9 Nisan 2000 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Dağlara alıştım

Doğan Palut, bundan tam 25 gün önce (14 Mart Salı günü), Üçparmak zirve sırtındayken (Aladağlar’da) çığ yiyor ve düşüyor. Düşüş o düşüş. Dağın Yedigöller tarafına sürükleniyor. Sonra?

Serpil Gülgûn


gaz03.jpg        Bir plaza insanı bir dağ insanını anlar mı? Anlamaz ama özenir. O kadar özenir ki, “alayım sırtıma onunki gibi kallavi bir çanta," der. “Yükleyeyim öte beriyi, çekeyim altıma postalları, vurayım kendimi yollara, tırmanayım dağlara." Doğan Palut, plazanın dördüncü katındaki iki asansör arası bölüme ayak bastığında, işte böyle bir hava estiriyor: İmrenmeyle karışık koyu bir kıskançlık.
       Kaç metreden düştünüz?
       Zirve, 3600 m. civarında. Zirvenin 50 m. altında düştüm. 300 - 400 metre sürüklendim çığla birlikte. Kaza olduğu an aklımdaki bilgiler canlandı. Çığın içindeyken kendimi frenlemeye çalıştım, yapabileceğim en iyi şey oydu. Çünkü kendinizi çığdan ayırabilir, bir noktada kalabilirseniz, çığ akmaya devam eder. Çığda toz ya da tabaka parçaları vardır. Toz karşılığında da ölümlerin büyük oranı boğularak olur. Çünkü vücut büyük oranda zedelenmez. Nitekim ben de boğuluyordum. Çığla birlikte kayarken nefes almaya çalışıyor, alamıyordum.
       Nasıl düştünüz peki?
       Geceydi. Dönüş yolundaydım. Kolay bir yerdeydim. Zaten kazaların çoğu dönüşte oluyor. Çünkü gittikçe dikkatiniz azalıyor. Çığın düşebileceğini o an hissettim. Yamaç çok dikti. Yatay olarak karı kestiğinizde yerçekimiyle, kütle iniyor aşağıya. Üç dört adım atmıştım ki, aşağının boş olduğunu anladım. Ayaklarımın altında artık sert kar yoktu. Sürüklenmeye başladım. Kurtulduğumda sadece çantam sırtımdaydı. Batonlarım yok olmuştu. Geri dönüş ise 11 saat sürdü.
       Bu ilk düşüşünüz müydü?
       Çığdaki ilk düşüşümdü. Ama bir keresinde de 1992’de kayadan düştüm. 13 - 14 m. kadar yükseklikteydi. Lider tırmanışı yapıyordum. Kırıklar, çıkıklar oldu. Sedye filan beklemiştim. Bir keresinde de bir tırmanış sırasında mahsur kaldım.
       İskender Iğdır arkadaşınız mıydı?
       Çok yakın bir arkadaşım değildi ama, birlikte faaliyetler yapmıştık. İlk başladığım dönemde, o bizden tecrübeliydi, 91 senesinde. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin dağcılık kulübünden tanıyordum. Çığın içinde sürüklenirken aklıma İskender geldi. Çünkü ben de aramaya gitmiştim onu. AKUT hareket ediyordu, ben de isim yazdım.
       AKUT ve Nasuh Mahruki epeyce eleştiriliyor. Hatta AKUT’tan istifalar oldu...
       AKUT’u kuranlar dağcılar. Ortak bir şeyler yaptığımız insanlar. Topyekûn eleştirmesem de, olumsuz bulduğum noktalar var AKUT’ta.
       Ne mesela?
       Dağcılıkta arama kurtarma olarak başladılar. Sonra bizim kendi içimizden sıyrılıp, topluma ait hale geldiler. Burada da, ister istemez toplumun değer yargılarıyla hareket ettiklerini düşünüyorum. Dağcılardan oluşan gerçek bir arama kurtarma timinin yapması gereken bir işlevsellikten çok, medyada öne çıkmaları, AKUT’un Nasuh Mahruki’nin ismi üzerinde ayakta durması benim beğenmediğim şeyler. AKUT sonuçta kolektif bir oluşumdu. Bunu aşamadı. Medyanın abartılarına, yalan yanlış haberine konu oldular, buna da bir şekilde engel olmadılar.
       Ama şimdi siz de medya kanalıyla konuşuyorsunuz. Ya da deprem sırasındaki kurtarma çalışmalarına katılmasalar mıydı biz topluma ait olmayalım diye?
       Ben de AKUT görevlisiydim. Deprem çalışmalarına katıldım. Buna karşı değilim ki. Ben ahlaksal açıdan çabuk gelişen, flaş bir topluluğa dönüşmesinden çok, kurumsal bir yol izlemesini tercih ederdim AKUT’un. AKUT, toplumun heyecanından faydalanmayı tercih etti. Eğitim, arama kurtarma öne çıkabilirdi. İnsanlar daha çok pay almak maksadıyla gelip gitmeye başladı. Arkadaşların niyeti de o değildi.
       İstifalar bu yüzden mi oldu?
       Şu anda bölünmesi raslantı değil bence. Ayrılan insanları tanıyorum. Açıkçası ayrılan insanları haklı buluyorum. Bugüne kadar AKUT’a üye olmayı değil kurtarma çalışmalarına katılmayı tercih ettim. Bir yer kapayım, bir güç sahibi olayıma gerek duymadım. Dağcılar da gerek duymuyorlar buna.

Düşüşten sonra

      
  • Biraz önce çığın içinden çıktım, korkunç bir tırmanışın ardından. Soğuk, büyük bir ıssızlık, yalnızlık, önümdeki yürümem gereken, bilincini, bedenimi zorlayacağım uzun dönüş yolu.. Ben öylesi bir tırmanıştan, öyle bir çığdan kurtuldum mu? Yaşıyor muyum? O anda buna emin değildim.
  • Hep yükseliyorum. Geçit 3300 metrede. Sonra iniş, yuvarlanarak da olsa... İrtifa kaybedeceğim, donmaktan kurtulacağım. Eğer platoda kalırsam, ertesi gün bu enerji kaybı ve susuzlukla nasıl devam ederim? Sadece yürümeliyim! Dura dura, güneş durana kadar... Uyumadan, bayılmadan, yeni bir çığ yemeden. Eğer bu sonuncu olursa nasıl dayanırım? Bundan çok korkuyorum.
  • Çelikbuyduran neresi, nerede? Bu dağlar, tepeler, plato, kar yığınları birbirine girmiş durumda. Kar her şeye hakim, beyazlık... Uzayda, başka bir gezegende gibiyim; tepeler, çukurlar, gölgeler, karın parıltısı, yıldızlar, köşeler, eğimler... Gözlüğüm çığda kırıldı, kıyafetlerim kabuk gibi iç ısımı koruyacak. Hareketlerim yavaş, sık sık duruyorum, dinleniyorum. Çantam on beş saattir sırtımda.
  • Hareket eden bir şey görüyorum. Ne? Siyah bir kütle hızla hareket etti. Beş yüz metre ötemde. İnsan? Vahşi bir hayvan? Bu saatte insan olamaz, benden başka. Bağırıyorum, gitsin diye. Bir hayvanın dostluğuna bile hazır değilim. Dağ keçisi mi? Kurt mu? Hayır! Git! Kaya mı diye şüpheleniyorum sonra. Heyecanla, hızlanarak yükseliyorum. O şey sanki bir süre yaklaştıktan sonra duruyor. Uzaklaşıyorum. Her şeyin yanılsama olduğunu düşünüyorum.
  • Korkum, Sakartaş’ı geçene kadar artarak sürüyor. Yamaçları kesmemek, çığ yememek için kendimi zorluyorum. Vadi sonlandığında gün ışımaya başlıyor.

    İnsan niçin dağa çıkar?

          
  • Dağ, her zaman gitmeyi çok istediğim bir yer. Alıştım dağa. Zaman zaman bu arzu çok artıyor. Bazen, koşullar uygunsa arkadaşlarımla gitmeyi tercih ediyorum. Birlikte çıkacağınız arkadaşınızla o dönemki ilişkiniz, ortak parayı toplayabilmek, bunlar aşılması gereken sorunlar. Yalnız gitmenin şöyle cazip bir yanı var: Manevi anlam. İkincisi, solo tırmanışlar dağcılık eğitimi olarak üst seviyedir.
  • Doğayla bütünleşmek... Dağa tırmanışımlarımın ardında bu var. Kaza geçirmem bir şey değiştirmiyor. Doğayla mücadele yoktur. Kendi sınırlarınla bir mücadele vardır doğada. Daha iyi olmak istediğin için bir mücadele... Yoksa yine çok kendimle barışık çıkışlar yapıp dönebilirim. Ama zorlu çıkışlar yapmayı yeğliyorum. Dağcılığa bir eğitim olarak bakıyor, kendimle de bir mücadeleye giriyorum. Hem fiziksel, hem de psikolojik bir mücadeleye.

    Nerelere çıktı?

           Doğan Palut, 10 yıldır dağlara çıkıp duruyor. Bu arada meraklısına not: Dağcılar, biz sıradan insanlara benzemiyor, içki miçki, sigara migara içmiyor, iyi ve doğru besleniyorlar. Palut’un tırmandığı yerler:
           Demirkazık doğu duvarı (600 m)- 1994, Direktaş kuzey duvarı, İtalyan rotası/1994, Kaldı kuzeydoğu sırtı/ 1997, Tranga Dağı, Fransız rotası (400 m) 1996, Koca Sarp kuzey Yüzü, Demirkazık Peck kulvarı ilk solo kış çıkışı, Parmakkaya kuzeydoğu Yüzü, Fransız rotası, VIII derece zorlukta/ 1998, Demirkazık kuzey duvarı 1998, Sulağan Kaya kuzey yüzü 1998, Kızılkaya kuzeydoğu yüzü ilk solo çıkışı, Çağalınbaşı kuzeybatı yüzü ilk çıkışı, yeni rota 1999 Yurtdışında Himalayalar’da (Nepal), Annapurna’da. Tharpu Chuli zirvesine (5643 m) solo çıkış, Rusya Federasyonu Kafkaslar’da Elbrus Dağı’na zirve çıkışı...

  • © 2000 Milliyet