23 Temmuz 2000 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Yıldız İbrahimova

Dünyada rakibi yok!

Filiz Aygündüz


san1.jpg        Kendi alanında "rakipsiz bir ses"... Mütevazılığı elden bırakmayan bir "caz sanatçısı"... Bir erkeğin üzerinden, o eşi bile olsa, var olmayı reddecek kadar "ilkeli", "özgüveni tam" bir kadın!.. "O eskidendi" diyor, "CHP Ankara Milletvekili Ali Dinçer'in eşi Yıldız İbrahimova" sıfatı için. Ve ekliyor: "Artık anladılar. Şimdi caz sanatçısı Yıldız İbrahimova'nın eşi Ali Dinçer diyorlar".

       "Trendy" sayıldığından caz konserlerine gidenler için ne düşünüyorsunuz?
       Snop dediğimiz, "gittim" demiş olmak için o konsere giden insanlar her yerde var. Fransa'da da böyle snoplara rastlayabilirsiniz... Ama bunu eninde sonunda normal görüyorum. Herkes dinleyeceği müzik konusunda çok bilgili olmayabilir.
       Gene de "gitmek" iyi bir başlangıç olmalı.
       Öyle. İlk başta tanımadığınız müzik size çok yabancı, karmaşık, acaip gelebilir. İkinci konsere gittiğinizde bazı tınılar tanıdık olmaya başlar. Üçüncü de bir adım daha atarsınız. Dört, beş, on derken giderek farklılaşırsınız.
       Yani caz dinleyerek öğrenilir ve snoplar bile gide gele gerçek caz dinleyicisi olabilir.
       Tabii. Konserlere gitmeye devam ederlerse ister istemez kulakları alışacaktır. O da bir kazanç. Yeter ki müzik kaliteli olsun. Bu çok önemli.
       Siz klasik eğitim aldınız ama cazla ilgileniyorsunuz.
       Küçük yaşta piyanoyla başladım, şan bölümünü bitirdim. Daha müzik lisesindeyken caza yöneldim, "Operacı olmayacağım" dedim. Çünkü opera içinde ya soprano olacaksınız, ya mezosoprano ya da alto... Bu üç türden birini seçmek zorundasınız ve ömür boyu o tür aryalar söyleyeceksiniz.
       Ama sizin dört oktavlık sesiniz bu üç türün de üstündeydi...
       Benim sesime dar geliyorlardı. Diğer taraftan da sadece nota okumak bana yetmiyordu. İçimde böyle bir enstrüman varsa, o bir buçuk iki oktav sınırında kalmamalıydı. Yani aslında cazı baştan seçtim. Bu arada klasik aryaları da kullanıyorum. Çok ciddi bir mezasoprano gibi başlıyorum ama ondan sonra bambaşka yerlere gidiyorum...
       Bu arada ODTÜ'de ders veriyorsunuz. Üniversite nasıl gidiyor?
       Dört buçuk - beş yıl oldu. Yirmi iki tane öğrencim var. Talep büyük. Çok meraklılar. Derslerime gelenlere tavsiyelerde bulunuyorum. Müziğin ne kadar açık ve geniş olduğunu gösteriyorum onlara.
       Öğretmenlik mi solistlik mi?
       Konserlerim birinci sırada geliyor.
       Öğrencileriniz?
       Böyle öğrenci görmedim inanın. Ben yokken sekretere sürekli telefon edip ne zaman gelecek hocamız diye soruyorlarmış. İnanılmaz ilgililer.
       Bulgaristan'da "ünlü bir caz şarkıcısı"sınız. Bugün Türkiye'de de aynı sıfatı taşıyorsunuz. Arada fark var mı?
       Beni orada uzun senelerdir tanıyorlar. Seyircilerim arkadaşlarımdır. Benimle direkt temasa geçmeseler de sürekli takip ediyorlar.
       Müzikle mektuplaşıyorsunuz...
       Evet. Bana bir sürü şiirler yazanlar var. Onlar benim en ağır dönemimi benimle birlikte yaşayıp, bana destek verdiler. 1985-1990 arası adımı değiştirdiler biliyorsunuz. Üç defa sıfırdan başlayan ender santaçılardan biriyim belki de. Bir sanatçı için çok zor bir şey. 85'in başına kadar Yıldız İbrahimova olarak çaba gösterdim. 85'te birden Suzanna Erova düştü gökten. Kim o? Bu kez de o ismi tanıtmak gerekti. 90'da tekrar Yıldız geldi. İnsanlar telefonla arayıp not bıraktıklarında anneme sorardım, "Yıldız mı dedi, Suzanna mı?" Yıldız diyen arkadaşımdır, Suzanna diyen değil. Seyircim bana o dönemde büyük destek verdi.
       Peki Türkiye'de ünlü olmak?
       Pop sanatçısı olmadığım için gece yatıp sabah star olarak uyanmak diye bir şey yok. İğneyle kuyu kazıyorsunuz. Ama böyle olunca attığınız her adımın değerini daha iyi biliyorsunuz.
       Ününüzü biraz da Ali Dinçer'in eşi olmanıza bağlayayanlar var.
       Buna katılmıyorum. Bulgaristan'da daha zor şartlarda ismimi duyurdum. O dönemlerde Ali Dinçer'in eşi de değildim. Burada ilk zamanlarda "CHP Ankara Milletvekili Ali Dinçer'in eşi Yıldız İbrahimova" deniyordu. Ama şimdi "Caz sanatçısı Yıldız İbrahimova'nın eşi Ali Dinçer" deniyor.
       Bu arada Bulgarlar burada çok fazla para kazandığınızı düşünüyorlarmış.
       Bunu duymamıştım. Ben sadece Türkiye'de konser vermiyorum ki... Üstelik yurtdışında verdiğim konserlerde belki Türkiye'den daha fazla ödeme yapılıyor. Ayrıca benim bir pop starı kadar para kazanmam mümkün değil. Zaten zengin olmak gibi bir kompleksim de yok.
       Türküleri caza uyarlıyorsunuz. Türkülerin çoğunun dinamiğinde dünyevi baskılar vardır, caz ise sizin için özgürlük....
       Çigan müziğinde de aynı baskı ve hüzün var. Onlar da çok kapalı bir toplum. Her zaman baskı hisseden insanların özlemi özgürlüktür. Ben türküleri caz formatında yorumlayarak bu özgürlük isteğinin devamını getirmiş oluyorum.
       Sizin rakibiniz de yok, değil mi?
       Yok gibi...
       Tek olma duygusu?..
       Kendi kendimle rekabet içindeyim. Bulgaristan'da da öyleydim. Dünyada benim tarzımda bana rakip olacak biri yok. Eğer bir rakibim olsaydı benim için daha kolay olurdu. Ayrıca insan o dünyaya girince, kaptırıp gidiyor ve sürekli "Bundan sonra farklı neler yapabilirim?" sorusunu soruyor.
       Bundan sonra neler yapacaksınız peki?
       Sürpriz olsun diye fazla açıklama yapmak istemiyorum. Ama şu kadarını söyleyebilirim: Avrupa'nın 18. Y.Y bestecilerinden biriyle, Türk Sanat Müziği'nin çok ünlü isimlerinden birinin eserlerini birleştireceğim. Bir de avangarte müziğin babalarından biri sayılan John Cage'in çok çarpıcı eserleri var. Notasız! Renkli grafiklere bakılarak yapılan tamamen doğaçlama türünde eserler... Cage'in eserlerini Sofya Radyo Senfoni Orkestrası'yla birlikte seslendirmiştim iki yıl önce. İyi bir besteci benim için bestelemişti. Bir şekilde, bir dünya prömiyeri bu. Çünkü John Cage'in eserlerini dünyada çok az ses sanatçısı seslendirebilir. Ben istiyorum ki bunu Türkiye'de de yapalım.
       Sesiniz insan sesinin sınırlarına kafa tutuyor. Bu başkaldıran tavrınızın arka planında başka neler var?
       İnsanoğlunun doğanın dengesini bozmasına büyük tepki duyuyorum. Doğayla ne kadar barışık yaşarsak, sorunlarımız da o oranda azalacaktır diye düşünüyorum. Bir de insanların şoven duygularından çok rahatsız oluyorum. "Benim şehrim" sahiplenmesi, Türkiye'de büyük sorun. "Benim ülkem" tabirinin de dışına çıkıyorum ben. İnsanlar "Benim dünyam" deme seviyesine gelince epey bir yol katedecekler. O gün yeryüzünde yaşam olursa tabii...

© 2000 Milliyet