16 Şubat 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
   SİNEMA
   KİTAP
   MÜZİK
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Kürtçe'den Türkçe'ye ilk kez...

KULİS

Ayça ATİKOĞLU


san1.jpg        Yazar Mehmet Uzun'un "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık" adlı romanı, Kürtçe'den Türkçe'ye çevrilen ilk roman olma özelliğini taşıyor

       Bir büyük ülkedeyiz, birçok küçük ülkeden oluşmuş bir büyük ülkede. Bir yanı mavi, berrak denizlerle, bir yanı başı göğe ermiş dağlarla, bir yanı kurak çöllerle çevrili bir büyük ülke bu. Gök masmavi, deniz berrak, toprak bereketli diye aklınıza cennet gibi bir ülke gelmesin, kirli bir savaş yaşanıyor bu ülkede, kimsenin istemediği bir savaş... Yukarıdaki ülke tanımı Mehmet Uzun'un "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık"ında geçiyor.
       Ancak Mehmet Uzun, Kürtçe'den Türkçe'ye çevrilen ilk romanında savaşı arka plana atıp aşkı öne çıkarmış. Gendaş Yayınları'ndan çıkan "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık"ı Muhsin Kızılkaya Türkçe'ye çevirmiş.
       Meraklıları bilir Mehmet Uzun 22 yıldır İsveç'te yaşayan, yüzlerce yıldır yasak olan, yazın geleneği olmayan bir dilde, Kürtçe yazmakta kararlı bir yazar, tutkulu bir okur, barışçıl bir aydın. Çevirmeninin belirttiği gibi Mehmet Uzun önceki romanlarındaki "çaresiz aydının hüzünlü macerası" temasını bu romanı ile terk ediyor, bu "yok ülkede", aşk'ı var ediyor. Şahin'i güvercinle öpüştürüyor.
       "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık"ın erkek kahramanı Baz (Şahin), kadın kahramanı Kevok (Güvercin). Kevok, Jir diye bir delikanlının peşinden dağlara gider, dağlarda ona Renos (rehber) adında biri yol gösterir. Ancak, Jir yolunda Kevok'un kaderi Baz'la kesişir. Baz mahkumuna, Kevok işkencecisine aşık olur. Baz, kızın kör gözlerinin güzelliğinden, Kevok erkeğin yeteneğinden etkilenir.
       Baz bir subaydır, ona hayatı zindan eden karısından nefret eden, kadın sıcaklığını orospularda tatmış, iki oğlundan başka duygusal dayanağı olmayan, savaşın kemikleştirdiği bir asker.
       Kevok ise, Baudelaire'in "Kötülük Çiçekleri"ni ezbere bilen, omuzlarından dökülen örgüleri, huzur verici bakışları, kömür karası gözleri, ince yay misali kaşları, dolgun dudakları, zarif boynuyla peri masallarından çıkmış, çok naif, çok güzel bir kızdır. Kan gölünde açmış kırmızı bir güldür. Kevok, Baz'a aşk veren, umut veren ve ölüme götürendir.
       Şehvetli arzular, coşkulu bir hayat, yükselme isteği, söylenen yalanlar, atılan havalar, çevrilen dolaplar, yapılan hileler, kin ve nefret ile geçen bir yaşamın sonunda aşk ile gelen ölüm... Güçlü duyguların kitabı "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık". Elinize alınca bırakamayabilirsiniz de, sürünebilirsiniz de. Ama bu kitap salt Kürtçe'den Türkçe'ye çevrilen ilk roman olması açısından bile fazlasıyla okunmaya değer.

Şimdi Berlin'de olmak vardı

       Türkiye Okan Bayülgen'in Akmerkez'de sevgilisinden yediği tokat ile sarsılırken, Aydın Gün kimseyi sarsmadan sessiz sedasız Türkiye'den Almanya'ya göçüverdi. Terk - i diyar eyledi.
       Hani ola ki yeni nesilden Aydın Gün'ü tanımayan çıkabilir diye kısaca özetlemek gerekirse: Gün, Türkiye'de sahnelenen ilk opera olan "Madam Butterfly"da "baş tenor" olarak sahneye çıktı, 1951'den bu yana 45 eseri tam 132 kere sahneye koydu, İstanbul operasını kurdu, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nı kurulduğu günden başlayarak 20 yıl yönetti (yani Türkiye'yi o festivaller ülkesi yaptı), 40 yılı aşkın süredir "Opera, sahne ve rejisörlük" dersleri veriyor, 1993'ten bu yana da Yapı Kredi'nin Sanat Danışmanlığı görevini sürdürüyor (yani o nefis festivalin programını o yapıyor).
       Birtakım İstanbullu bugün Brüksel'i, Viyana'yı vs. taşra buluyorsa, bizdeki sanat sirkülasyonunun çok daha etkileyici olduğunu düşünüyorsa (gerçekten de öyle, evimizden kalkıp konser salonuna kadar gidiyoruz ve ancak düşleyebileceğimiz isimleri karşımızda buluyoruz), bunun Aydın Bey sayesinde olduğuna inanıyorum.
       Türkiye, dünyaya hangi alanlarda dahil oluyor? Bir ölçüde ticaret, bir ölçüde sanatla değil mi?
       Neyse, aslında benim derdim Aydın Gün'ün ne büyük olduğunu bu saatte anlatmak değil elbette, sadece onun gittiğini duyurmaktı ama kendimi tutamadım.
       Ben, Aydın Bey'in en çok Açıkhava Tiyatrosu'nun tepesindeki tek kişilik sandalyesine yerleşmiş başında kasketi kitlesel rock ve pop konserlerini izlerkenki halinden etkilendim. Sanatın başkomutanı gibi idi. 80'li yaşlarını sürerken bu konserlerden sıkılıp sıkılmadığını, bıkıp bıkmadığını sorardım. Hayır, ne sıkılır ne de bıkardı. Sanatın her dalına dair müthiş öngörülü ve duyarlı idi. Aydın Gün yalnızca gördüğüm en iyi sanat adamı değildi, çok tutkulu bir aşık ve çok iyi bir baba idi. Azra Gün ile 50 yıl sonra hala bir bakışmaları vardı ki... Nitekim Berlin'e göçme sebebinin arkasında da sadece Türkiye'den yorulmak değil oğlu Mehmet'in daha çok yanında olmak fikri de yatıyor.
       Mehmet'e telefonda (gülerek) soruyorum "Niye göçtünüz?" diye. O da gülerek "Niye göçmeyelim ki?" diyor ve aldığı teklifleri sıralıyor.
       Aydın Bey, Yapı Kredi Festivali'ne katkılarını oradan sürdürecekmiş, Festival sorumlularından Nalan "Odasını özenle saklıyoruz" diyor, ama evlerini kapatmışlar, eşyalarını bir depoya koymuşlar.
       Aydın Bey, 84 yaşında hayatını değiştirebilme cesareti ile beni yine sarstı. Türkiye ise Sibel Can - Hakan Ural çiftinin boşanması ile hala sarsılıyor, son olarak da jipin değerinin altına gitmesi ile derinden etkileniyor.

Gençlere Can simidi

       Can Yayınları, yayınevi olarak genç seslerin, yeni yeteneklerin ortaya çıkarılmasına, okurla buluşturulmasına büyük önem veriyor. Bu amaçla geçtiğimiz yıl bir de roman ödülü başlattı. İlk ödülü son derece nev-i şahsına münhasır bir tip olan Vecdi Çıracıoğlu kazandı.
       Can Yayınları şimdi de Hilmi Yavuz'un editörlüğünde şiir dizisine başladı. Bu dizinin ilk ismi Vural Bahadır Bayrıl oldu. Bayrıl'ın "Şer Cisimleri" ile "Melek Geçti" adlı kitapları geçtiğimiz hafta yayınlandı.

       Arzular çarpışır birbiriyle,
       Şe ... ra... re! Aşklarsa kıvılcım
       Sızdırmaz. Dipten akan bir
       mağma gibi sessiz, tevekülle
       Yerleşir kalbe.
       Ay saatleri bunlar. Yüzünü
       Yüzüme tut, gel seviş, ayna
       Kesil güzelliğime.
       Sönen ç.........., ılık mumla, sökül
       müş ruhumu akan bu mühür,
       dayanmaz hasretine. Ay saçıldı
       gümüş kırıntılarından yaptığın
       iksir... kekre!

       Yüzünü yüzüme tut, seyredeyim
       dilinin dilime bıraktığı zehir, sevişir
       ken geçmişin akrebiyle.
       Söyle, bu kaçıncı "dağ" kalbimde?
       Aşk ... aşk ey küçük anne!

       ... gibi bir şiir size, şairi anlamanız için.



© 2000 Milliyet