
|


Beni sevmeyen gay’dir
Benim bir hatıra defterim vardı. Hani güzel bir cildi, renkli sayfaları olan, yazsın diye arkadaşlara verilen defterlerden. Hani içinde dal gibi genç kız ve erkeklerin el ele tutuştuğu, pembe gün batımı, mor gün doğumu manzara resimleri ile şenlenen fena halde "kitsch" defterlerden.
Bu defter itinayla seçilen arkadaşlara verilirdi önce. Sonra, bakılırdı ki dolmuyor, herkese... Defteri alan yüklendiği ağır sorumluluğun bilincinde "Sevgili dostum" ya da "Sevgili arkadaşım" diye başlar (O zamanlar bu dostluk ve arkadaşlık ayrımı meselesi bizim için pek mühimdi), hayatın sarp ve dikenli yollarında başarı ve mutluluk dilerdi defter sahibine.
Pakize Barışta yazdı Netbul’daki köşesinde. Ben de bir gece vakti evde, dolapları indirip hatıra defterimi aradım. Bulamadım! Hatırladım ama...
Dünyanın en güzel şeftalisi olabilirsin... Sayfaları dolduran kalp resimlerini, pek sevgili "Seviyorum ama kimi / En tatlı birisini / Nasıl anlatsam sana / İlk harflere baksana" şiiri ile "Aşk bir sudur, iç iç kudur" temennisini hatırladım.
"Bu sayfa bir gün sararıp solacak ama benim sana olan sevgim sonsuza kadar sürecek" vaadini hatırladım.
Ablaların, abilerin entelektüel kaygılarla "Bugün hayatının geri kalanının ilk günü" ("Amerikan Güzeli" böyle mi başlıyordu?), "Ölüm döşeğinde hiç yaşamamış olduğunu anlamak" türü döktürmelerini hatırladım.
Ellerim titreyerek ilk aşkıma hatıra defterimi verişimi de hatırladım. Üç yıl sonra sevgili olduk. El ele tutuştuk, bir de yarım yamalak öpüştük manasında.
Yazarken bile yüzüm kızardı. Leo Buscaglia’dan alıntı yapmış, "Sen dünyanın en güzel şeftalisi olabilirsin ama bazıları muz sever" diye yazmıştı. Bu yüzden kimselere aldırmamamı, gül yüzümün hiç solmamasını diliyordu.
Şeftali ile muzun cinsel çağrışımlarından bihaberdik doğal olarak. Yoksa o biliyor muydu? Seni sevmeyen mutlaka gay’dir mi diyordu?
Hatıra defterimi atmışım. Niye atmışım? Bir evden diğerine, hangi taşınma esnasında, hatıra defterim yük gibi geldi bana acaba? Ne zaman büyüdüğüme karar verdim? Hatıra defterimden utanmış olmalıyım. Yoksa niye atayım?
Nitekim küçük şef İlke’ye "Hatıra defterlerini yazacağım bu hafta. Çok komiktir onlar, di mi?" dediğimde "Valla nasıl yazacağına bağlı. Biz onları unutmaya çalışıyoruz" diye cevap verdi.
Haklı! Şimdi kim kime, "Bu mesajı bir süre sonra kendini imha edecek ama benim sana olan sevgim sonsuza dek sürecek" yazan e-postalar gönderiyor? Ama birkaç onyıl içinde şu an dolaşımda olan mesajlar da demode olmayacak mı? Neyse ki birkaç sapık-toplayıcı dışında kimse bunları biriktirmiyor.
Samimiyeti, samimiyetten çok uzaklarda bulan hatıra defterleri, büyüyen egolarımızın hiç yaşanmamış gibi yapmaya çalıştığı zamanlara işaret ediyor. Bu yüzden, gecikmiş bir öneri olacak ama bu yılki bienalin "Ego Kaç" temasına pek uygun düşüyorlar.
Tembel olacak çocuk 11 yaşında belli olur Hakkını vermek lazım, arada sırada da olsa çok sağlam tespitlere rastlanabiliyor bu defterlerde. Bir arkadaşım 11 yaşımın hatıra defterine "Hayatın dik yokuşlarında sıkılıp geri dönme" diye yazmıştı.
Ne mal olacağım ta o zamandan belliymiş. Bunca yıl sonra hâlâ en sık kurduğum cümle bu:
"Çok sıkılıyorum!"
tuba.k@superonline.com
CUMARTESİ


"Geleceğin büyük oyuncusu"
Usta ile çırak oldular ortak
Altı yıl bunu mu bekledik?
Son "Numara"mız
Haftanın Buluşma Noktaları
Eski Yeşil yeniden...
ÇAL ANAHTARI
Ne var, ne yok?
Ben artık çok yaşlandım
ARANIYOR..
Serdar Ortaç, Hülya Avşar, Kısaparmaklar ve Cemil İpekçi
Beni sevmeyen gay’dir
SAYFA BAŞI

|
|

|