19 Mayıs 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
İçeri Nazım Hikmet girdi

Cahit Uçuk, yazı hayatının coşkulu büyüsünü halen eski harflerle kaleme aldığı yazılarıyla sürdürüyor...

Son Kadınlar - 3
Necati Güngör


yas01.jpg        Kadıköy’e yerleşmişlerdi ailece. Kentin yaşamında sanatın önemli yer tuttuğu yıllar. Evlerde özellikle edebi sohbet toplantıları yapılır, bu toplantılara dönemin tanınmış yazarları, şairleri, ressamları, tiyatro adamları katılır. Cahit Uçuk da, bu türden toplantıların müdavimlerinden biridir.

       Bana yazar mısın?"
       “Bir gün yine böyle bir toplantıya çağrıldım. Kıştı. Küçük evde, yanan sobanın çevresindeydi bütün sanatçılar. Biraz sonra kapı açıldı, içeri Nazım Hikmet girdi. O içeri girince arkadaşlar seslendi: ‘Bak burada bir şair daha var.’ Bütün kızlar gibi ben de hayranıyım Nazım’ın. ‘Salkımsöğüt’ şiirini plağa okumuştu. Orada kendi ses tonuyla okuduğumu görünce Nazım şaşırdı. ‘Nereden öğrendin bunu’ dedi, ‘bütün kitaplarını okudum’, dedim.
       ‘Bir dergi çıkarıyorum, bana yazar mısın’ diye sordu. ‘Yazabilir miyim, bilmem ki’ dedim. ‘Yazarsın yazarsın’ diye yüreklendirdi beni. ‘İçinden ne geliyorsa yaz, hikaye, şiir.’
       Eve döndüm, içim içime sığmayarak. Nazım Hikmet yazı istemişti benden! Oturdum bir hikaye yazdım. Bir köy masalıydı. Ad koymadım ama. Nazım geldi, bizim evden aldı yazıyı. O da Kadıköy’de oturuyordu o zamanlar.
       Bir bahar günüydü. ‘Yarımay’ dergisi çıktı. Kapağında da bana benzer kızla, bir artistin resmi. Açtım ki, benim yazı baş sayfalarda. Üstünde de şöyle bir başlık: ‘Bir masal ki, herkes okumalı.’ Başlığın altında da övgü dolu bir giriş yazısı: Bazı insanlar vardır ki, bir meclise girdikleri zaman herkes tarafından sevilirler. İlk yazısını okuduğunuz bu genç yazarı da Babıali’de herkes sevecek. Kafası şark kültürüyle dolu, kalemine fevkalade hakim bu genç yazarın inkişafını bu sayfalardan takip edeceksiniz.
       Nazım Hikmet’in takdim ettiği bu hikaye çok ilgi gördü. Benden yeni hikayeler istediler. Ancak Nazım Hikmet, bu dergiyi birkaç sayı çıkardıktan sonra ortalıktan kayboldu."

       Erkek değil, ilahtı!..
       Nazım ile Cahit Uçuk arasında duygusal bir ilişki olmuş muydu? Babıali’de yıllar yılı anlatılagelen hikayelere, o hikayenin kahramanı ne diyordu?
       “Nazım Hikmet’le bütün kızların duygusal yakınlığı vardı. Çok yakışıklıydı çünkü. Herkes hayrandı ona. Benim gözümde de bir ilahtı o! Erkek gibi değil; Yunan ilahları vardır ya, öyle. Belki o bana karşı bazı duygular beslemiştir, onu bilemem. Atatürk de öyleydi benim için: İlahtı!
       Dediğim gibi, Abdülhak Hamit bana şiiri bıraktırdı, Nazım Hikmet de hikaye yazmaya yöneltti beni.
       Öteki gazeteler de benden hikaye, roman, röportaj istiyorlardı. Buna karşılık, yazılarımdan imzamı kaldırdılar! Yazılarım imzasız çıkıyordu; adım neredeyse unutulacaktı; ben ağlamaya başlamıştım. Annem, Rumelili aile dostumuz, ‘Yarımay’ dergisinin imtiyaz sahibi Vecdi Eren Bey’e gitmiş, ‘Bu kız ölür!’ demiş. Ondan sonra yeniden koymaya başladılar imzamı.
       Nazım, derginin çıkışından bir süre sonra ortadan kayboldu. Zaten Nazım Hikmet’in karısı da, ‘Cahit Uçuk’u görmüş, ondan yazı almış’ diye duymuş ve kıskanmış. O, benim ilah gibi gördüğüm adama demiş ki, ‘Bir daha görürsen, bendeki iki çuval dolusu belgeyi polise veririm. Yalnız sen değil, bütün arkadaşların yanar!’
       Bu olaydan sonra Nazım süklüm püklüm geldi. ‘Ben’ dedi, ‘bir daha gelemeyeceğim buraya!
       Anlayışla karşıladık. Kayboldu zavallıcık. Ben yoluma devam ettim. Onun sayesinde yaptığım kariyerimi sürdürdüm.

       Ben dirsek çevirdim
       Ha bu arada Antalyalı avukat beyle aramızdaki nikah devam ediyordu. Bundan kurtulmak lazım, ama nasıl? Adam ayrılmıyor. Benim aklıma bir hile geldi: Annemin ağzından bir mektup yazdım adama. Annem, sonra kendi elyazısıyla temize çekti. ‘Bu uğursuz nikahı bozalım, İstanbul’da yeni bir nikah ve düğün yapalım’ diyordu annem. Antalyalı bey kabul etti bu öneriyi. Nikahı bozduk ve ben dirsek çevirdim! Kurtulmuştum... Bunun hikayesini de yazdım ve kendisine postaladım. Hikayenin adı, ‘Oyuna Oyun’du. Her şey bitti.
       Babıali’de bir kariyerim vardı artık. O zamanlar hikaye yazarak geçimini sağlayabiliyordu yazarlar. Yayın müdürüne yazımı götürdüğüm zaman, okumaya gerek görmeden zile basıyorlardı hemen; ser mürettip gelip alıyordu yazıyı. Yazımı veriyor, telifimi alıp dönüyordum. Kimseyle dostluk kurmamaya özen gösteriyordum. Mesela üç yıl boyunca Cumhuriyet’te yazılar yazdım. Doğan Nadi Bey’e götürürdüm hikayelerimi. Doğan Nadi Bey, ‘İlla bir kahve içelim’, derdi. İçerdik. Ardından, ‘Bir yemek yiyelim’ derdi. ‘Hayır’, derdim.
       Hiç unutmam, bir gün Ercüment Ekrem Bey şöyle dedi bana: ‘Sen Babıali’ye geldin, biz adama döndük!’ Estağfurullah, dedim. ‘Gömleklerimizi fora eder, kirli atletlerle çalışırdık. Öyle yaka bağır açık. Yanımızda rakı kadehi, nargile.. sigara izmaritleri kültablasında birikmiş vaziyette. Sen geldikten sonra kendimize çekidüzen verdik, rezil olmayalım diye. Kıravat takar olduk..."

       Üç aylık bir şey
       Cahit Uçuk’un yaşamına giren erkeklerden biri de, bir dönemlerin ünlü yazarı Mahmut Yesari’ydi. Nasıl tanışmışlar, nasıl evlenmişler, neden yürümemişti? Cahit Uçuk anlatıyor:
       “Bir gün yine bir gazeteye gitmiştim. Mahmut Yesari ile orada karşılaştım. Ben de o güne dek av peşinde koşan erkekleri tanımış, av olmamıştım. Bir masanın çevresinde gençler vardı. Odaya girince bir sessizlik oldu. Herkes başını çevirdi. Bu birkaç saniyelik sürede ne oldu bilmiyorum, bir kahkaha koptu! O beni görünce şaşırmış, ötekiler de şaşkınlığını fark etmişlerdi. Kırk yaşındaydı Mahmut Yesari o zamanlar. Gençlerin ona gülmeleri gücüme gitti o an. Hemen ona yöneldim: ‘Üstadım’ dedim, ‘ben, eserlerinizin hayranıyım. Hepsini okudum. Sizi tanımak ne şeref benim için! Annem, babam da sizi çok takdir ederler. Bir gün bize yemeğe gelir misiniz?’
       Az önce gülüşenlerde tıs yok. Sus pus oldular.
       Yesari Bey, gerçekten iki gün sonra çıkıp geldi. Yemekten sonra uzun uzun konuştuk. Dünyadan, edebiyattan, sanattan söz ettik. Onu yakından tanıyınca, şöyle dedim kendi kendime: ‘Yahu sen ne arıyorsun? Evlen şu Yesari Bey’le.’ O sırada bekar üstat. Evlenip ayrılmış. 16 yaşında da oğlu var. Afif Yesari. Sonradan bana nasıl bağlandı Afif. Anlatamam. Pencerenin önünde oturuyoruz böyle. ‘Yesari Bey’ dedim, ‘benimle evlenir misiniz?’ Şaşırdı. Şaka sandı. Ciddi olduğumu görünce, ‘Neden olmasın’ dedi. Sonra evlendik. Nikah yaptık. Naci Sadullah ‘Romancının Romanı’ diye bir yazı yazarak duyurdu bu evliliği. Bende gözü olan kurtlar şaşırmıştı bu işe; acemi biri çıkıp kaptı diye.
       Mahmut Yesari’yle evliliğimiz arkadaşlıktan başka bir şey değildi, üç ay sürdü.

       Cici Necdet
       Sonra, hayat macerasına bir futbolcu girecekti Cahit Uçuk’un:
       Galatasaraylı sağaçık, Cici Necdet. Grup içinde, onun koruyucusu gibiydi. Yakınlıkları artınca evlenme teklif etti Cici Necdet.
       Bir gençlik çağrısıydı bu. Ve Cahit Uçuk bu öneriye “evet" dedi...
       On yıl boyunca, hayat denilen nehirde birlikte kürek çektiler. Ama bindikleri kayık hiçbir yere götürmedi onları.
       Cici Necdet bir süre sonra futbolu bırakmıştı. Şarkıcı olmayı koymuştu kafasına. Sesi güzeldi ama, müzik eğitimi yoktu. Dolayısıyla böyle bir şansı hiçbir zaman elde edemedi.
       Ayrıca eski bir hastalığı vardı: Kumar. Bu illetin pençesinden bir türlü kurtulamıyordu.
       On yıla varan birliktelikleri, Uçuk’un ayaklarına dolaşıyor, ilerlemesini engelliyordu. Bir gün oturup ayrılmaktan söz etti kocasına, Uçuk. Kocası, “Seni son hududuma kadar seviyorum" diye karşılık verdi. Genç kadının verdiği yanıtsa daha bir kesinlik taşıyordu: “O hudut bana dar geliyor!"
       Ve ayrıldılar. Yeniden Babıali’nin, yazı hayatının coşkulu büyüsüne kaptırdı kendini Cahit Uçuk.
       Cahit Uçuk’un kaygıları, soyu tükenmiş bir kadın türünün kaygıları! Yeryüzüne bir daha gelmeyecek olan kadın türünün...

       Yarın: Leyla Umar
© 2000 Milliyet