Cumhurbaşkanlığı protokol görevlilerine teşekkür ederim. Artık ben yazdım diye mi (biraz kendime pay çıkarsam ne olur yani?), yoksa tesadüf müdür bilmem... Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali şerefine verilen resepsiyon, Haydar Aliyev için verilene göre, hayli iyiydi.
– Garsonlar ter kokmuyordu ve servisi aceleye getirmediler...
– Çünkü tek tek tabak koşturmak yerine, herkesin istediği kadar yemek alabileceği, masaya servis düzenine geçilmişti.
– Bu sayede yemekler sofraya soğumadan geldi.
Bari mönüyü de vereyim: Deniz ürünleri ograten (gayet iyiydi); beğendi ve haşlanmış sebzeli kuzu sırtı (eh); mevsim salata; zeytinyağlı kuşkonmaz (biraz fazla pişmişti); dondurmalı kazandibi (yanındaki çilekler tabağa saatlerce önce konmuş olmalı ki, fena halde pörsümüştü); meyve, kahve (bu sefer "nasıl içerdiniz?" diye sorup yanlış getirmek yerine, "sade mi, orta mı?" diye sordular, ama yine soğuk servis yaptılar). Şarap olarak da, misafirlere, Kavaklıdere Selection 1998 ikram edildi. (Beyaz fena değildi, kırmızı ı-ıh!)
Özetle, öğretmen olsam, karnenin altına "Daha iyi olabilir!" diye not düşerdim.
KRAL ÖYLE BAŞARILI Kİ...
Uluslararası Cerrahlar Konferansı bittikten sonra bir Amerikalı, bir İngiliz, bir de Afrikalı cerrah birlikte içmeye gittiler.
İngiliz başladı anlatmaya:
– Geçen gün iş kazası geçirmiş birini getirdiler. Adam presin içine düşmüş, sadece sol elinin serçe parmağı kalmış. Müthiş bir çalışmaydı; önce parmağa bir el, sonra kol, sonra da vücut yapıldı. Adam taburcu edildi ve öyle verimli bir işçi oldu ki, onun yüzünden 5 kişi işsiz kaldı.
Amerikalı söz aldı:
– Bana da geçen gün bir saç teli getirdiler. Adam nükleer reaktörün içine düşmüş, sadece saçı kalmış geriye. Allah için iyi çalıştık: saça bir baş, sonra bu başa bir vücut yaptık. Adam taburcu edildikten sonra girdiği işte, öyle bir performans gösterdi ki, onun yüzünden 20 kişi işsiz kaldı.
Sıra Afrikalı’ya geldi:
– Geçen gün yolda gidiyordum. Ayıptır söylemesi bir yellenme kokusu duydum. Hemen bir naylon torbaya çektim kokuyu. Laboratuvara gidip o kokudan hareketle bir kıç yaptık, sonra ona uygun bir beden. Ortaya süper bir adam çıktı; öyle ki, kısa bir süre sonra tahta çıkıp kral olmasını kimse önleyemedi. Memlekette çalışabilen kimse kalmadı, şimdi herkes işsiz.
Benin-Gürer Aykal çifti kızını evlendirdi
Benin ve Gürer Aykal’ın kızı Zeynep, dün Ankara’da yapılan sade bir törenle, Nurettin Özaltın’la evlendi.
Ünlü orkestra şefi Gürer Aykal, Amerika’da başarılı bir emlakçılık firmasının sahibi olan Benin Hanım’la evlidir. (Havalimanında valiz beklerken tanıştıkları gibi bir not var aklımda, ama emin değilim.)
Zeynep, Benin Hanım’ın ilk evliliğinden olan kızıdır. Damat Nurettin Özaltın ise, eski Bakan, eski Belediye Başkanı Ali Talip Özdemir’in kayınbiraderidir.
Allah mesut etsin!
0029’un sahibi meydana çıktı
İzmirli fahrî trafik müfettişi okurum Olcay Bütün’ün ceza kestiği 0029 plakalı bakan aracının sahibi belli oldu. Millî Eğitim Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nden açıklama geldi. (Hem de yazının çıktığı gün. Her konuda böyle hızlı ve hassas olduklarını umarım.)
Yazı çok uzundu, ne diyorlar anlamadım. Özetle "Manisa’da (kırmızı ışıkta geçti dediğim) araç konvoyunda, Bakan Metin Bostancıoğlu 0029 plakalı makam aracında değil, valinin arabasındaydı" deniliyor. Zaten Bakan Bey de kırmızı ışıkta geçmesine izin vermezmiş.
Olcay Bey, "Bakan’a ceza kestim, akıbeti ne olacak?" diye soruyordunuz; cevap şekilleniyor, ne dersiniz?