Pazar
05.01.2014 - 02:30

20’nci yüzyılın eli kanlı bir figürü

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »

23 Aralık 1953’te öldürülen Lavrentiy Beria, kanlı sayfaları bolca olan Rusya tarihinde bile rastlanacak tiplerden değildi

Şu son 10 yılda Batı dünyasında en önemli uzmanlar, Stalin devri terörü üzerine kitap üstüne kitap çıkarıyor. Dönemin sanayileşmesi, iktisadi gelişmedeki başarılar ama aynı derecedeki başarısızlıklar; Sovyet dış politikası ve dışişleri bakanlığının bünyesindeki memurların, mesela çarlıktan kalma yapılanması gibi hususlar kimsenin pek ilgisini çekmiyor. Komünizmin Rusya’dan gittiği görülüyor. Onun iktisadi-sosyal tarihinden çok, yeni kaba kapitalizmde kaybeden ve ezilen sınıfların Stalinizme duyduğu özlem ise Batı dünyasında bir endişe oluşturuyor. Bu endişeye
ortak olanlar sadece eski komünistler değil; zaman zaman mesela her yılın mayısının 7-9’u arasında, “kilise” gazetesinde bile, büyük vatan savaşındaki zaferde Stalin’in payı vurgulanabiliyor.

Gizli servisin en acımasız ve zeki adamı olarak sivrildi
Oysa insanlar Stalinist terörden özellikle 1930’lu yıllarda çok çektiler. Rusya altüst oldu, eski soylular, kalan burjuvalar ne yazık ki aydınlar hatta zenginleşen müteşebbis köylüler (ki bunlara yumruk anlamında “kulak” deniyordu)... Stakhanovcu düzmece üretim artırma programına ayak uyduramayan ustabaşılar dahi sürgün ve zindanı boyladılar. Düzmece yargı hatta yargısız infazlar birbirini izledi. Öldürülenlerin hesabı bugün bile tam yapılamıyor. Beria’dan evvel NKVD’de yani İçişleri Halk Komiserliği’nin başında Yejov vardı. Dehşetin ne olduğunu büyük kompozitör Şostakoviç’in hatıratında bile okumak mümkün. Yejov’un deli dana olduğunu düşünen Stalin yavaş yavaş Gürcistan’dan tanıdığı Beria’yı bu makama yükseltti. Beria terörü daha rafine yöntemlerle geliştirdi. Parlak bir Bolşevik geçmişi yoktu hatta zamanında anti-Bolşevikti; ama kazanan taraf onlar olunca başından beri ÇEKA’nın ve gizli servisin en acımasız ve zeki adamı olarak sivrildi.
İnsanların psikolojisi üzerinde oynamayı seven biriydi. Birikimliydi, birçok lisan ve musiki bilirdi. Resimden anlar geçinirdi, hiç geçinmese daha iyi olacağına şüphe yoktu. 20’nci yüzyılda modern resmin öncüsü olacağını gösteren Rus resmi Stalin-Beria döneminde çok şey kaybetti. 19’uncu yüzyılın parlak entelektüel eliti Rusya’nın ufuklarından silindi. Bununla birlikte savaş sırasındaki endüstriyi savaş endüstrisine çevirmek terörist bir organizasyon sayesinde sabotaj, direniş ve casusluğu önlemekte başarılı oldu. Savaştan sonra ise bazı
bölge halklarının toptan cezalandırılmasında en acımasız örgütlenmeyi
kurdu. NKVD’nin şefiydi. İlhak edilen Baltık Cumhuriyetleri, Moldova ve müttefik dünya Doğu Avrupa’da yerli komünist partileri ve hükümetleri terör aygıtı haline çevirdi.

Ölüm haberi duyulunca milyonlarca kişi rahat bir nefes aldı
Stalin’in ölümüyle Sovyetler Birliği ciddi bir panik içindeydi. Ölene sadece sosyalizmin büyük lideri değil, “İlerici insanlığın en büyük önderi” deniyordu. Büyük önderin mirasını paylaşma kavgası başladı. Mareşal Jukov, Kruşçev’i tutmuştur. Kendilerine katılan Malenkov ve Bulganin’le birlikte Beria’yı aforoz ettiler. Temmuz 1953’te tevkif edildi. Suçlama kampanyasının içinde en ciddi deliller, öldürttüğü ve gömdürttüğü genç kızlar olarak görünüyordu. Suçlamalar ne kadar ciddidir, bunun muhasebesi tutulamaz ama yaka silkilen bir liderdi. Geçtiğimiz yıl itibariyle bundan tam 60 yıl önce 23 Aralık 1953’te, milyonların hayatına nokta koyduğu Lyublianka’daki merkez binanın bodrum katında savunmasız ve temyizsiz olarak verilen mahkeme kararı bir NKVD generali tarafından yerine getirildi. Haber yavaş yavaş duyulduğu zaman taraftarları korktu, işbirlikçileri paniğe kapıldı, milyonlar da rahat nefes aldı. Lavrentiy Beria gibi birisi kanlı sayfaları bolca olan Rusya tarihinde dahi rastlanacak tiplerden değildir.
Not: Yazılarımla Milliyet gazetesinde 14’üncü yıla girdim. Bütün okurlarıma mutlu bir yıl dilerim.

Yunan yazarın romanı

SpIros Gogolos genç bir yazar. “İmparatorluğun Kalbinde” başlığını taşıyan romanı o zamanki üç metropolde (Selanik, İstanbul, İzmir) geçiyor. Romanın yapısı alışılmış çeviri ve toplum platformundan çok ikili diyaloglar etrafında gelişiyor. Diyaloğun bir tarafındaki Alkis Anagnostakis bir gazeteci genç. Atina’da Akropolis gazetesinde çalışıyor ama aslen İskenderiye Yunanlarından zengin bir tütüncü ailenin çocuğu, yakışıklı, İskenderiye Yunanlısı ve İzmir Levanteni bir ananın oğlu. Oxford’da Türkçe, Bulgarca gibi diller okumuş, Yunanca ve Arapçayı zaten biliyor,
İngilizce ve Fransızcası mükemmel. Örneğine az rastlanan bu roman tipiyle Selanik Valisi Umumi Müfettiş Hüseyin Hilmi Paşa hatta Sultan Abdülhamid bile görüşmeyi kabul eder. Uzun diyaloglarda bizdeki Kemal Tahir misali tarih dersi veriliyor. Burada mütercim Aslı Damar’ın başarılı olduğunu belirtmek gerekir.
İmparatorluğun son dönemi olacak 1905-1912 arasındaki yedi yılda, bu üç şehir ve imparatorluğun tasviri yapılmış. Alışılmış Yunan görüşü olmadığı açık.
Daha çok Dimitri Kitsikis’vari bir Osmanlı değerlendirmesi hâkim. Bütün anlatılanlarda tarihçi doğruluğu yok kuşkusuz; hatta bazen romancı fantezisine verilecek müsaadenin ötesine de geçilebiliyor. Mesela Makedonya milli kimlik şuurunun Sırbistan’ın bir yaratısı olması gibi. Ama dikkatli ve bilen okuyucunun kolaylıkla ve severek izleyeceği bir metni var. Tercümenin başarısı da gösteriyor ki Yunan yazarlar dillerini daha iyi biliyorlar. İstos Yayınları’nın Yunan-Türk müşterek tarihi ile ilgili tercümeleri yayımlamaya başlaması bence olumludur.

 

©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.