|
|
Yapı sigortasında imajımızın kurbanıyız
Depremden sonra Türkiye için bir kurtuluş olarak görülen yapı sigortasındaki son gelişmeler umut kırıcı. Yabancıların gözünde Türkiye'deki konut sektörünün imajı o kadar kötü ki, bu yeni düzenlemeyi devreye sokmak için dış piyasalardan destek bulmak imkansız gibi.
Bu hafta başında yürürlüğe giren yasa "Bağımsız denetim şirketlerinin onayladığı her binanın 10 yıl süreyle sigortalanması zorunludur" diyor ama sigorta şirketlerinin tepe yöneticileri derhal harekete geçerek "Zorunlu da olsa biz bu yapı sigortasını yapmayacağız. Cezası varsa onu da ödemeye razıyız" şeklinde açıklamalar yaptılar.
Sigortacılar son bir aydır teminat bulabilmek için yabancı rearüsans şirketlerinin kapısını çalıyor. Ancak şu ana kadar zorunlu sigortaya yeşil ışık yakan çıkmadı.
Buna da fazla şaşmamak lazım herhalde. Türkiye'deki yapı stoğunun kalitesinin ne derece düşük olduğunu bütün dünya geçen yıl 17 Ağustos'ta gördü. Bundan sonra ne olacağını ise henüz kimse kestiremiyor. Hal böyleyken, bu kadar büyük bir riskin altına kim girer?
Zaten görüştüğüm sigorta yöneticileri de bu gerçeğin altını çiziyorlar ve "Zorunlu yapı sigortası depremden önce çıksaydı, belki yabancıları ikna etmek mümkün olabilirdi. Ama artık adamların gözü açıldı. Trilyonlarca liralık teminatı vermeye yanaşmıyorlar," diyorlar.
Yapı sigortasını yapı denetiminden ayrı düşünmek mümkün değil. Peki Türkiye'nin bu alandaki bilgi birikimi nedir diye baktığımızda karşımıza koca bir hiç çıkıyor. Yapı denetimiyle ilgili kararnamenin yayınlanmasından beri sadece 2 denetim şirketi izin almak için Bayındırlık Bakanlığı'na başvurdu. İşlerin yavaş yürümesi bir yana şu şekliyle yapı denetiminden kimseye bir hayır gelmeyeceği görüşü de hakim.
Biraz daha açarsak, isterlerse Karadenizli müeahhitler biraraya gelip, pekala kendilerine bir sözde bağımsız yapı denetim şirketi kurabilirler. Mevcut kararname buna imkan tanıyor çünkü.
Ortaya çıkacak tabloyu düşünebiliyor musunuz? İnşaatı yapan müteahhit Ahmet efendi. Denetimi yapan yine Ahmet efendinin çoğunluk hissesine sahip olduğu bir yapı denetim şirketi. Eh, bu "Al gülüm, ver gülüm hesabı"na da hiçbir yabancı reasürans şirketini kandıramazsınız tabii.
Rekabet Kurulu 507'ye takıldı
Rekabet Kurulu'na göre 507 sayılı Esnaf Yasası'nın 125'inci maddesi değiştirilmeden başta ekmek olmak üzere esnafın üretiği mal ve hizmetlerle ilgili olarak yapılabilecekler sınırlı. Bu madde esnaf odalarına fiyat belirleme yetkisi veriyor.
Peki bu maddeyi kaldırmak ya da değiştirmek mümkün değil mi?
Görüşlerine başvurduğumuz bir kurul üyesi iki seçeneğin de kolay olmadığını çünkü bu maddenin bazı makul gerekçeleri barındırdığını söylüyor. Hemen arkasından da şu soruyu soruyor:
"Şimdi siz taksi fiyatlarının tam rekabete açılmasını ister misiniz? Eskiden öyleydi. Müşteriyle taksi şoförü arasında kavga eksik olmazdı. Ekmek de çok hassas bir konu. Ben Rekabet Kurulu üyesi olmama karşın kaldırın bu maddeyi diyemiyorum."
Hatırsanız, Ekmek Sanayii İşverenleri Sendikası Başkanı Muherrem Keçeli bu sütunlarda daha önce çıkan ve ekmekte haksız rekabetin boyutlarını irdeleyen yazılar üzerine aramış ve geçtiğimiz ekimde İstanbul'daki 15 kooperatife ceza kesen Rekabet Kurulu'nun gerekçeli kararının kendilerine tebliğ bile edilmediğini açıklamıştı.
Rekabet Kurulu üyeleri 30 - 40 sayfadan oluşan gerekçeli kararın yakında tebliğ edileceğini ifade ediyorlar. Ama kime?
İşte orası hala açıklık kazanmış değil. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi ceza kesilen kooperatiflerin hepsi kendini fesh etti.
Zeytinyağından 300 milyon dolar
Kartal Makarna, Pasta Villa gibi markalarını Koç Holding'e sattıktan sonra zeytinyağında Verde markasıyla büyümeyi hedef edinen Ulukartal ailesi geçenlerde yeni bir tesisin temelinin atılması nedeniyle bir toplantı düzenledi. Bu vesileyle Türkiye'nin zeytinyağı gerçeklerini de konuşma fırsatı bulduk.
Genelde bir yılda iç piyasada 60 bin ton zeytinyağı tüketiyoruz. Bunun 20 bin tonu yani üçte biri zaten üreticisi tarafından kendi ihtiyacı için tüketiliyormuş. 10 - 15 bin tonunu "beyaz teneke" denilen markasız ürünler oluşturuluyor. Geri kalan 25 bin tonluk pazar ise Tariş, Komili, Kırlangıç, Kristal, Verde, Lio gibi markalar arasında bölüştürülüyor. 110 bin ton civarında da ihracatımız var.
Ancak geride bıraktığımız sezon sadece 40 bin ton zeytinyağı üretebildiğimiz için bu hesapların hiçbiri tutmadı. Oysa Türkiye, İspanya, İtalya, Yunanistan ve Tunus'la birlikte dünyadaki topu topu 5 zeytinyağı üreticisinden biri. 90 milyon ağacımız var. Ama verimlilik o kadar düşük ki, Yunanistan ve İtalya'da bir ağaçtan 3 kilo zeytinyağı elde edilirken biz bir ağaçtan ancak 3 kilo zeytin alabiliyoruz. Verde Genel Müdürü Aşkın Yılmaz'a göre aynı ağaç sayısıyla yılda 400 bin ton zeytinyağı üretmemiz mümkün ki bunun da Türikye'ye getirisi 250 - 300 milyon doları bulur.
Yazara E-Posta: nkalkan@milliyet.com.tr
|
|