Murat Bardakçı’ya yaraşır bir haberdi. Pazar günü Hürriyet’in manşetindeki haberden bahsediyorum. Osmanlı Ailesi’nin Türkiye’de yaşayan en yaşlı temsilcisi Neslişah Osmanoğlu, önce Başbakan Ecevit’e gönderilmek üzere hazırlattığı mektupta, Esat Coşan’ın Süleymaniye’ye gömülmesi halinde "ecdadımızın mezarlarını başka yere naklederiz" demiş; Çankaya’nın tavrı belli olunca, bu mektubu göndermekten vazgeçip Cumhurbaşkanı Sezer’e şükranlarını bildirmiş.
Haberi okurken, Neslişah Hanımefendi’yi bir değil, iki değil (promosyon reklamı gibi) tam üç kere kıskandım:
Bir: İlerlemiş yaşına rağmen koruyabildiği güzelliği ve eşsiz zarafeti için.
İki: Diğer eski hanedan mensuplarından farklı olarak, Cumhuriyet döneminde bu kadar "asil ve sorumlu" davranmayı bilmiş bir aileye mensup olduğu için.
Üç: Hayır, dedesi Kanunî ya da Fatih diye değil, taa 14. yüzyılın başına kadar, 25-26 kuşak, dedelerini, nenelerini, dayılarını, teyzelerini, ismiyle, bazen cismiyle bildiği, tanıdığı için.
Ne kadar isterdim, mesela, Estergon Seferi günlerinde yaşayan dedemin kim olduğunu bilmeyi; büyük dedesinden öte, atalarının adını bile bilmeyen Berrin bendeniz...
İtalya’daki iki elçimiz
İtalya’da yaşayan işadamı bir dostum, telefonda soruyor:
– Ben yurtdışındayım, bazı haberlere uzak kalıyorum. İtalya’daki Türk Büyükelçiliği’nin Roma’dan Floransa’ya taşınacağı doğru mu?
– Sen gene bir şeye kızmışsın...
Meğer Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği ne iş yapar, diye soracakmış:
– Dışişleri Bakanı İsmail Cem, "Abdullah Öcalan’a Floransa kentinin fahri hemşerilik verme girişimlerini önlediği için" Fatih Terim’e basın yoluyla teşekkür etti. Terim’den ‘İtalya’daki elçimiz’ diye söz etti. Peki Roma’daki elçilik bu konuda ne yaptı? Dışişleri Bakanı’nın bir futbol adamını ‘elçimiz’ diye övmesi, Türkiye’nin İtalya’daki menfaatlerini korumak için ona güvenmesi, hariciyecilerin ağırına gitmiyor mu?"
Kızmış nefes almadan sayıyor: – Önce İtalya, Apo’yu VİP olarak ağırladı, sonra gıyabında vatandaşlık verdi. Derken "Kürt Sorunu" diye 7 önerge oylandı. Kuzey Birliği’nin Ermeni tasarısı, sonra Vatikan’ın "soykırım" kelimesini kullanması...
– Tamam tamam!.. Roma’daki bizim büyükelçilik bunlar karşısında ne yaptı, diyorsun şimdi sen...
– Bir de, İsmail Cem’le, daha doğrusu Dışişleri’yle kavgalıydı Fatih Terim, ne oldu?
Sahi, olaylı bir maç öncesinde Terim "Leeds’te, Türk hariciyesi bizimle hiç ilgilenmedi" deyince aralarında soğuk havalar esmişti.
Tevekkeli "büyük aşklar büyük nefretlerden doğar" dememişler!
Yap bir CHP
CHP büyük bir "değişim" yaşamaya karar verince, başına, değişiklik (!) olsun diye, tekrar Deniz Baykal’ı seçti ya, Baykal da danışman kadrolarına eski ANAP’lıları, DYP’lileri, hatta MHP’lileri getirmeye başladı.
Bu kurulla, "halka ulaşmayı" umuyormuş Baykal.
Bir zamanlar, Turgut Özal’ın içinde "dört eğilimi birleştirdim" dediği ANAP’ı tek başına iktidar olmuştu. O dönemde, Meclis çaycısı "dört çeşit meyve çayını birleştirerek yaptım" dediği "karışık çay"a ANAP adını takmıştı.
Bugünlerde, Meclis’te karışık meyve çayı isterseniz, çaycı, dönüp ocağa sesleniyor:
– CHP yap, ikiii!
MELTEM CUMBUL
Meltem Cumbul, Viyana’da yayımlanan Wiener dergisinde çıkan sohbetinde de söylüyordu:
"Hollywood’un bekleme salonlarında yedi yıl bekleyecek bir tip değilim. Ben dünyayı istiyorum". İlişkiler, tanıdıkları ve biraz da şans gerekir inancındaydı.
Ne yapacağını uzaktan izliyordum. ABD’de ve Hollywood dünyasında gazetecilere, sinemacılara ulaştırılmak üzere bir tanıtım kitabı hazırlattığını işittim. Bu amaçla 100.000 dolar harcadığını söylediler. Niyeti bozuk bu kızın, becerecek galiba diye sevgiyle dinliyordum bu haberleri.
Ama sonuncu haber kötü. İşi emanet ettikleri Amerikan şirketi balonmuş, sahtekârmış. Onca para ve ümitler (herhalde şimdilik) heder olmuş. Bir canım sıkıldı ki...