
|


11 Eylül 2001 portreleri
İlk uçak ilk kuleye bindirdiğinde aklı başından gitti. 98. kattaki penceresinden, yan binanın tepesinden kendini boşluğa bırakanları gördü. "Sıkı dur, yukarıya seni almaya geliyorum" diyordu kocası. Ama bir daha buluşamadılar
WASHINGTON
Brent J. Woodall
Çocukları çok seven bir adamdı Brent ve baba olmak için sabırsızlanıyordu. Ama hayatının sürprizi birkaç hafta önce bir hediye paketinde geldiğinde, işin farkına varamadı hemen.
Eşi Tracy, hamile olduğu haberini vermek için birinci evlilik yıldönümlerini beklemişti. Birkaç hafta önceydi.
Bir kitap hediye etti Brent’e:
"Baba Adaylarının Bilmesi Gereken Her Şey".
Brent aymadı. Teşekkür edip "Günün birinde işe yarar" diyerek koydu bir rafa.
11 Eylül sabahı, Dünya Ticaret Merkezi’nin güney kulesinde, çalıştığı menkul kıymetler şirketinin 87’inci kattaki ofisindeydi.
İlk kulenin alev almasından sonra üç kez telefonla aradı eşini. Son konuşmalarında, güney kulesi de yanıyordu. Binayı boşaltmak üzere merdivenlere koştuğunu söyledi.
Tracy şimdi sekiz haftalık hamile. Brent artık yok.
Millie Hromada
Porto Riko doğumluydu Millie.
35 yaşında sıcakkanlı bir şehir kadınıydı. New York’a aşıktı. Manhattan’da yaşamaya paraları yetmiyordu ama, elektrikçilik yapan kocası Joseph ile birlikte, her sabah Flushing’ten trene binip geliyorlardı ekmek kapısına.
Millie ile Joseph’a "Karı-kocadan çok yapışık ikizler gibisiniz" derdi arkadaşları. Her an birlikteydiler.
11 Eylül sabahı da, istikametleri aynıydı. Millie, Dünya Ticaret Merkezi’nin kulelerinden birindeki Aon Şirketi’nde sekreterdi. Joseph’ın diğer kulede bir tesisat işi vardı o sabah.
İlk uçak ilk kuleye bindirdiğinde, Millie’nin aklı gitti. 98’inci kattaki penceresinden, yan binanın tepesinden kendini boşluğa bırakanları gördü.
Joseph’a ulaşması ancak ikinci uçak ikinci kuleye çarptıktan sonra mümkün olabildi. "Ben aşağıdayım, iyiyim" diyordu kocası, "Sıkı dur, yukarıya seni almaya geliyorum."
Millie "Akşama evde buluşuruz" demekle yetindi nedense. Buluşamadılar.
Joseph döndü, ama Millie dönmedi eve.
Robert Maxwell
Geç ve garip bir evlilikti onlarınki. 56 yaşındaki Robert, terliklerini aynı hizada yatağın yanına bırakmadan, bornozunun banyonun kapısına asılı olduğunu kontrol etmeden ve sabah içeceği kahve için bir fincan ile kaşığı, kaşık fincanın üzerinde yatay duracak şekilde, mutfak tezgahına koymadan uyuyamazdı.
Hayır, asker değildi Robert, Kara Kuvvetleri’nde çalışan sivil bir bütçe analistiydi.
Kendisinden on yaş küçük Karen Greenberg ile üç yıl önce evlendiğinde hayatı değişti, ama alışkanlıkları asla. Üstelik Karen, kendi deyimiyle "yarı deli" bir psikologdu. İnişli çıkışlıydı, düzensizdi, terlik giymezdi.
İlişkilerinin başlangıç döneminde, babasıyla tanıştırmak için Robert’ı eve yemeğe davet etti Karen.
Çiçek ya da çikolata getirmedi Robert. Getirdiği pakette Çin işi, ördek ayağı dolmaları vardı.
"Öyle iğrenç görünüyorlardı ki, kimse dokunmadı dolmalara. Attık sonradan" diye anlatırdı Karen.
Haziran 1998’de evlendiler. Yemek zevkleri, müzik zevkleri hiç tutmadı birbirini. Ama evlilikleri maya tutmuştu.
11 Eylül sabahı Pentagon’da yok oldu Robert. Şimdi kocasının sevdiği şarkıları dinliyor Karen.
Lucy Fishman
11 Eylül, üç yaşındaki Jason için okulun ilk günüydü. Annesi Lucy, erkenden iş başında olması gerektiğinden, Jason’ı götürme görevini, eşi Gene Springer’a yüklemiş, ama aklı da onlarda kalmıştı. "Jason ağlayacak mı, babasının paçasına yapışıp kalacak mı?"
Neden sonra Gene, "Her şey iyi gitti, Jason olgun davrandı" demek için aradığında bulamadı eşini. Lucy’nin Dünya Ticaret Merkezi’nin 105’inci katındaki ofisinde telefonlar cevap vermiyordu.
36 yaşındaydı Lucy. 12 yıldır evliydiler. Büyük kızları Samantha 11’ine yeni basmıştı. Geçen yaz Brooklyn’deki evlerinin bahçesine bir havuz yaptırdılar. Çocuklar bayıldı bu işe.
Son hafta sonunda, Bronx’taki büyük hayvanat bahçesine gitmişlerdi ailecek. Lucy’nin kız kardeşi Mary ile iki çocuğu da gelmişti. Yağmur bastırdı birden. Hep beraber ayakkabılarını çıkarıp sokaklarda çıplak ayak yürümeye, su birikintilerinde oynayıp yağmurda şarkı söylemeye başladılar.
O akşam, Mary ile Lucy çocukları kocalarına bırakıp dansa gittiler. İki kız kardeş uzun süredir böyle eğlenmemişlerdi. n
(Bu portreler, 11 Eylül 2001 saldırılarında ölenlerin aileleriyle Amerikan gazeteleri ve televizyonlarında yapılmış söyleşilerden derlenmiştir. Böyle beş binden fazla portre var.)
PAZAR


‘Ben de Amerika ceza versin istiyorum’
Gökyüzünde yalnız gezen bir yıldız
Sanki birden boyu uzadı
Londra’yı da aydınlatacak
Bu saati kim alacak?
Lezzet bu "Halat"la bağlandı
Frankenştayn gökdelen
Tekel’e rakı savaşı açıldı
Önce bir "punch" alın, sonra masa ve sandalye
Şarap festivali
‘Televizyonda istismar çok fazla’
DVD / Selim BOY
Isparta’da "Baba’nın Kebapçısı" Kebapçı Kadir
Boynuz nasıl parlatılır?
Bulgaristan’ın son çarı
Depresif olmak ne güzel!
Bir kısa roman: "Sıfır Treni"
11 Eylül 2001 portreleri
SAYFA BAŞI

|
|

|