4 Nisan 2000 Salı 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 TEKNO CAFE
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Babam suç işlese yine yazarım...

Haber namusunu kendi namusunun üzerinde tutan adliye muhabiri Vasfiye Özkoçak, “Büyük ticaret sahiplerinin davalarını yazıyorsun, bir gün başını yersin" laflarını hiç umursamadı. Sade vatandaşın da, büyük holdinglerin de davalarının üstüne gitti. Doğru yazmayı namus meselesi olarak gördüğü için haberine hiç yorum katmadı. Sonuçta ne kurşunlandı, ne de sürdüler onu meslekten

Tutkulu Kalemşörler
AZER BORTAÇİNA


yas03.jpg        Önce Lenin, Stalin, sonra Türk solcularının resimleri çıkar. Ardından kızıl bayraklar kaplar Taksim Meydanı’nı. Meydan coşku seliyle çalkalanırken Sular İdaresi’nin olduğu bölgeden atılan silahların sesleri Taksim’e bomba gibi düşer. Kurşun yağmuru altındaki halk çil yavrusu gibi dağılmaya başlar. Kimi yan sokaklara kaçışırken, kimi de üstüne gelen polis panzerlerinden kendini korumaya çalışır.
       Saçlarına kırlar düşmüş deneyimli gazeteci, foto muhabirine haykırır:
       “İlhan koş, OLEYİS binasına gir hemen."
       Kapıdaki adamlar onları tanır. İlhan Baştan içeri girer ama o sesini bir türlü duyuramaz.
       Çığlık çığlığa “açın kapıyı" diye bağırır. Dakikalar, saatler gibi gelir ona. Sonra birden kapı açılır, gazeteci kadın “emekleyerek" çıkar merdivenleri. Soluklanmadan genel yayın yönetmenini telefonla arar ve meydanı inleten silah seslerini İpekçi’ye dinletir:
       “Abdi Bey, yerde insanlar yatıyor ama biz hemen dışarı çıkıp, gazeteye gelmeye çalışacağız."
       Aylardır diken üzerinde oturan İpekçi, boğuk bir sesle meslektaşlarına sadece dikkatli olmalarını söyleyebilir.
       Gazeteci tüm uyarı ve tehlikelere rağmen sessizce kapıyı açar ve dışarı süzülür. Yerde yatan bir yığın insan, nefes alamıyorlar. Gazeteci hıçkıra hıçkıra ağlayarak polislerin yanına gider:
       “Ne olur kaldırın bu insanları, ölmemiş olabilirler."
       Yıl, 1977’nin 1 Mayısı. Gözleri ağlamaktan kan çanağına dönen gazeteci binbir zorlukla, yara almadan Milliyet’e döner. Daktilosunun başına geçtiği zaman 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan “1 Mayıs katliamını" bütün “canlılığıyla" yazar haberinde.

Kızım, evinde dikiş dik

       Mesleğimizin kadın duayeni Vasfiye Özkoçak, 1952 yılında Cumhuriyet’te başlar gazeteciliğe. Ama esas mesleği coğrafya hocalığıdır. Gazetecilik sevgisi öylesine ağır basar ki, coğrafya hocalığını bir tarafa bırakıp, bu kez de iki yıllık Gazetecilik Enstitüsü’nde okumaya başlar. O dönemin büyük gazetecileri Burhan Felek, Sedat Simavi, Cevat Fehmi Başkut, Ahmet Emin Yalman da genç Vasfiye’nin hocası olur. İki yıl sonra 900 kişilik sınıftan üçü erkek, üçü kadın 6 kişi mezun olur. Bu üç kızdan biri de Vasfiye Özkoçak’tır.
       Hayali gazetecilik yapmak, ama tanıdığı hiç kimse yok ki basında. Çaresiz İş ve İşçi Bulma Kurumu’na müracaat eder. Dilekçesini müdüre götürür. Yaşlı adam dilekçeyi okuduktan sonra gözlüğünün tepesinden genç Vasfiye’ye bakar ve sözlerini iki cümleyle noktalar:
       “Kızım evinde otur, dikiş dik. Memurluk sana göre değil, ezilirsin."
       Hayal kırıklığına uğrayan genç kız eve döndüğü zaman masanın üzerinde kendi adına yazılmış bir mektup görür, heyecanlanır. Elleri titreyerek açar mektubu. Satırlar, “Cumhuriyet gazetesinde istihdam edilmek üzere başvurmanızı istiyoruz" diye biter. Onu gazeteye çağıran ise Yazı İşleri Müdürü, hem de enstitüden hocası Cevat Fehmi Başkut’tur.

İlk gol kendi kalesine!

       Pazartesi sabahı kendi diktiği kısa kollu ipek elbiseyi giyer. Ayağında sandaletler, Babıali Yokuşu’nu (Bizim Yokuş) tırmanmaya başlar. Birden sandaletinin arkası kopar. Öylesine heyecanlıdır ki, sandaletin koptuğu yerdeki çiviyi eliyle bastırır.
       Yüreği ağzında Cevat Fehmi’nin odasına girer.
       - Hocam beni istemişsiniz.
       - Vasfiye, mektup ne zaman eline geçti?
       - Cuma akşamı.
       - Neden cumartesi ya da pazar günü gelmedin? Gazete çıkmıyor mu sanki o günler?
       Genç ve güzel gazeteci adayı kekeler:
       - Efendim, haklısınız ama ben sizin pazar günü gazetede olacağınızı düşünemedim.
       - Yani, sen atladın.
       Vasfiye Özkoçak acı bir tecrübeyle ilk kez “atlama" sözcüğüyle tanışır. En acımasızı da ilk gölü kendi kalesine atar.
       Cevat Bey, gazeteci adayını İstihbarat Şefi Vahap Uyar’la tanıştırır ve onun yanında işe başlayacağını söyler. Sevinçten çılgına dönen genç gazeteci adayı, ertesi günü masasının başına geçer ama istihbarat şefinin, “Bu güzel kız, buraya koca bulmaya geldi. Kocayı bulunca da gidecek" dediğini duyunca çok üzülür ama mesleki açıdan iyice kamçılanır.

Güzel Vasfiye, istihbarat şefi

       Vasfiye Özkoçak’ın mesleğe beşladığı dönemde, Babıali’de kadın gazeteci yok denecek kadar az. Vasfiye Hanım ise hem başarılı bir gazeteci hem de sinema oyuncusunu kıskandıracak kadar güzel. Yeşil hareli gözler, birçok meslektaşının kalbini yakar ama o mesleğine öylesine aşık olur ki, bu kez kendi deyimi ile “kocasız" kalır.
       Genç gazeteci önceleri her habere koşar, sonra adliye muhabirliğini ihtisas alanı olarak seçer. İstihbarat şefliğine de yükselir ama muhabirliği bırakmaz. Ama bir gün Nadir Nadi’nin olurunu alan Cevat Fehmi onu yazı işleri müdürü yapacağını söyleyince işler karışır. Vasfiye Hanım teklifi elinin tersiyle reddeder.
       Birkaç gün sonra Cumhuriyet’e girerken, hışımla binadan çıkan Sami Coşar, karşısında Vasfiye’yi görünce bağırır:
       “Ağabeyinin (Cevat Fehmi) gözüne girdin, artık yazı işleri müdürü sensin. Beni de gazeteden kovdu."

Onurlu mücadele

       Hışımla istihbarat servisine girer ama herkesin ayrılma hazırlığı içinde olduğunu görünce şaşırır. Servisindeki arkadaşları istifa ederse, Vasfiye orada oturabilir mi? Hemen yazı işleri odasına girer. Cevat Fehmi sakindir. Aralarındaki diyalog ise gazetecilik etiği açısından büyük değer taşır:
       - Vasfiye, içeride herhangi bir olay çıkmasın. Şimdi onları sen bastıracaksın.
       - Efendim ben iyi bir istihbarat şefiysem onların sayesinde. Onlar ayrılırsa ben de giderim.
       - Ayrılsınlar, mühim değil. Sen kal.
       - Hayır. O zaman ben de ayrılırım.
       - Ben senin ağabeyin, arkadaşın, hocan, babanım. Ayrılmakla kendini riske atıyorsun. Pişman olacaksın.
       - Yazı işleri müdürlüğünü hiç bilmiyorum. Siz benim adımı künyeye koyacaksınız ama ben yazı işleri müdürlüğü yapmayacağım. Ben istihbarat şefiyim. Ne olur beni yalnız öğrenciniz olarak görmeyin. Kişiliğimi hesaba katın.
       Vasfiye Hanım dokuz yılını verdiği gazetesinden ayrılırken gözlerinden seller gibi yaşlar dökülür, ama kendisiyle hesaplaşmak için aynaya baktığı zaman başı dik, onurludur.

Milliyet gazetesine ilk adım

       Bir ay sonra Milliyet gazetesiden gelen teklif onu sevince boğar. Abdi İpekçi istihbarat şefi olmasını ister ama o Milliyet’te 34 yıl sürecek muhabirliğe başlar yeniden.
       Önce 28 Nisan 1960’ta Turan Emeksiz’in öldürülmesi olayını yaşar bütün canlılığıyla. Ardından 27 Mayıs İhtilali, Yassıada Davası, 16 Haziran 1971’deki büyük işçi yürüyüşü, 34 ölülü 1 Mayıs katliamı gibi Türkiye’nin tarihini değiştiren büyük olaylardaki haberlere imzasını atar.
       Yazdığı tarafsız haberlerle hakim, savcı, avukatların haklı saygısını kazanan Vasfiye Hanım, Yassıada davalarında da göz bebeği olur ama binbir zorluk içinde!
       Tecrübeli gazeteci Milli Birlik Komitesi’yle arası iyi olduğu için özel haberler getirir. Yassıada’da davalar başlamadan önce nerede haber yazacağı, nasıl gönderileceği anlatılır. Ancak Yassıada’da davalar başlamadan önce gazeteden verilen listede adının olmadığını öğrenince, dünyası başına yıkılır.

İpekçi yedek

       Haber namusunu kurtarmak için Abdi İpekçi’den bir ay izin ister. İpekçi şaşırır, nedenini sorar:
       - İsmim verilmemiş, demek ki beni adliye muhabiri olarak yeterli bulmadınız.
       İpekçi şaşırır:
       - Hayır ne münasebet. Turhan Aytul sizin adınızı benim önümde yazdı.
       İpekçi, Turhan Aytul’u çağırıp, Vasfiye Hanım’ın neden gönderilmediğini sorar.
       Aytul bocalar:
       - Yedek olarak isterseniz onu da yazalım.
       Abdi Bey öfkelenir:
       - Asil Vasfiye Özkoçak, yedek olarak da Abdi İpekçi yazılacak.
       Vasfiye Hanım şaşırır:
       - Olur mu efendim?
       İpekçi sinirli bir halde kafasını sallar:
       - Vasfiye Hanım muhabir olarak haberi yazacak olan sizsiniz. Ben ise sadece köşemdeki yazıyı yazacağım.
       O tarihten sonra Yassıada duruşmalarını hep Vasfiye Hanım takip eder.
       İpekçi onun haberlerinden tek satır çıkarmadan yayımlar.
       Yıllarını Babıali Yokuşu’na veren, acı tatlı bir sürü olay yaşayan Vasfiye Özkoçak, aktif gazeteciliğinin son dönemlerinde “haksız" olarak karşılaştığı davranışlar yüzünden yüreği burkulur. Bir gün sevdiği gazetesinden ayrılırken iri puntolarla “üçüncü şahıslara duyurulur" başlıklı bir ilan verir ve meslekten ayrıldığını tüm kamuoyuna “onurla" duyurur.

© 2000 Milliyet