26 Temmuz 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Bandırma Vapuru'nu kim buldu?

İngilizler’in irtibat zabitinden uyarı mektubu alan Kazım Paşa, yanıt için onları bir gün oyalayınca Mustafa Kemal ile gidenler 19 Mayıs’ta Samsun iskelesine ayak bastı

Son Padişah Vahdettin ile gurbette / Yılmaz Çetiner


yas01.jpg        İşte bu sırada Harbiye Nazırı Şakir Paşa’nın damadı ve Padişah’ın Saray Nazırı, işgal kuvvetlerini uyandırmadan Bandırma Vapuru’nu bulur. Mustafa Kemal bütün temaslarını bitirmiş, bir an önce İstanbul’dan uzaklaşmak istemektedir. Kazım Paşa, yine Milliyet Gazetesi’nde mektubunun devamı olarak şunları anlatıyor:
       Gazi hazretlerinin hareketleri günü, ben dairemdeki yerimde bulunmadım. Ertesi gün İngiliz irtibat zabitinin beni çok aradığını ve nihayet İngiliz işgal kumandanlığının bir mektubunu bıraktığını söylediler. Mektup cevaplı bir protesto idi. Anlamı “Muazzam bir ordu karargahı gönderdiğimizden ve bunun mütareke şartlarıyla taban tabana zıt bulunduğundan" bahsediyordu bu mektup ve derhal cevap verilmesi isteniyordu...
       Hemen İngiliz irtibat zabiti ile temas ettim ve bir İngiliz ordusu karargahında kaç zabit bulunduğunu sordum. Pek iyi hatırlamıyorum, ama iki 200’e yakın bir rakam söyledi.
       Ben de zabite, “Halbuki muazzam gördüğünüz bu karargahta (Mustafa Kemal ile Samsun’a gidenler) 20 zabit bile yoktur, ama cevabını resmen derhal bildireceğiz" dedim. O gün biraz oyalanıp, ertesi sabah mektubu gönderdim. İşte o sabah Gazi’nin Samsun iskelesine ayak bastığı 19 Mayıs sabahı idi...
       Müşir Şakir Paşa bu olaylardan bir ay kadar sonra 18 Haziran 1919’da vefat etti. Evlatlarının söylediklerine göre, Paşa ölmeden önce şunları söyledi:
       Memleketi ancak Mustafa Kemal Paşa kurtarabilir. Onu salimen Anadolu’ya çıkartabildik. Benim vazifem artık bitmiştir. Şimdi o vazifesine başlasın ve muvaffakiyetle başarsın inşallah. Ben kendisine “şunu tavsiye ettim": Köylünün elinden silahını almak değil, bilakis onu silahlandırmak lazım. Ama o ne yapacağını bilir...
       Şakir Paşa’nın ölüm haberini alan Mustafa Kemal Paşa hem ailesine, hem de damadı Avni Paşa’ya ölümden duyduğu üzüntüyü mektupla bildirmiştir.

       Efendim büyük pederiniz Müşir Şakir Paşa’nın hayatından bazı kesitleri hatırladığınız kadar anlatabilir misiniz?

       Sürgünden Harbiye Nazırlığı’na
       - Şakir Paşa Batum Sancağı’na bağlı Livana kazasında 1855 yılında doğmuş, 18 Haziran 1919’da 64 yaşında olduğu halde vefat etti. Kendisi oranın eşrafından Numan Tahir Efendi’nin oğluydu. Çocukluğunda İstanbul’a gelmiş, Harbiye’den Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olmuş ve Almanya’ya gönderilen ilk Türk subaylarından. Orada beş yıl eğitim gördü büyük pederim, Kaiser Wilhelm’in dikkatini çekti, madalyalar aldı. Dönüşünde Erkanı Harbiye’de çalışmaya başlayan o zamanın Şakir Bey’i, terfi etti, etti ama Abdülhamit kendisini İstanbul’dan uzaklaştırmak için İşkodra’ya vali olarak atadı. Daha sonra Yemen’de isyanı bastırmaya gönderildi, dönüşünde ise Padişah Abdülhamit Şakir Paşa’yı başyaverliğe getirdi. Padişah tahttan indirilince bu kez ittihatçıların gadrine uğradı, Midilli Adası’na sürülmek istendi. Ama arkadaşı olan Mahmut Şevket Paşa bu cezayı engelledi.
       Harbiye Nazırı olan devrin en güçlü adamı Enver Paşa, Şakir Paşa’ya fena halde kızıyordu... Paşanın kendisi için “Binbaşılıktan mirlivalığa atlayarak Harbiye Nazırı olunmaz" sözlerini mimleyen Enver Paşa o sıralarda öldürülen Mahmut Şevket Paşa’nın katili ile büyük pederimin ilgisi var diye Müşir Şakir Paşa’yı önce Ankara’ya, sonra aracıların ricası üzerine Mudanya’ya sürgüne gönderdi.
       Paşa hastaydı, eşi ile beraber Mudanya’da deniz kenarında ufak bir evde oturdu. Hiçkimse ile görüşmesine izin yoktu. Çay, kahve şeker, un, hiçbir gıda verilmiyordu.
       Nihayet bir gün Avni Paşa, Enver Paşa’dan izin alarak bir motor ile kayınpederine bir miktar erzak gönderebildi. Şakir Paşa Almanlar’la beraber Dünya Savaşı’na katılmanın büyük facia olacağını söylüyor, bunun için de Enver Paşa’nın ve diğer ittihatçıların hedefi oluyordu.
       Bir gün savaş bitti. İşgal kuvvetleri Türkiye’ye gelmeye başladı. Padişah Sultan Vahdettin, Sadrazam da Damat Ferit Paşa’ydı. İşte bu sırada herkesin aklına sürgünde olan Müşir Şakir Paşa geliverdi. Paşa’yı hemen İstanbul’a getirmesi için bir kravazör gönderildi, ama Paşa yıpranmış, iyice yaşlanmıştı. İşgal altındaki ülkede hükümeti kuran Damat Ferit Paşa, Şakir Paşa’ya Harbiye Nazırlığı’nı teklif etti, arkadaşları da bu görevi kabul etmesi için direniyor, Ankara’ya karşı mutedil bir askerin hükümette bulunmasının yararlı olacağını ileri sürüyorlardı; Harbiye Nazırlığı çok önemliydi...

       Enver’in idamını yazabilirim!
       Babam Avni Paşa ise Bahriye Nazırı idi, hayatında hiç siyasetle uğraşmadığı için bu görevde kalmak istemiyordu. Haftada bir istifa ediyordu Avni Paşa, üstelik Ankara’dan da bu yolda işaret almıştı. Nitekim bir süre sonra nazırlıktan ayrıldı. Ancak bu kez büyük pederime musallat olmuştu Damat Ferit, ille nazır olacaksın, Harbiye Nazırı olacaksın!..
       Babam Avni Paşa, kayınpederine böyle bir görevi üstlenmemesini ısrarla söyledi, sağlığının bu yüke elvermeyeceğini anlattı... Şakir Paşa, babama demiş ki, anılarında yazıyor:
       Bak oğlum Harbiye Nazırlığı’nı niçin kabul ettiğimi söyleyim. Beni nahak yere dört sene sefalet içinde bıraktılar (Enver Paşa’yı kastediyor). Her akşam yatarken bir gün bunun intikamını almayı Allah bana nasip etsin diye dua ettim. Ama bak, bugün bana kötülük yapan insanın mevkiinde oturuyorum. İleri gidip, idamını da yazabilirim. Ama intikamım oraya kadar gitmiyor...
       Tehlikedesin Köstence’ye git

       Fitnat Hanım, böylece Müşir Şakir Paşa’yı, büyük pederinizi tanımış oluyoruz. Peki, şimdi biraz da babanız Avni Paşa’yı bize anlatır mısınız? Sultan Vahdettin ile beraber sürgünde San Remo’da yaşadığınız acı günleri... Önce nasıl oldu, niçin yurtdışına gittiniz? Avni Paşa ile Mustafa Kemal Paşa tanışıyorlardı, paşayı Samsun’a götüren Bandırma Vapuru’nu, kendisi için tehlikeli olmasına rağmen bulan Avni Paşa...
       Fitnat Hanımefendi konuştukça açılıyordu. Anlatmaya devam etti ve ama dedi, tarihi gerçekleri başından aynen söyleyeceğim...
       - Babam nazırlıktan ayrıldıktan sonra padişahın yanında onu seryaver yapmak istiyorlar. Fakat nazırlık mertebesine gelmiş bir paşanın protokol olarak bu işi yapması uygun bulunmuyor; kendisine Saray Nazırlığı unvanını veriyorlar. Babamın aslında gönlü Ankara’da, onların başarılı olmasına duacı ve elinden gelen her türlü yardımı yapıyor, ama dedikodu çarkları işliyor tabii. İsmet Paşa, babama haber gönderiyor: “Sarayda bu görevde kalmasın, bize engel oluyor" diye. Halbuki böyle bir şey yok. Ancak babam yine de saraydan ayrılıyor, açıkta kalıyor. Annem korkuyor, bu karışıklıkta çoluğa çocuğa birşeyler olur diye. O sıralar Sultan Vahdettin henüz tahtta. Babamın bir zaafı da, ablasına fazla düşkünlüğü. Sabah Başyazarı Ali Kemal Bey kaçırılıp İzmit’te öldürülünce ablası babama: “Sana da bir şey yaparlar öldürürler, bir süre ayrıl buradan" diye yalvarıyor...
       O yıllar Romanya ile İstanbul arasında işleyen Prenses Maria diye bir vapur var. Babam ona binerek Köstence’ye gidiyor. Bir ev kiralıyor orada, eş dost kendisine yatak, yorgan, iskemle, masa veriyor. Hatta Romenler kapısına bir de asker koyuyor. Bir süre sonra da annem ve kardeşlerim ile ben Köstence’ye gittim. Babam Avni Paşa asker adamdı, boş durmayı sevmezdi, beraberce Köstence sokaklarını gezerdik. Ağabeyim ise Almanya’da okuyordu, para gönderemediğimiz için o da geri geldi, bize katıldı. Köstence’nin ortasında kahveler vardı, önlerinde balıkçılar. Bir gün oradakiler, babamı tanıyınca ayağa kalkıp selamladılar.
       - Merhaba çocuklar nasılsınız?
       - Merhaba Paşa, sağolun iyiyiz...
       Babam öylesine memnun oldu ki, herhalde İstanbul’u hatırladı...
       İsmet Paşa ve Avni Paşa
       Köstence’de biz böyle ailece otururken babama İstanbul’dan bir telgraf geldi. Padişah Vahdettin gelmesini istiyordu... Fakat babamın gitmesine gerek kalmadan birkaç hafta sonra duyduk ki, Padişah istanbul’dan ayrılmış Malta’ya gitmiş.

       Peki siz sonra ne yaptınız Köstence’de? Nasıl yaşadınız?
       - İstanbul’da Kadir Bey diye bir eniştemiz vardı, kendisi avukattı. Padişahın İstanbul’u terk etmesinden bir süre sonra vatana ihanet ettikleri gerekçesiyle 150 kişilik bir liste hazırlanmıştı. Eski nazırlar, kumandanlar, siyasetçiler vardı içinde. Kadri enişte bize bir telgraf çekti. Avni Paşa listede yok diye. Çok sevindik, adeta bayram yaptık, çünkü babam saraydan ayrılalı aylar olmuştu, neredeyse bir yıla yaklaşıyordu. Sonradan öğrendik ki, Avni Paşa’yı en son listenin en sonuna İsmet Paşa koydurmuş...

       Niçin yapmış olabilir İsmet Paşa böyle hareketi? Avni Paşa’ya ne gibi bir düşmanlığı olabilir? Dedikodu olmasın?
       - İsmet Paşa, Yemen’de babamın kurmay başkanıydı. Uzun yıllar beraber çalışmışlardı. Babam bunları hatıra defterine yazdı, İsmet Paşa’nın aleyhine birtakım anıları vardı, ama vefat eden kardeşim bu yazıları taşıyan iki defteri yaktı korkudan. Evet, eniştem Kadızade Kadir Bey’in ikinci telgrafı gelip de, listede ilave edilmişsiniz haberini alınca, babam “İsmet Paşa’dan gelmiştir bu darbe" demiş. Fevkalade üzülmüştü: “Benim hiçbir siyasi faaliyetim yoktu ki" diyordu.
       Şimdi İsmet Paşa ile Avni Paşa’nın bir anısını anlatayım. Babam Şam’da ordu müfettişi iken askerleri yaralıları görmeye hastaneye gidiyor. Koğuşta bir zabit ayağa kalkıyor, “Paşam Paşam, benim" diyor. O sıralar İsmet Paşa miralay, Filistin cephesinden gelmiş üstü başı perişan. Avni Paşa, “Yaralı mısın İsmet, hasta mısın" diye soruyor. Üzülüyor babam. “Sen bu akşam burada kal, karargahta sana bir oda hazırlatayım, seni aldırırım" diyor... Karargah dediğimiz zaten ufak bir konak. Şam’ın ileri gelenlerinden rica ediliyor, karyola, yatak takımı filan getiriliyor, İsmet Bey’e oda hazırlıyorlar. Babamın Faruk isminde akrabadan bir yaveri vardı, ona emir veriyor, “Git getir İsmet’i, burada yatacak" diyor... Birkaç gün kaldıktan sonra şafakla beraber İsmet Bey bir furgona binerek İstanbul’a gidiyor.

       Avni Paşa’nın hatası neydi?
       Ahmet Avni Paşa Köstence’de ailesiyle beraber bir süre oturduktan sonra önce Malta’ya, sonra da Hicaz’a ve oradan San Remo’ya giden Sultan Vahdettin’in durumunu hüzün içinde izliyordu. Bu arada Türkiye’de cumhuriyet ilan edilmiş, önce saltanat sonra da hilafet kaldırılmıştı. Avni Paşa saraydan, padişahın yanından dokuz ay önce ayrılmış olmasına rağmen 150’likler listesine sokulmuştu. Halbuki Avni Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarının Anadolu’ya geçmesine yardımcı olmakla kalmamış, Anadolu’nun silahlanması için de bütün yetkilerini kullanmıştı.
       Avni Paşa’nın hatası şuydu: Mustafa Kemal Paşa, Avni Paşa’yı Anadolu’ya çağırdığı zaman bu davete icabet etmemişti! Kendini savunmasına göre, Avni Paşa askerdi, siyasete karışmak istemiyordu. Ayrıca İstanbul’da ablası, halası, çocukları, geniş bir ailesi vardı, onları bırakmadı.
       Gözleri doluyordu Avni Paşa’nın, çocuklarına geçmiş olayları anlatırken... Mustafa Kemal Paşa, Avni Paşa’ya, “Bandırma Vapuru’nun kaptanı benim emrimde olsun" demiş, Bahriye Nazırı’ndan kaptan böyle talimat almıştı. “Paşanın 9. Ordu müfettişi olarak tayinini kendi elimle imzalattım kayınpederime" diyordu Avni Paşa... Motorların bile İngilizlerin kontrolünde olduğu işgal döneminde adamları aldatmışlardı... Kuş kaçtıktan sonra işin farkına varmıştı İngilizler...
       Avni Paşa’nın bir diğer acısı, Ankara’dan aldığı talimat üzerine saraydaki görevini ve padişahı terk etmişti Paşa... Peki ama nasıl olurdu da 150’likler, vatan hainleri, listesine alınırdı Avni Paşa? İşte Paşa bunu hazmedemiyordu...
       Nitekim af çıktığı zaman da bu duygularla Türkiye’ye geri dönmedi!..

       Yarın: Padişah San - Remo’ya çağrılıyor
© 2000 Milliyet