22 Aralık 2000 Cuma




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Rüzgarın bildiği

     Biz sahne sanatçıları bütün gün kendimizi sorgularız. Hayata atılmak ya da atılmamak üzeredir bu iç diyalog.
     O gün mücadeleye girmezse çıkaracağı tek sonuç vardır; 0-0.
     Ama mücadeleye girerse her şey olabilir, 8-0 yenebilir, 5-5 berabere kalabilir, 7-3 yenilebilir. Ama bir tek şey olmaz, 0-0 berabere kalamaz.
     Her Allah’ın günü bu mücadeleye atılanlar bilir, hiçbir zaman duyulan mutluluk, çekilen ıstıraptan daha fazla olmayacaktır.
     Filozof Schopenhauer bu soruyu gündeme getirdiğinde, insanoğlunun yaradılışı dolayısıyla yenilgilerden daha derin bir etkilenim duyacağını kanıtlamak istemişti:
     "Karnını doyurmak zorunda olan bir kaplanın bir ceylanı yerken aldığı zevk mi daha güçlüdür? Yoksa o ölümle yüz yüze kalan ceylanın çektiği acı mı daha güçlüdür?"
     Hayatımın en zorlu yılları 20 yaşımdan 26 yaşıma kadar olan dönemimdir.
     Çünkü konserlerimde, provalarım esnasında, evde çalışırken, düşünürken, her zaman ve her yerde hayata atılıp kendi çizgimi çekmek istemişimdir.
     Bu yüzden de özellikle başlarda çok yenilmişimdir, yenmeyi oğrenmem hakikaten çok zor oldu.
     24 yaşımdayken bir ara kendimi tehdit yoluna başvurmuştum. Nasıl mı?
     Bir müzisyenin Brahms’ın "si major trio"sunu öğrenip konserde çalması başkadır, bir müzisyenin Brahms’ın
     "si major trio"sunu mutlaka ve mutlaka kafasında canlandırdığı en ince detayına kadar tınlatmak istemesi, aksi takdirde konserden sonra kendini altıncı kattan aşağı atacağına yemin etmesi başkadır.
     Konser, prova veya evdeki yalnız başıma olan calışmalarım arasında benim için hiçbir fark yok. Kendi dünyamdaki arzularıma ulaşma hislerim ve bu bağlamda kendime koymuş olduğum çıtanın yüksekliği önemli, o kadar.
     Beş sene önce kendime "mükemmel bir konser"in ne olduğunu sorduğumda şu cevabı verirdim:
     "Öncelikle kendim için mutlaka 8-0, 10-0 gibi bir sonuç elde etmem gerekli, ayrıca;
     1- Büyük bir konser salonunda çalıyor olmam,
     2- Salonun tıklım tıklım dolu olması,
     3- Ayakta alkışlanmak,
     4- Konserden sonra önemli gazetelerde övgü dolu eleştirilerin çıkması,
     5- Bu konser dolayısı ile başka konser teklifleri almam,
     6- Çaldığım şartlarda (piyanonun kalitesi, akustiğin kalitesi, eğer varsa orkestranın ve de orkestra şefinin kalitesi) mükemmellik, vs. vs.
     Şimdi yine aynı soruyu kendime soruyorum, eski cevaplarımın hepsi yanlış.
     Bir tek şey kalmış beni ben yapan; 0-0’dan nefret ediyorum. O kadar.
     Konserin sonucu mu?
     Belki insanın kendi iç sesini dinlemesidir, etrafında 2 bin kişi var diye kendini kandırmamasıdır, dış dünyaya değil, iç dünyaya yönelmesidir. Kim ne demiş, hangi eleştirmen ne yazmış, seyirci ne kadar alkışlamış, önemsememesidir...
     Gerisi rüzgarın nereden estiğiyle ilgili, onu da bir tek rüzgarın kendisi bilir...
     


 PAZAR


Doğumsuzluk...
Kahve bahane, manken şahane!
KİM NE OKUYOR?..
CİNAYETİ yazıyor
Bu da kitabın formülü: 13+1
Cervantes Ödülü sahibini buldu
Çetin Altan’ın İstanbul’u...
Liberalleşmekten mi liberalleşememekten mi?
Magazin sendromu
Film-food keyfi
Roboköp Türkiye’de
Academia yenilendi...
Safran sağlıksız dükkan
‘Sarhoş olma hakkım olmadı’
Surf
Köşeyi dönün nokta com!
En seksi sanal kadın
VİTRİN
Zina AIDS’ten koruyor
Biz onurlu insan ihtimalini sevmiştik!
Rüzgarın bildiği
Yurdumuzu tanımalı ama nasıl?
Gecelerin loş sesi
Yabancı şefler lokanta kültürünü değiştiriyor
Bataklık çiçekleri
"İngilizleştirilmiş Thai"
Antoloji nasıl yapılır?
Kuş bakışı anıtlar


 SAYFA BAŞI 





© 2000 Milliyet