30 Ağustos 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR



 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
GÜLE GÜLE TORUNUM

Berlin’i yaşadı, Sidney’e uğurladı. Olimpian anne, tam 64 yıl sonra yeniden aynı heyecanı tattı, Natalia’yı gözleri nemli olimpiyata yolladı

MURAT AĞCA


spo00.jpg        Muğla'nın Akyaka beldesine vardığımızda heyecan iyiden iyiye artmıştı. Sanki zaman tünelinden geçip tarihe ile yüzleşecektik.
       Birazdan kapısında Ağa Han ödülünü kazandığına ilişkin plaket çakılı klasik Türk mimarisindeki evin bahçe kapısından geçecek ve Türkiye'nin yaşayan en eski Olimpian'ı (olimpiyata katılmış kişi) ile görüşecektik.
       1936 Berlin olimpiyatına eskrim dalında katılan Halet Çambel, aslında sporculuğundan çok yaşamını adadığı arkeoloji çalışmalarıyla tanınmıştı. Ama bundan tam 64 yıl önce 20 yaşında, eskrim tutkunu genç bir arkeoloji öğrencisiyken, yaşadığı tatlı sürpriz, kendisini Türkiye'nin Suat Aşeni Fetgeri ile birlikte olimpiyata katılan ilk bayan sporcusu yapmıştı.
       Ve 21. yüzyılın ilk olimpiyatına bir bayan sporcumuzu uğurlayacaktı.

Büyük buluşma

       Bir büyük buluşmaydı hazırlandığımız. Sidney'de üçüncü kez Ay - Yıldızlı formayla ok atacak Natalia Nasaridze, tarihler 2000'i gösterirken, kendisiyle birlikte yarışacak 15 Türk bayan sporcu adına olimpiyattaki ilk bayan temsilcimize nezaket ziyareti yapıyordu.
       Heyecan sevince karıştı, gözler nemlendi. Uzun süredir medyaya kapısını kapatan Halet hanım, titiz kuralını bozuyor, bu duygulu ve tarihi buluşmayı izlemek için Milliyet'i evine misafir ediyordu.
       Hemen bir anısını anlattı:
       1936 yılında olimpiyat kafilesi ile birlikte Atatürk'ün huzurundan geçiyorlardı. Atatürk'ün maiyeti arasında o zaman milletvekili olan babası da bulunuyordu. Ata'nın gurur ve sevgiyle bakan gözlerini hala unutamamıştı.
       Büyük Önder, Halet Çambel'in babasına eğilerek, "Gördün mü bak. Türk kızları da olimpiyata gidiyor" demiş, baba Çambel saygıda kusur etmemek için "Onlar biri de benim kızım" cümlesini sarf edememişti.
       Yaşamı sporla doluydu Çambel'in...

Teknoloji harikası

       Eskrimin yanında okçuluk da yapmıştı ama kendi değimiyle, aradan çok zaman geçmişti. Onun zamanında oklar, tahta yaylarla atılıyordu. Natalia'nın teknoloji harikası ekipmanlarını hayranlıkla süzdü. Araştırmacı kişiliğiyle sordu, öğrendi.
       Hoş bir sohbet ve bolca nostaljinin ardından, beklenen o an geldi. Halet hanım doğruldu ve bir an kaybolduğu işlemeli tahta kapının ardından neredeyse yarım asırdır giymediği eskrim kostümü ve elinde flöre kılıcıyla belirdi.
       Cumhuriyet'in abide kadınlarından biri, yıllara meydan okurcasına dimdik, ayakta genç kuşağın başarılı temsilcisi Nasaridze ile birlikte gururla poz verdi. Sporculuğun ve yıllarda Anadolu'yu bir arkeolog olarak dolaşmanın getirdiği dinçlikle, gözlerinin içi gülerek...

Sıcak sohbet

       Olimpiyata ilk kez bu kadar çok bayan sporcu ile gidilecek olması çok heyecanlandırdı Halet hanımı... Belki orada olamayacaktı ama oyunları izlemek için yıllardır aksatmadığı kazı programını değiştireceğini, televizyon başında hepsinin başarılı olması için yürekten destek olacağını söyledi. Ve ardından tüm sporcular için yılların tecrübe süzgecinden geçen öğütlerini sıraladı bir bir...
       Müthiş buluşmada saatler su gibi akmış, ayrılık vakti gelip çatmıştı. Halet Çambel ve Natalia Nasaridze'nin nesil farkına meydan okuyan sıcak sohbeti, yine sıcak bir vedayla noktalanırken, kendi döneminin zirvede olan her iki bayan sporcunun yüreğindeki mutluluk, gözlerinden okunuyordu.
       Teşekkürler Halet Çambel...
       Yolunuz açık olsun kızlarımız...

Sporun sonu felaket

       "Spor futbol oldu, futbol da ticarete döküldü. Diğer dalların da sonu aynı gibi, felakete gidiyor. Onlar da ticari olduğu gün spor diye bir şey kalmayacak. Hakiki sporculuğun ruhu başka. Parayla satılmaz. Ben parayla satılana sporcu diyemiyorum. Bizim dönemimizde sporculuk hem amatördü, hem parasızdı. Pehlivan Çoban Mehmet, Cibali Fabrikası'nda bekçiydi. Kimse büyük paralar kazanmıyordu. Ama sporculuk ve spor ruhu vardı."

Hitler'in elini sıkmadım

       "Hitler, 1936 Berlin Olimpiyatı'nı çok görkemli bir şekilde hazırlatmıştı. Türk kızı mihmandarımız vardı. Oyunlarda bizi Hitler'e takdim etmek istediğini söyledi. Ben Türkiye'de tanıdığımız yahudilerden Hitler'in düşüncelerini öğrenmiştim. Teklifi reddettik. 'Hitler'in yanına gitmeyiz, onun elini de sıkmayız. Biz buraya hükümetimizin emriyle geldik. Yoksa hiç gelmezdik' dedik.

"Evet, Yahudiyim!"

       "Beni esmer olduğum için Avrupa'daki eğitimim sırasında sık sık Yahudi zannediyorlardı. Oyunlar sırasında Türk kafilesinin otobüsünde oturmuş, dışarıyı seyrediyordum. Bir ara ezilmişliği her halinden belli bir adam yanıma yaklaştı. Bana 'Yahudi misiniz?' diye sordu. Öylesine üzüldüm ki haline, 'Evet, Yahudiyim' deyiverdim. Çok sevindi. 'Demek böyle ülkeler de varmış' diye mırıldandı.

"İlkel ama mutlu"

       Liseden sonra Beşiktaş Kulübü'ne geçtim. Akaraterler'deki eski binadaki salonda, meslek ve cinsiyet ayrımı gözetmeden çalışırdık. Sobası vardı. Önce sobayı yakardık, ama tüterdi. Hoca da bize kızardı, daha bir soba bile yakamıyorsunuz diye. Duşlarından soğuk su akardı. Biri duş yaparken, diğeri pompayla su basardı. Masör filan yok tabii, birbirimize masaj yapardık. İlkel bir ortamdı ama mutluyduk. Eğitimimiz de çok iyiydi.

"Kendime maske yaptım"

       O zamanlar fazla imkan yoktu. Bizim de malzeme eksiğimiz vardı. Silahlar ve ekipman ithal edilmek zorunda kalınıyordu. İlk zamanlarda eskrim oynarken, kendi maskemi yapmıştım. Perşembe pazarından tel aldım. Bir de kalıp yaptım. Tokmakla bu teli kalıba çakıp, kenarına siyah muşamba geçirerek maskeyi tamamladım. Yokluk vardı belki, ama insanlar birbirine yardım ederdi. Atatürk döneminde biz bir üretim dünyasında yaşıyorduk. Herkes taşın üzerine bir taş ilave ediyordu.

"İmece lazım"

       Sporda başarının anahtarı çalışmak ve sürekliliktir. Başarılı olabilmek için başkalarıyla yardımlaşmaya girmek de çok önemlidir. Köylerde imece vardı eskiden. Kentliler de daha yardımseverdi. Hayatın her alanında, insanlar birbirine yardım ederdi. Sporda da imece yapmak lazım. Yoksa böyle ticari ve yalnızlık yaşanan bir dünyada mutluluk olabilir mi?

Zeugma'ya yazık oldu

       Keban Baraj gölü altında kalan eserleri kurtarmak için büyük çaba harcayan Çambel, Zeugma içinde de çok üzgün. Şöyle diyor: "Zeugma'daki hazine 12 yıl önce haber verildi. Burada mozaikler ve değerli eserler var diye. Ama kimse kılını kıpırdatmadı. Çünkü herkes işimden olurum endişesiyle tedirgin. Şimdi kurtarmaya çalışıyorlar. Ne zaman barajın suları geldi dayandı, Türk'ün aklı o zaman

© 2000 Milliyet