Karşıyaka kordonboyunda İzmir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile yürüyoruz. Yanımızda bir araba duruyor. İçinden bir adam çıkıyor. Kollarını iki yana açarak Piriştina'ya sesleniyor:
"Allah senden razı olsun. Böyle bir yer için!" Başka bir şey demeden uzaklaşıyor.
Karşıyaka'nın "kordonu"nu; "Mavi Şehir"e dek uzatmış Piriştina. Üzerine voleybol, basketbol, tenis, duvar tenisi, futbol sahaları ve çocuk parkları eklemiş. Burada koşuyor, yürüyor ve bisiklete biniyor İzmirliler. Başkanın bir sonraki hedefi, kış başında tamamlanan "İzmir kordonu" ile "Karşıyaka kordonu"nu birleştirmek.
Buraya en son 18 Nisan seçimleri öncesi gelmiştim. O dönemden hatırladığım iki şey var: Tüm körfeze yayılan o feci kanalizasyon - atık kokusu ve İzmirlilerin kabusu "kordon otoyolu projesi"...
Doğal akıntıdan yararlanarak körfezi temizlemiş Piriştina. Körfez artık kokmuyor. Yelken yarışları bile yapılabiliyor burada...
Kordonda ise toz toprak saçan greyderler ve kepçelerden eser yok. Kente empoze edilmeye çalışılan "kıyı otoyolu"nu, kokuyla birlikte tarihe gömmüş İzmir Belediye Başkanı.
Kordon yeşil bir alan olmuş. Tertemiz, bakımlı. Gezinti parkurlarından meydanlara; koşu ve bisiklet yoluna dek özenle boydan boya aydınlatılmış. Yerler doğal taşlarla döşenmiş. Etrafa hercai menekşeler yerleştirilmiş.
Kenti deniz ve doğayla barıştırmaktan ibaret değil Piriştina'nın atılımları. İzmir'i görkemli tarihiyle ve kültürle buluşturmak adına da çok şey yapmış belediye başkanı. Bir kent kitaplığı kurmuş örneğin. Kent halkının hemşerilik duygularını geliştirmek amacıyla yararlanabilecekleri kaynakları, araştırmaları, seyahatnameleri bir araya getirmiş. Zengin tarih dokusuna sahip bu kentin köklerini keşfetmek insanda "Geçmişi buysa geleceği de bir o kadar parlak olabilir!" duygusu yaratıyor.
Kültür Park'ta unutulmaya terk edilmiş köhne bir binadan "Sanat Merkezi"ne dönüştürülen "İzmir Sanat"ta izlediğimiz konferans, buna tipik bir örnekti. Türkiye'nin ilk bilim sanat akademisi, ilk demiryolu, ilk tiyatro, ilk buharlı gemi, ilk tramvay, ilk havagazı, su şebekesi, ilk futbol maçı ve ilk sinema gösterisinin bu kentte gerçekleştiğini ve İzmir'in iki yüzyıl öncesinde de cazip bir turizm - kültür merkezi olduğunu burada yapılan bir kitap ("19. Yüzyıl İzmir'de Yaşam") tanıtımı sırasında öğrendim.
Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen İzmir Sanat'ın içinde 360 kişilik bir tiyatro / konser / sinema salonu; dershaneler, sergi ve eğitim salonları ve kafesi var. İzmirlilerin buluşma yeri haline gelen bu modern merkezde sanat haftaları, gösteri, konser, konferans ve sinema günleri düzenleniyor. Konser dışı faaliyetler halka açık ve "bedava".
Konferanstan çıkarken "Othello" filmi için fuayede buluşan "genç ve küçük bir orduyla"; Maltepe Askeri Lisesi öğrencileriyle karşılaştım. Programda ilan edilen haftanın diğer filmleri şöyleydi: "Köprü Üstü Aşıkları", "Cennet Sineması", "Buena Vista", "Lili Marlen", "Cyrano de Bergerac", "Büyük Umutlar"...
"Önce kenti yaratalım. Kent kentliyi yaratsın!" Piriştina'nın seçimlerde kullandığı sloganlardan biri buydu. Ulaşımı da bu çerçevede değerlendirmiş İzmir Belediye Başkanı, deniz ve kara ulaşımını birbirine eklemlemiş. 60 yaş üzeri vatandaşlara "ücretsiz" ulaşım imkanı sunmuş. Sistemin arzuladığı etkinliğe tam kavuşmadığını, eksikliklerin zaman içinde giderileceğini söylüyor. Yurttaşların şikayetlerini belirtebilecekleri bir sistem kurduklarını ve eleştirilerin o merkezde değerlendirildiğini belirtiyor.
İzmirlileri, İzmirli olmaktan gurur duyacakları, bir şehre kavuşturmuş Ahmet Piriştina. Umudumuz İzmir türü örneklerin yurt çapında çoğalması...