Mali sektör, reel sektör diye bir ayrım vardır. Tarım, sanayi ve hizmet sektörü diye üçlü bir tasnif daha. Büyük işkolları da bankacılık sektörü, otomotiv sektörü diye anılır.
Bu tasnifler, Türkiye için de geçerlidir, ama yeterli değil. Hepsinden önce, Türk insanı iki ana grupta toplanır: uyanıklar ve enayiler.
Perşembe günü, Ankara'da bir kriz zirvesi yapıldı. Hükümet, iş dünyasının dertlerini dinledi. İşadamları, ekonomik krizi gerekçe göstererek, vergi ve SSK prim oranlarının düşürülmesini, prim borçlarının ertelenmesini istediler.
Personelden vergi kesip, sermaye diye kullanana af çıkıyor. Kesilen primleri SSK'ya yatırmayana (ve imkanı varsa, repoda değerlendirene) af çıkıyor.
Sadece ekonomide mi, hayatın her alanında, kanuni yükümlülüğünü yerine getirmeyen "affediliyor."
*
Dedem babama, babam bana "iyi bir vatandaş" olmak için nasihatlerde bulundu; nasihat etmediği konularda da örnek oldu. Benim, Türkiye'de yaşayacak olan çocuklarıma tavsiyelerim daha gerçekti:
* Apartman aidatını ödeme, repoya koy, enflasyonu da hesap edersen, yarı yarıya kardasın.
* Askere gitme, enayi misin! Nasılsa bedelli çıkar, bir ayda kurtulursun.
* Vergilerini, zinhar, ödeme.
* Kaçak elektrik kullan. Olmadı, faturanı ödeme. Kesmeye gelen memurun eline üç kuruş sıkıştır.
* Ormanı talan et, gecekondu yap. Ya af çıkar, ya görmezden gelirler.
* Aldığın krediyi geri verme. Hele devlet bankasıysa, geri verene enayi derler, oğlum.
* Cezası var diye korkma, af çıkar.
*
Çiftçilik nedir, hayvancılık nedir, bilirim.
Esnaflık, tüccarlık, siftah yapmamak, kepenk açmamak, bilirim.
Ayın 20'sinde muhtasar, 25'inde KDV, 30'unda SSK primi, bilirim.
Banka faizinin günü ne çabuk gelir, bilirim.
Çiftçi, esnaf, tüccar, işadamı zorda. Görüyorum.
Namusluların derdine çare aranmalı. Muhakkak.
Yaşadığımız sıkıntılı günlerden olumsuz etkilenenler var: bunlar krize kesilenler.
Bir de her ahval ve şerait altında ezilenler var: yani kerize kesilenler!
Ziraatçi, esnaf, tüccar, büyük işadamı... Hepsi hakkını savunacak, ne koparabilirse alacak. Oyunun kuralı bu. Peki, ya alttakiler.
Ben memurum, sigortalı işçiyim.
Benim vergim, sigortam, daha maaşımı almadan kesilir.
Kiramı öderim. Emlak vergimi, çevre vergimi öderim.
Elektriğimi öderim, yalnız kendi tükettiğimi değil, hırsızların payını da.
Benim gelirim, "hedeflenen" enflasyona göre, giderim "gerçek" enflasyona göre artar. Maaşıma % 10 zam yapılır, fiyatlar % 40 artar. Yani kardan zarar etmem, ekmeğimin üçte biri eksilir.
Ben, çocuklarımı işten çıkaramam, ailemi küçültemem.
Yolsuzluk, sadece kanunların yasakladığını yapmak değildir.
Yükümlülüklerini yerine getirmemek de hırsızlıktır.
Enflasyonist kalkınmada da, krizde de, en çok "kerizler" acı çeker.
Eh, onlar da namuslu ve dürüst olmasalardı!
(*) Şu aşağıdaki küçük kutu olmasaydı, bu yazının başlığı "kriz ve keriz" olacaktı.
Nezih Demirkent
Hani köyünüzün bir ulu çınarı vardır, bir gün yerinde bulamayacağınızı tasavvur bile edemezsiniz. Bugün, Türkiye Nezih Bey'e, Türk Basını Nezih Ağabey'e veda ediyor. Ben de Nezih Amcam'a... Nur içinde yatsın!