla protokolün üzerine kaydetmiştir. Fakat bu nüsha hiç bir zaman bulunamayacaktır.
       İsmet İnönü, Refik Tulga'ya niçin beni göndermiştir? Çünkü Tulga'yı 1950'lerin başındaki Batı Avrupa muhabiri olduğum Paris yıllarından tanıyordum. O sırada NATO karargahında görevliydi ve ortak bir iyi dostumuz vasıtasıyla bir çok defa beraber olmuştuk. 27 Mayıstan sonra İstanbul'a Vali tayin edildiğinde bir akşamüstü beni aradı ve İsmet Paşayla görüşmek istediğini söyledi. İsmet Paşalar o sırada Ömer İnönü'nün Maltepe'deki yazlığında kalıyorlardı. Biz de ona yakın bir ev tutmuştuk. Tulga, görüşmenin öyle fazla duyulmasını istemiyordu. Hatta fark ettim ki, duyulsun hiç istemiyordu. Anlaşılan, düşündüğü bir nezaket ziyareti değildi; onun ötesindeydi. Bunu İsmet Paşaya söyledim.
       "- Hanımefendiyle birlikte akşam yemeğine buyursunlar" dedi.
       Yemekte sadece Ömer'lerle biz de bulunacaktık.
       Akşam, havanın karardığı bir saatte Tulga'lar kendi küçük, özel arabalarıyla geldiler. Yemekte dereden tepeden konuşuldu: Bayan Tulga tatlı tatlı anlattı. Fakat Tulga'nın endişeli ve üzgün bir hali vardı. Yemek bittiğinde İsmet Paşa Generale:
       "- Şöyle yandaki odaya geçelim, konuşalım" dedi.
       Yandaki odaya gittiler. Tulga orada MBK'nın bir "Orduda tensikat" düşündüğünü ve planladığını, bunun uygulamasına derhal geçileceğini haber verdi. İsmet Paşa böyle bir tasarıyı ilk defa duyuyordu.
       "- Neymiş hikmeti?" diye sordu.
       Tulga kendi görüşünü anlattı. Orduda bir düzenlemeye gerçekten lüzum vardı. Ancak bunun bir şekli, usulü bulunuyordu ve bunu askeri okullarda ders diye öğretiyorlardı. Mesela Amerika'da gittiği Akademide bu, böyleydi. Halbuki MBK kendine göre bir yol seçmişti ve gelişigüzel biçimde, üstelik özel duygu ve hesapların rol oynayacağı tertiplerle, birden, çok geniş ölçüde temizlik yapılıverecekti. Tulga bunun büyük ölçüde karışıklıklara, huzursuzluğa neden olmasından hatta İhtilali tehlikeye düşürmesinden korkuyordu. Emekliye sevkedilecekler arasında Genelkurmay Başkanından - Orgeneral Ragıp Gümüşpala - bile bahsediliyordu.
       İsmet Paşa İstanbul'un General Valisine bazı sorular sordu, daha iyi aydınlandı. O zaman Tulga'nın endişelerine hak verdi. Her halde işin daha iyi düşünülmesinde yarar vardı. Şöyle bir formül bulundu: CHP Genel Sekreteri Ankara'daydı. İsmet Paşa ona telefon etti. Aksal Devlet Başkanı Gürsel'den ertesi sabah için bir randevu alacak ve gidip ona İnönü'nün bu husustaki tereddütlerini bildirecekti. Olayı bir emrivaki olmaktan çıkarmakta yarar vardı.
       Biraz sonra Aksal'dan cevap geldi: Gürsel ertesi sabah erken saatte bir geziye çıkıyordu; CHP Genel Sekreterini kabul edemeyecekti.
       Bu suretle "Eminsu Olayı" bir emrivaki halinde gerçekleşti.
       İsmet Paşa belki de bunu hatırlayarak artık Korgeneral rütbesini kazanmış bulunan Refik Tulga'ya gidip, benim, düşündükleri gibi bir girişim halinde nasıl vaziyet alacağını, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde söylememi uygun bulmuştu.
       İsmet Paşayla o akşam uzun uzun konuştuk ve görüşlerini etraflı olarak anlattı. Anlattı ki, kimsede bir tereddüt kalmasın. İsmet Paşa kızgındı da.. Bu anayasa nihayet Türk Silahlı Kuvvetlerinin de eseri - ve şerefi - değil miydi? Seçimler ona göre yapılmış, ne sonuç vermişse vermişti. Bir takım general ve albay buna ne karışıyorlardı? Artık bunlar, kurulan Parlamentoya ait işlerdi. Parlamento gerekenin en iyisini ve doğrusunu yapacaktı. Kaldı ki yeni Anayasayla bir Milli Güvenlik Kurulu oluşturulmuştu ve bunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi görüşlerini açıktan söylemek imkanı ona veriliyordu. Bir takım general ve subay anayasayı hiçe sayma, onu ihlale teşebbüs etme cüretini nereden buluyorlardı?
       O sırada bizim bilmediğimiz bir takım "ilim adamları"nın ortaya çıktığı ve askere "Parlamento açıldıktan sonra harekete geçerseniz anayasayı ihlal suçunu işlemiş bulunursunuz, yönetime ondan evvel el koyarsanız bu, anayasayı ihlal suçu olmaz" aklını verdikleriydi.

       Yarın:


       ---------KUTU-----------


21 Ekim Protokolü
Harp Akademisi
21 Ekim 1961

       Zabıt Varakası
       1) Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları - aşağıda açık imzası bulunanlar - 21 Ekim 1961 günü saat 14:30'da toplanmışlar ve gündemlerinde mevcut olan konuları müştereken müzakere etmişler ve ittifakla aşağıdaki karara varmışlardır.
       a) Türk Silahlı Kuvvetleri 15 Ekim 1961 günü yapılmış olan seçimlerden sonra, gelecek yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanmadan evvel, duruma fiilen müdahale edecektir.
       b) İktidarı, Milletin hakiki ve ehliyetli mümessillerine tevdi edecektir.
       c) Bütün siyasi partiler faaliyetten menedilecek, seçim neticeleri ile Milli Birlik Komitesi feshedilecektir.
       d) Bu kararın tatbiki 25 Ekim 1961'den sonraki bir güne tehir edilmeyecektir.
       2) İşbu Zabıt Varakası üç nüsha olarak tanzim edilmiş ve bütün üyeler tarafından aynı anda imza edilmiştir.
       21 Ekim 1961
       İmza sahipleri:
       Korgeneral Refik Tulga - Tümgeneral Fikret Esen - Tümgeneral Rafet Ülgenalp - Tümamiral Bahaddin Özülker - Tuğgeneral Faruk Gürler - Tuğamiral Celal Eyiceoğlu - Tuğgeneral Yusuf Alpmansu, Tuğgeneral Faruk Güventürk - Tuğamiral Kemal Kayacan - Tuğamiral İsmail Sarıken - Kurmay Albay Behçet Özdemir - Kurmay Albay Doğan Özgöçmen - Kurmay Albay Suat Aktulga - Kurmay Albay N. Kemal Ersun - Kurmay Albay Burhan Hunoğlu - Kurmay Albay Halim Kural - Kurmay Albay Recai Baturalp - Kurmay Albay Mehmet Bora - Kurmay Albay Vecihi Akın - Kurmay Albay Emin Aytekin - Kurmay Albay Ferit Erdoğan - Kurmay Albay Necati İşcan - Hava Kurmay Albay Rıfat Erenulu - Top. Alb. Celal Baykam - Kurmay Albay Cemal Öçal - Dz. Kurmay Albay Bülent Tarkan - Dz. Kurmay Albay Zarif Çetindağ - Kurmay Albay Bedrettin Demirel - Kurmay Albay Celal Ugan - Kurmay Albay Vahit Gürkan - Kurmay Albay Şerafeddin Olcay - Hava Kurmay Albay Emin Alpkaya - Kurmay Yarbay Ahmet Gergeç - Kurmay Albay Necati Ogan - Kurmay Albay Sadettin Cankır - Kurmay Albay Nihat Aslantürk - Hava Kurmay Albay Turan Çağlar - Kurmay Albay Fikret Göknar
       Saat 18:00
© 1999 Milliyet