4 Ağustos 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Türkler hafife alınmamalı

Hollanda İşçi Partisi Milletvekili Nebahat Albayrak yurdışında yaşayan yurttaşlarımızdan umutlu

Naki ÖZKAN


       İki sene önce Hollanda parlamentosuna Hollanda İşçi Partisi (Pvda) milletvekili olarak seçilen Nebahat Albayrak ile parlamento deneyimlerini ve Türk yurttaşlarımızın durumunu konuştuk. Parlamentoda göç ve savunma politikalarında partisinin sözcülüğünü yapan Albayrak hukuk eğitim yaptı. Milletvekili seçilmeden önce, İçişleri Bakanlığında müsteşar danışmanıydı.

       *Milletvekili seçilmenizi Türkler nasıl karşıladı?
       Bir araştırmaya göre, Türkler benim onların sorunlarını dile getirecek birisi olup olmadığımla değil, Alevi mi, Kürt mü, İslamcı mı, PKK'lı mı, Milli Görüşçü mü, nereli olduğumla ilgilenmişler, bunları merak etmişler. Ben farklılıklara dayanmıyorum. Ben bizi bağlayan şeylerin, farklılıklarımızdan çok olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

       *Hollanda parlamentosunda size Türk mü, Hollandalı olarak mı bakıyorlar? Parlamentoda bir ayrımcılıkla karşılaşıyor musunuz?
       Bana farklı baktıklarını sanmıyorum. Ben kendimi onlardan çok farklı görmüyorum; Türk asıllı olduğum zaten biliniyor. Anne - babalarımızın yaşadığı geçiş dönemini, yabancılık ve göçmenliği biz geride bıraktık. Benim gibi kökleri hem Türkiye'de, hem de Hollanda'da olan, bir kimliği yaşarken diğerinden vazgeçmeyen insanların sayısı arttı. Benim gibi insanların meclis gibi çok görünür bir yerde bulunması bir başarıdır.

       *Siz yabancılara hakları verilsin diye konuştuğunuz zaman, yan yana oturan İki Hollandalı milletvekili birbirlerine dirsek vurarak, "bak Türk olduğu için böyle konuşuyor" demiyorlar mı?
       Belli bir şirketten gelip, milletvekili olmuş birisi de işadamlarını kayıran bir konuşma yaparken, ben de yanımdaki milletvekiline, "Bak şirketlerden yana yine konuşmaya başladı" diye dirsek vuruyorum.
       Yabancılara ayrı bir duyarlılığımın olması da iyi bir şey. Meclis demek de bu değil mi? Yani toplumu temsil etmek... Toplumda sadece beyaz Hollandalılar yok ki! Nasıl bazıları iş hayatından geldiği için şirketleri, tarımdan geldiği için çiftçileri savunuyorsa, ben de Türk asıllı birisi olarak tabii ki yabancıların haklarını savunacağım.

       *Başarılı olduğunuzu düşünüyor musunuz?
       İki yıl sonra baktığımda, kendimi başarılı görüyorum. Ben bir alışma dönemi geçirmeden doğrudan toplantılara ve tartışmalara girdim. Yanımda sanki bir ayna taşıyorum. Kendi kendime sürekli, "Ben kimim? Toplumsal ideallerim nedir? Doğru mu yapıyorum?" diye soruyorum.
       Milletvekili olduktan 15 gün sonra kendi meclis grubumuzda ilk konuşmamı yaptım. Meclis grubu benden farklı düşünüyordu ama onları kendi görüş açıma getirdim. Bu ilk başarımdı.
       Yabancı kadınların konumunun iyileşmesi için Adalet Bakanına her toplantıda soru soruyordum. Nihayet benim ısrarımla önerimi Bakanlık meclise getirdi. Bu da bir başarıydı.

       *İlk başarım dediğiniz tartışma, konu neydi?
       Yasadışı kalanların birçok haklardan yararlanamayacakları üzerine bir yasayı benim partim de caydırıcı olacağı nedeniyle kabul etmişti. Ben bu yasanın iyi hazırlanmadığını, yumuşak bir yaklaşımın gerekliliğini savundum. Grupta benim önerim kabul edildi. Toplantı sonunda, eski parti başkanı sırtıma vurdu ve "Sen artık dört yıl istediğin gibi bağırabilirsin" dedi.

       *Türkiye'ye gittiğiniz zaman kendinizi Türk mü, Hollandalı mı hissediyorsunuz? Belli olaylar karşısında, "tam bir Türk gibi", ya da "bir Hollandalı gibi davrandım" dediğiniz oluyor mu?
       Hayatım Hollanda'da geçti. Avrupalı gibi düşünmemek elde değil. Fakat aynı zamanda, annemin babamın evine girdiğimde kendimi yüzde yüz Türk hissediyorum. Annemle oturup yaprak sararken kendimi nasıl Hollandalı hissederim ki!
       Aslında iki kimliği birlikte yaşamak mümkün. Hollanda toplumu içinde zaten tam bir Hollandalı olmak diye bir şey yok. Çok kültürlülüğü kabul etmiş bir toplumda önemli olan kendinizi bir birey olarak şekillendirmenizdir. Ne kadar Türk ne kadar Hollandalı olunacağına da insanın kendisi karar vermeli.
       Ayrıca tam bir Hollandalı ya da Türk olmak isteyen varsa o da özgür olmalı. Burada benim gibi aynı yaşam sürecini paylaşan gençlerin başarısı, her iki toplumdan da kendi kişiliklerine uygun olanları seçmeleridir.

       *Parlamentodan bakınca Türklerin durumu nedir?
       Bir geçiş sürecindeyiz. Türklerin durumuna ben çok umutlu bakıyorum. Çok eski bir göç tarihimiz yok. Kısa süre içinde çok büyük mucizeler beklenemezdi onlardan. Şimdiye kadar gelinen yer hafife alınmamalı. Birinci nesil farklı amaçlarla geldi. Hala bugün annem bana, "Yatırımlarını Türkiye'ye yap, bunlar bizi bir gün kapı dışarı ederler" diyor. Ben de anneme, "Artık kimin kapı dışarı edilip edilmeyeceğine karar veren insanlardan biri de ben oldum" diyorum. Ama o düşünüyor ve "yine de sen Türkiye'ye yatırım yap" diyor. Böyle bir düşünceyle büyütülen bir nesille karşı karşıyayız.
       Birinci nesil eziklikten yola çıktı. Şimdi eşitlik temelinde bir mücadele var. Hollanda toplumu içindeki konumumuz değişecektir. İşçilik sıfatından uzaklaşıyoruz, yeni bir sıfatı yakalamanın peşindeyiz. Bu sadece bir zaman meselesi. Hollanda'daki eğitim sistemindeki bazı engelleyici unsurları değiştirmek lazım.

       *Nedir bunlar?
       Dört yaşında okula gelen çocuklar Hollandacayı da Türkçeyi de bilmiyorlar. Bu dil sorunu bir ömür boyu giderilemiyor. "Okul öncesi hangi programlar uygulanmalı, okula nasıl başlamalılar?" arayışı var. Bizim aile yapımızda annelere önemli bir rol düşüyor. Bunun için sorunun önemli bir kısmını onlar teşkil ediyor.

Toplumun tavrı devlet kadar önemli

       *Türkiye'ye baktığınızda ne görüyorsunuz? AB adaylığımız gerçekleşecek gibi mi? Üyeliğe giden süreçte ne gibi sorunlar tespit ediyorsunuz?
       Diğer Doğu Avrupa ülkelerindeki gibi temel değişikliklerin peşinde koşulduğunu henüz görmüyorum. Herhalde "gireceksiniz" diye bir söz verilmesi yetti. Oturup rahatımıza bakıyoruz. Sanki bizden gelen bir şey değil de, birileri bir şey yapacak, öyle girilecek gibi bir tavır var.
       Portekiz ve İspanyolların mantalite olarak Türklerden pek fazla bir farkları yok. Geziyorsunuz, "bunlar AB'ye nasıl girmişler; Türkiye de böyle olmalı, belli bir refahı, düzeni yakalamak için hazırlanmalı" diye düşünüyorsunuz. Türkiye'nin en başta değişmesi gereken ezberci, slogancı bir eğitim sistemi var.

       *Bazı Hollandalı politikacılar Türkiye'nin AB üyeliği için din faktörünü engel olarak görüyorlar. Siz ne diyorsunuz buna?
       Türkiye'nin Müslüman bir ülke olması değil, nasıl bir Müslüman ülke olduğu önemli. Laik bir müslüman ülke AB'ye girmeye engel değildir. Hollanda'da Hırıstiyan partiler var ama onlar dinle politikayı birbirine karıştırmıyorlar.
       Türkiye denildiğinde, sokaktaki Türkler göz önüne getiriliyor. Onlara bakarak Türkiye hakkında bir fikir ediniyorlar. Türklerin üstlensin ya da üstlenmesin doğrudan elçilik görevleri var. Avrupa'daki Türk toplumunun tavrı Türkiye devletinin tavrı kadar önemli.

© 2000 Milliyet