
|


TÜRK BAYRAĞI HEPİMİZİN...
Milliyet’e konuşan HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak, "HADEP, ayrılıkçı, ilkel milliyetçi bir parti değil. Biz kendimizi hiçbir zaman Kürt partisi olarak görmedik" dedi
DERYA SAZAK / SOHBET ODASI
Diyarbakır’da hava olumlu gibiydi, sonra olaylar çıktı...
Bozlak: Bölgede huzurlu bir atmosfer var. Bunu bozacak hiçbir girişimin içinde olmayız. Kesinlikle buna karşıyız. Kalabalığın içinde havaya ateş açılmış. Dağılın denildiği noktada insanlar kaçışıyor, panik oluyor. İstanbul’da 50 - 60 güvenlik görevlisi binayı basınca, Zeytinburnu’nda iki genç yukarı kaçarken asansör boşluğuna düşüyorlar. O panikle biri öldü. Artık herkesin duyarlı olması gerekiyor. Siz bölgeyi gezdiniz. Geçmiş dönemde bölgeye silahların gölgesinde gidiyorduk. Bugünkü hava özlenen havadır. HADEP olarak biz de üzerimize düşen sorumluluğu gösteriyoruz.
Demokratik etkinliklere de hoşgörüyle bakılmalı...
Bozlak: Elbette, bakın dün Başbakan Yardımcımız, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz bana bir telgraf çekti. "Sayın Murat Bozlak, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle, Ankara’da düzenlediğiniz mitingden ötürü sizleri kutluyor, başarılar diliyorum" dedi. İçişleri Bakanı’na kadar çıkıyoruz, miting yasaklanıyor, aynı partiden başbakan yardımcısının da haberi yoksa, kim bu işlerin yetkilisi? Bugün en büyük sorun, bu yetki boşluğudur. Biz var olan sorunların çözümünü parlamentodan, hükümetten bekliyoruz. HADEP muhalefet görevini yapacaktır ama çözüm getirecek olan yer orasıdır. Cesur olunmalıdır.
HADEP’le ilgili kapatma davası sürüyor mu?
Bozlak: Anayasa Mahkemesi’nde 1997 açılmış bir dava var. O zaman DGM’de benim de sanıkları arasında bulunduğum davalar devam ediyordu. 1996 Haziranı’ndaki bayrak provokasyonu... Bir de yardım yataklık davası vardı, TCK 159 ertelemeye girdi. Bu davalar nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, kapatılma isteminde bulundu. Mahkeme şimdi DGM’deki davaların sonucunu bekliyor.
Bayrak indirilmesini anında kınadık
Bayrak indirme olayı, sizin de cezaevinize girmenize yol açmıştı. Özeleştiri yaptınız mı?
Bozlak: TCK 168 / 1’den, örgüt üyeliğinden suçlandık. Dokuz ay hapis yattım. Kesinlikle provokasyondu, bütün şanssızlığımız kongrede yaşanmış olmasıdır. Anında kınadık. Bize çok zarar verdi, bir insanın kendini intihara götürecek bir eyleme girmesini düşünebilir misiniz? 1995 seçimlerinde, 1 milyon 200 bin oy almıştık. Zor şartlarda iyi sonuç almıştık. Demirel cumhurbaşkanıydı, siyasi liderlere verdiği resepsiyona ben de çağrılmıştım, devlet katında bunun okunuşu partinin kabulüdür. Önemli bir mesajdı.
Mesut Yılmaz hükümeti kurma görevini aldıktan sonra, parlamento dışında kalan MHP’nin yanı sıra HADEP’i de ziyaret ederek görüşümüzü almıştı. Yükselen bir trendimiz vardı. Böyle bir parti kalkıp halkın ortak değeri olan bayrağı indirir mi?
Türkiye Cumhuriyeti bayrağı...
Bozlak: O bayrak hepimizin. Saygısızlık etmeyiz. Ben avukatım, siyasi partilerin kongrelerinde bayrak asma mecburiyeti yoktur, HADEP’in her kongresinde astık. Partimize zarar vermek isteyenler, provokasyonla bayrağı indirdi. Kim olursa olsun kınadık. Ben salondaydım, bayrağı topladık getirdik, Divan’a yerleştirdik... İtiraz edildi, "giden gelen çiğniyor, kasten yapıyorsunuz" denildi. Genel merkezden yeni bayrak getirdim. Kurultay delegasyonu oybirliğiyle olayı kınamamıza rağmen, o salonda bulunan yöneticiler içeri atıldık. Dokuz ay sonra durum anlaşıldı, aleyhimize verilen cezayı da Yargıtay bozdu.
1999 seçimlerinde cezaevinde miydiniz?
Bozlak: Evet. Başsavcı, iki kez partimiz seçime girmesin diye tedbir istedi Anayasa Mahkemesi reddetti. Seçimde yüzde 5’e yakın oy aldık. Anayasa Mahkemesi’ndeki dava, işte o zamanki yargılanmalardan kaynaklanıyor. Ben reddedileceği inancındayım.
HADEP, Güneydoğu’dan oy alıyor ve Kürt partisi imajını taşıyor. Ayrılıkçı ve bölücü hareketler nedeniyle kuşkuyla karşılanıyor. Siz hangi çizgide siyaset yapıyorsunuz? Daha ılımlı noktada mısınız?
Bozlak: Samimiyetle ifade ediyorum, HADEP, ayrılıkçı bir parti değil. İlkel milliyetçi bir parti de değil... Sol, demokratik kitle partisiyiz. Biz kendimizi hiçbir zaman Kürt partisi olarak görmedik. Ama başkaları HADEP’i öyle göstermeye çalıştılar. Hatta zaman zaman da Şafi Kürtlerin partisi diye... Sünni, Alevi ayrımı yaparak. Etnik milliyetçi bir parti değiliz.
Biz Türkiye partisiyiz. HADEP genç bir parti, HEP, DEP süreci sonunda 1994’te kuruldu. Partimiz kurulduğunda Güneydoğu’da çatışma ortamı yaşanıyordu. Kürt yurttaşlarımızın yaşadığı bölgedeki sorunları dile getirdik. Kimi siyasi partilerin bugün hâlâ cesaret edemediği demokratik taleplerini savunduk. Çatışmaya, şiddete savaşa karşıyız. "Olmasın" dedik. Kardeş kanı dökülmesini istemiyoruz. Bitsin diye uğraştık. Analarımızın gözyaşları dinsin istedik. Bu partimize güven duyulmasına yol açtı. Bir gerçeklik, partimiz Kürt yurttaşlardan büyük çapta oy aldı. Diyarbakır’da belediyeyi aldık. Ama İstanbul’da da oy aldık.
Güneydoğu tekelinizde değil mi?
Bozlak: Hayır, hiçbir yer, hiçbir partinin tekelinde olamaz. Biz Türkiye partisiyiz.
İllegal bir partinin uzantısı değiliz
HADEP, PKK’nın kontrolünde diye suçlanıyor?
Bozlak: Bu bizim hakkımızdaki iddianamelere de geçti. HADEP’in, "PKK’nın yasal kolu", "legal siyasi partisi" olduğu yazıldı. Bu doğru değil. HADEP, özgür, demokratik bir partidir. Biz, hiçbir illegal partinin uzantısı, legal partisi değiliz. Bunu, bugün söylemiyoruz. 1996’da da bunu savunuyorduk. Örneğin, ben mahkemede bunu söyledim. Biz ülke bütünlüğünden yanayız. Ama ne yazık ki ben, bunu mahkeme salonunda söyleyip zabıtlara geçirdikten bir ay sonra, bir köşe yazarımız, "HADEP, ülke bütünlüğünden yana mı değil mi, açıkça söylemelidir" diye yazdı. Kolay suçlama olayı var.
Türkiye’de siyasilerin görevlerini yapmama cesaretsizliğinden kaynaklanan kimi olumsuzluklar var. Bunları kapatmanın yolu da suçlamaktır. Bölgedeki gerçekliği göreceksiniz. Nedir? Bunu görmezseniz, "var olan sorunların kaynağı HADEP’tir" mantığıyla giderseniz yanlış olur. Bölgede sorun var, bir çatışma yaşanmış, on binlerce insanımız can vermiş.
Şimdi yaraları sarmanın zamanı...
Bozlak: Siz de, biz de kimse rahat dolaşamıyordu. Başbakan bir ilçeye sokulmuyordu. Diyarbakır’daki ana da ağladı, Tekirdağ’daki, Rize’deki ana da gözyaşı döktü.
Şehit analarının acısını biliyorsunuz...
Bozlak: Elbette biliyoruz. Hepsi bizim çocuklarımız, analarımız. Biz asker anasıyla, Güneydoğu’da yaşamını yitirmiş gencin anasını getirdik, İstanbul’da otobüsün üzerine çıkardık. "Daha fazla insan ölmesin" diye haykırdık. İnsanlar canından bezmişti, iki yıldır silahlar sustu insanlar şimdi iş, aş peşinde...
Eskiye dönüş istenmiyor.
Bozlak: Bu normalleşmenin ileriye götürülmesi gerekiyor. Burada görev hükümetin. Adres belli. Kimse kaçmasın. Parlamento üzerine düşeni yapmalıdır. "Dağda şu kadar PKK’lı var" diye bir tespit yapmakla, oturmakla olmaz. Çözüm getirmek gerekiyor.
Af mı?
Bozlak: Cesur davranılmalı. "Oy mu kaybederim, tepki mi görürüm" diye bakmamak lazım. Hayır. Sorunları çözen herkese halk sahip çıkar. İtirafçılık yasası bunu çözemedi. Bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Sorun kökten çözülmeli. Özal’ın bir önerisi vardı: "Silahı bırakıp, 5 yıl süreyle herhangi bir eylemliliğin içinde olmazsa, şu olabilir" diye... Herkes düşünsün bir çözüm bulunabilir. Genel af çıkabilir. Kimse ayrılıktan, çatışmadan, savaştan yana değil. İnsanlar birlikte yaşama iradesini net şekilde ortaya koyuyor. Adam gibi, insanca yaşamak istiyorlar. Ne inkâr, ne ayrılık!
Acısı olan huzur istiyor HADEP 1 Eylül’de ne yapmak istedi, barışa niye yasak geldi?
Bozlak: Biz parti olarak Türkiye’nin iki temel yaklaşıma ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Toplumsal barış ve demokratikleşme. İnsanlarımız büyük bir buluşma ve kucaklaşma istiyor. Ülke bütünlüğü ve laik devlet yapısı içinde kapsamlı bir demokratikleşme ile ülkemizin var olan sorunlarının üstesinden gelebileceğini düşünüyoruz.
1 Eylül nedeniyle, 70 milyonun kardeşliğini savunan bir parti olarak barışa özlemi dile getirmek için Ankara’da bir miting yapmak istedik. Çağrımız herkese açıktı... Kesinlikle art niyet yoktu.
30 Ağustos’la çakıştı...
Bozlak: Hipodromu biz istemedik. Kızılay Meydanı’nı talep ettik. Başbakanlığa yakın diye vermediler, Tandoğan küçük gelir diye hipodromu önerdiler. Valilikle görüşüldü, ne yazık ki sonradan bize gösterdikleri yeri ret gerekçesi yaptılar. Genel Başkan Yardımcımız Ahmet Türk, İçişleri Bakanı’yla görüştü, telefonlaştık, onları da aştı anlaşılan. Bir hafta sonra, "yapalım" dedik, ona da "hayır" denildi. Niyetimiz barışa motive etmekti. Ateş düştüğü yeri yakar. Güzel bir atasözüdür. Acısı olan insanlar artık huzur istiyor. Bizim amacımız sorun yaratmak değil. Ben genel başkan olarak, Güneydoğu’dan gelecek kitlemize şunu söyledim: "Engelleme olduğu takdirde, gitmek istediğinizi söyleyin ama kesinlikle çatışmaya meydan vermeyin."
Seçimde ittifaka açığız
"Kürt sorununda adım atılmalı" sözünden, siz ne anlıyorsunuz?
Bozlak: Biz 1071’de Malazgirt’te, Kurtuluş Savaşı’nda beraberdik. Türkler, Kürtler... Nusaybinli 400 şehit yatıyor, Çanakkale’de. Kıbrıs savaşında beraberdik. Kore’de... Depremde aynı bina Kürt’e ve Türk’e ortak mezar oluyor. Bu kadar kader birliği yapmış insanlar, nasıl ayrılır? Mesele farklı, o meseleyi çözemeyen siyasiler topu taca atıyorlar.
Demirel ve İnönü 1991’de Diyarbakır’da, "Kürt realitesini tanıyoruz" dediler. Halk alkışladı onları. İnsanlara, "Senin dilin yasak", "Dilin yoktur" demenin ne anlamı var? Kültür, bizim zenginliğimizdir. AB’ye üye olacağız. Biz Dışişleri kadar lobi yapıyoruz, Ulusal Program yapıldı, Kopenhag kriterlerine uyacaksak, bunun özü kültürel haklardır. Bütün partilere çağrı yapıyorum, bu ortak program olsun.
Mesut Yılmaz’ın ulusal güvenlik çıkışı, HADEP’e yönelik yorumlandı. Size ittifak önerileri geliyor mu?
Bozlak: Biz demokratikleşme ve insan hakları konusunda herkesle güçbirliği yaparız. İttifak deyince, sadece seçim ittifakını düşünmüyorum. Seçim olursa ne olur? Seçimde, ittifaka açık oluruz. Ama biz kendimizi güçlü görüyoruz. Yapacağımız ittifak bizi iktidara götürecekse, buna hayır demeyiz.
Sokağın partisi değiliz
Barajı aşar mısınız?
Bozlak: Seçime daha zaman var. Şu anda sorun, siyasi partilere uygulanan ambargodur. İşte 1 Eylül’de gördünüz. Beni çok üzdü olaylar. Sokağın partisi değiliz. Örnek vereyim, esnaf sokağa döküldüğünde, her parti bundan siyasi rant elde etmeye çalıştı. Biz Manisa mitingini iptal ettik. Herkes sorumluluğunu bilsin, HADEP’i, şiddet örgütleyen bir parti gibi göstermeye kimsenin hakkı yoktur.
HADEP mitinglerinde, "Apo" sloganları atılıyor. Öcalan İmralı’da, siz bu süreci nasıl görüyorsunuz?
Bozlak: Biz, "demokratik Cumhuriyet" söylemini olumlu buluyoruz. Bunun Öcalan’la ilgisi yok. Öcalan da bunun altını çizdiyse, biz demokratik Cumhuriyet’i savunmayalım mı? CHP’de Öymen’in genel sekteterliğini yapan Tarhan Erdem’in de, "demokratik Cumhuriyet" diye bir çalışması olduğunu hatırlıyorum. Bir hukukçu olarak söylüyorum: Genel olarak, şahsa münhasır ceza olmaz. İdam cezasını, getirip, bir kişiye endekslemek doğru değildir. AB’ye giren Türkiye’nin idam cezasını kaldırması gerekir. Bu genel bir istemdir. Demokratikleşme isteniyorsa, ölüm cezası yasalardan çıkarılsın. Uygulanmasın.
SİYASET


TÜRK BAYRAĞI HEPİMİZİN...
Aydın’ın açıklaması MHP’yi ikna etmedi
Yolsuzluğa 16 önlem
Focus’un iddiası: Milli Görüş parti kuruyor
‘Biz talimata uyduk!’
Ankara'da bunlar konuşuluyor
SAYFA BAŞI

|
|
|