10 Mayıs 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
‘Ajanım’ dedi bıraktılar

Mumcu suikastının gözaltındaki sanığı Abdülhamit Çelik, 1996'da da gözaltına alındı. Mumcu, Emeç ve Üçok cinayetinde adı geçen İranlı Azad ile ilişkisini polise anlattı

MUSTAFA BAKACAK - İSTANBUL


hab000.jpg        Uğur Mumcu soruşturmasında gözaltına alınan kilit isimlerden Abdülhamit Çelik'in de, Yusuf Karakuş gibi, polisin daha önce gözaltına aldığı, sorguladığı isimlerden olduğu saptandı. Karakuş'un ifadelerinde Uğur Mumcu suikastı için talimat vermek ve failleri Ankara'ya götürmekle suçlanan Çelik'in, Humeyni rejimi muhalifi iki İranlı'nın Türkiye'de öldürülmesi üzerine gözaltına alındığı belirlendi. Çelik, 8 Nisan 1996 tarihini taşıyan polis ifadesinde, İran Gizli Servisi SAVAMA tarafından Tahran'da eğitildiğini, bu örgütten para aldığını, Türkiye'deki ajanlarına yardımcı olduğunu söyledi. Hakkında açılan davada cezası ölüm olan ajanlıkla suçlanmaması dikkat çeken Çelik, "kanıt yetersizliğinden" beraat etti.
       İran ile SAVAMA'ya uzanan yakın ilişkisini anlatmasına karşın, Çelik'e, hepsi de İran bağlantılı görülen Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Turan Dursun cinayetleri konusunda tek soru bile yöneltilmemiş olması dikkat çekti. Çelik; 8 Nisan 1996 tarihli ifade tutanağına göre Emeç ve Mumcu suikastlerinde adı gündeme gelen sakıncalı İranlılar arasında yer alan Muhsin Karger Azad'a bilgi aktardığını söylemesine karşın bu konulara girilmemiş olması dikkat çekti.
       "Abdullah Gürgen" sahte kimlikli Çelik, Halkın Mücahitleri Örgütü örgütü üyeleri Ali Panah Moradi ile Mariam Jowkar Javdan'ın (Zehra Recebi) 1996 yılında İstanbul'da öldürülmesinde SAVAMA ajanlarına yardımcı olmaktan yakalandı. Çelik'in, ANAP - DYP hükümetinin iktidarda olduğu 8 Nisan 1996'da verdiği ifadeden dikkat çeken bölümler şöyle:

       GEREKİRSE SİLAHLI MÜCADELE: 1990'da Mehmet Ali Tekin'le görüşerek Tevhid Dergisi'nde abone dağıtım görevlisi olarak girdim. Kapatıldıktan sonra aynı kişiler tarafından çıkarılan ve İran rejimi yanlısı bir çizgi takip eden haftalık Selam Gazetesi'nde girdim. Gazete ve ona bağlı vakfın İdari İşler Müdürü olarak görev yapmaktayım. İran İslam Cumhuriyeti yani Humeyni rejimini benimsiyorum. Türkiye'ye de böyle bir rejimin gelmesini istiyorum. Bunun içinde maddi ve manevi çaba sarf etmekteyim. İran'daki gibi bir rejim gelmesi için gerekirse silahlı mücadelenin varlığını da savunmaktayım.

       İRAN'A DİL ÖĞRENMEYE GİTTİM: Tevhid Dergisi'nde çalışırken Farsça öğrenmek için İran'a gitmeye karar verdim. Türkiye'de arandığı için İran'a kaçan ve yazılarını oradan gönderen Selahattin Eş'le bu konuda yardımcı olacağını söyledi. 1991'de Ağrı Gürbulak'tan İran'a gittim. Eş, Tahran Üniversitesi'ne bağlı Asaf dil kursuna kaydımı yaptırdı. Değişik ülkelerden 25'in üzerinde öğrenci vardı. Kurs süresince Tahran'daki Türkler ile tanıştım.

       SAVAMA'DAN EĞİTİM ALDIM: Altı ay sonra Eş, beni Halkın Mücahitleri Örgütü ile ilgili olarak çalıştığını söylediği İran İstihbarat (SAVAMA) elemanı Ali Horasani ile tanıştırdı. Bir hafta sonra Horasani ile İstiklal Oteli'nin bahçesinde buluştuk. Beni, 1.5 metre yüksekliğinde duvarla çevrili ve avlusunda sivil görevlinin nöbet tuttuğu bir yere götürdü. Burada öğretmen olduğunu söylediği Agah Hüseyin'le tanıştırdı. Horasani, İran rejimine karşı faaliyet sürdüren Halkın Mücahitleri örgütüne yönelik çalıştıklarını, Türkiye'ye döndüğümde kendilerine yardımcı olmam gerektiğini, konuyu detaylı öğrenmem içinde eğitime tabi tutulacağımı söyledi. Kabul ettim. Ders günlerim salı, perşembe, cumartesi saat 11.00 ile 14.30 arası olarak belirlendi.

       TAKİP, ANTİTAKİP, KROKİ DERSLERİ: Artık sonlarına gelinen dil kursu yerine Horasani ve Agah Hüseyin'in verdiği derslere katılıyordum. Benimle birlikte soyadlarını bilmediğim Azeri asıllı Agah Mehdi, Resul, Begri de benimle birlikte eğitim alıyordu. Agah Hüseyin'in verdiği derslerde ilk olarak Halkın Mücahitleri Örgütü'nün tanımı, rejime neden karşı oldukları, bu rejim adına ne tür ve nasıl faaliyetlerinin olduğu, yurtdışındaki faaliyetlerini kimlerin yürüttüğü anlatıldı. Bu konularla ilgili olarak takip, anti takip, şahıs takibi, adres takibi, kroki çizme, yer belirleme, adres bulma, rapor yazma, fotoğraftan teşhis etme ve tanıma, Humeyni rejimini tanıtan dersler gördük. daha sonra uygulamalı olarak da Tahran'ın değişik yerlerine giderek tatbikatını yapıyorduk. Detaylı krokilerle beraber uygulamalı yaptığımız bu dersler 2.5 ay kadar devam etti.

       SAVAMA AJANI 300 DOLAR VERDİ: Gördüğümüz eğitim süresince her türlü masrafımı Horasani karşıladı. Ailevi sorunlar nedeniyle Türkiye'ye dönmem gerekiyordu. Durumu Horasani'ye anlattım. Sıcak bakmadı, dönme konusu kendi irademe bıraktı. Dönüşüm kesinleşince Horasani, Halkın Mücahitleri Örgütü ile ilgili İstanbul'da çalışacağını, geldiğinde benimle temas kurmak istediğini söyledi, Tevhid Dergisi'nin telefonunu verdim. Ayrıca Eş'in aracılığıyla irtibat sağlayabileceğimizi söyledim. Maddi ihtiyacım olup olmadığını sordu. Paraya ihtiyacım olduğunu söyleyince 300 dolar verdi.

       TEVHİD KAPANDI SELAM ÇIKTI: İran'dan döndükten 2.5 ay sonra 1992 sonunda Tevhid dergisi kendiliğinden kapandı. 1993 ortalarında İran rejim yanlısı bu derginin yerine aynı kadro Selam gazetesini çıkardılar. Burada tekrar işe başladım. Gazetenin sahibi Hasan Kılıç, Yazıişleri Müdürü Mehmet Ali Tekin, diğer görevliler ise Sefer Turan, Fatih Böhürler, Erhan Güngör, Ersan Güngör, Hakan Özayaz gibi isimlerdir. Horasani ile irtibat kurabilmek için gazetenin "532 41 16" nomlu telefonunu verdim.

       TETİKÇİ DİPLOMATLA GÖRÜŞMELER: Selam Gazetesi yöneticileri, İran Konsolosluğu'ndan Farsça gazete ve dergilerin alınması için beni görevlendirdi. Konsolosluğu arayıp bunları kimden temin edebileceğimi sorduğumda Muhsin Karger Azad ile Hamidi'nin isimlerini verdiler. Fotoğrafını gösterdiğiniz İran'ın İstanbul Konsolosluğu'nda görevli Muhsin Karger Azad ile gazete ve dergileri almak için gittiğimde tanıştık. Bu şekilde birçok defa görüştük. Samimiyetimiz ilerledikten sonra, bana, İslami medya ile ilgili birçok sorular soruyordu. Özellikle bunların köşe yazarları ve gazetenin İran'daki mevcut rejime bakış açıları, faaliyetlerine nasıl devam ettiklerini soruyordu. Ilımlı yayın yapan gazete ve dergilerin konumlarını hakkında da bilgi aktarıyordum. Azad, Halkın Mücahitleri Örgütü mensupları hakkında bilgi istemedi, zannedersem bir eleman ile ancak bir kişi ilgilenme prosedürü çok geçerliydi. Gazetelerde "sakıncalı diplomatlar" olarak resimleri yayınlandıktan sonra Azad ile hiç görüşmedik.

       SAVAMA AJANINA CEP TELEFONU ALDIM: SAVAMA elemanı olan Horasani 9 Şubat 1996'da çalıştığım yere ait telefondan aradı. Azeri Türkçesi ile İstanbul'da olduğunu, görüşmek istediğini, saat 14.30'da Laleli'de Hacıbozanoğlulları tatlıcısında beni beklediğini söyledi. Tatlıcıya giderek Horasani ile görüştüm. Geliş amacının Halkın Mücahitleri ile ilgili olduğunu, bunun için de acilen cep telefonu lazım olduğunu söyledi. İki gün içinde temin edip edemeyeceğimi sordu. Halledeceğimi söyledim. Bana 1500 dolar verdi. Özellikle alacağım cep telefonunun numarasını iyi ezberlememi istedi. Satın aldığım "0 532 263 47 36" numaralı cep telefonunu 12 Şubat 1996'da aynı yerde buluştuğum Horasani'ye verdim.

       İRANLI ÖLDÜRECEKLERDİ: Telefonu, Halkın Mücahitleri Örgütü'nden birinin kaçırılmasında kullanacaklarını, hatta bu kişiyi öldüreceklerini belirterek, bu işin çok önemli olduğunu ve aramızda kalması gerektiğini söyledi. Çalışmalarının neticesinde çalıştığım yerin telefonundan irtibat sağlayarak konu ile ilgili beni bilgilendirecekti. Bu şekilde görüştükten sonra ayrıldık.

       CİNAYETLERİ GAZETEDEN ÖĞRENDİM: İsimlerini ilk defa sizden duyduğum Halkın Mücahitleri Örgütü mensupları İranlı Ali Panah Moradi ile Mariam Jowkar Javdan'ın (Zehra Recebi) İstanbul'da öldürüldüğünü 21 Şubat 1996'da gazetelerde okudum. Horasani, diğer SAVAMA ajanlarıyla benim verdiğim cep telefonu ile bağlantılarını rahat sağlamak için kullanmıştır. Halkın Mücahitleri Örgütü'ne karşı eğitim aldım. Duyduğum nefretten dolayı Horasani'ye Moradi ve Javdan'ın öldürülmesi konusunda yardımcı oldum.

       DELİL YETERSİZLİĞİNDEN BERAAT: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 22 Nisan 1996 günlü ek iddianamesine "İran'daki rejimin Türkiye'de kurulmasını benimseyen sanık Çelik'in maktüllerin katli konusunda İran gizli servisi elemanlarıyla İstanbul'da irtibat kurup cep telefonu alıp onlara vermek, yardımcı olmak"la suçlandı. Suça iştirak ve cinayet suçlamalarıyla hakkında idam istenen Çelik, mahkemede polisteki ifadesiyle çelişkili anlatımlarda bulundu. SAVAMA ajanı olduğu belirtilen Horasani'ye ticari faaliyetler için telefon verdiğini öne süren Çelik, bu kişinin örgütsel ilişkisi olup olmadığını bilmediğini öne sürdü. Çelik, ajanlıkla suçlanmadığı İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki yargılama sonunda "yeterli kanıt bulunamadığından" beraat etti.

© 2000 Milliyet