10 Ocak 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  SERİ İLAN  

 




1980’de gerçeğin ağır tokadını yedik:
12 Eylül’ü anlamadık

Darbenin gerçek kapsam ve boyutunu göremedik. Anlamadık bile" diyen Akçam’dan itiraf: "Demokratik bir Türkiye istiyorduk, ama bunu isteyen hareketimiz otoriter bir kültüre dayanıyordu.

     SOL GEÇMİŞİYLE HESAPLAŞIYOR - 2
Can DÜNDAR


12 Eylül'de Münih'te mülteci idiniz. 1980 sonrasını nasıl yaşadınız?
     - 1975'te bir masa başında, kendilerine "Ben derginin yazı işleri müdürü olurum" dediğim arkadaşlarımın tümü, 1981 Ocak sonunda, "Devrimci Yol merkez komitesini teşkil etmek" iddiası ile tutuklandı. O gruptan bir tek ben kalmıştım dışarıda...
     Tesadüf eseri Devrimci Yol'u oluşturan ilk çevreden, dışarıda kalan tek insan olmanın korkunç manevi baskısı vardı üstümde... Yurtdışında tehlikeden uzak, serbest kalmak, suçluluk duygusu yaratıyordu bende.
     Dağılan örgütü toparlayıp mücadeleye devam etme işi omuzuma yıkılmıştı.
     Kissinger'ın Mübarek için söylediği bir söz vardır:
     "Mübarek iyi insan, ama Ortadoğu'da ayağına giydiği ayakkabılar ona çok büyük."
     Sürekli bu cümleyi tekrar ediyordum kendim için...
     
     12 Eylül'ü anlamadık
Yurtdışında nasıl bir mücadele sürdürüyordunuz?
     - ilk iş olarak, yakalanmayan arkadaşlarımızı Suriye'ye ve Avrupa'ya çıkarttık. Türk güvenlik güçleri ile aramızda tam bir yarış vardı. . İlişki kurduğumuz arkadaşların yakalandıkları veya öldürüldükleri haberlerini alıyorduk. Amacım, geride kalanları bir araya getirip örgütü temsil niteliğine sahip bir çevre oluşturduktan sonra Suriye ya da Almanya'da buluşup ne olacağına karar vermekti.
     
Ne olmasını bekliyordunuz?
     - Darbenin kapsam ve boyutunu, bunun toplumda yarattığı altüst oluşu ve özellikle de halk tarafından desteklenmesi olgusunu yeteri kadar göremedik. Anlamadık bile... Bu nedenle de, yakalandıktan sonra "Biz yenilmedik. Darbe, yaptıklarımızdan değil, yapamadıklarımızdan oldu" dedik. Her şeyi basit bir çizgisel devam üzerine oturttuk ve "12 Eylül öncesi neyi yapamadıysak, (silahlı mücadele temelinde devrim, solda birlik cephesi, parti vs.) onu en iyi şekilde yapmak gerekir" diyerek kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Oysa yapılması gereken, 12 Eylül öncesi de dahil köklü bir eleştiri ve muhasebeydi.
     
     "Demokrasi sorunu"
Peki ne yapmak gerekiyordu?
     - "Yapılacak şey, Türkiye'de ortamın yumuşamasını beklemek ve insan hakları ihlallerine karşı Avrupa'da bir kamuoyu oluşturmaktır" diyorlardı. Tartışmalar sonunda başını benim çektiğim bir grup arkadaş "Hiçbir şey olmamış gibi devam etme" anlayışını reddettik ve geçmişle köklü bir hesaplaşma önermeye başladık.
     
Neyi savunuyordunuz?
     - Önümüze koyduğumuz politik hedeflerin yanlış olduğunu, hata yapmakta olduğumuzu, başta PKK olmak üzere diğer örgütlerle içine girilen yapıların anlamsız olduğunu söylüyor, sorunları şiddet temelinde çözmek isteyen anlayıştan vazgeçilmesini savunuyorduk. Özellikle "demokrasi sorunu" etrafında kendimizi ve geçmişimizi eleştirmeye başladık. t "Demokrasi sorunu" derken neyi kastediyorsunuz?
     - "Yarının demokratik Türkiye'sini isteyenler, bugünden ona uygun bir kültürü benimsemeli ve böylesi bir davranış içine girmeli" diyordum. Salt örgüt içi ilişkilerde değil, kişisel ve toplumla ilişkilerde, kadın - erkek eşitliği de dahil, hayatın her alanında demokratik bir tarz geliştirmemiz gerektiğini savunuyordum.
     "Demokrasiyi bir kültür olarak içselleştirmeyen, yarın onu kuramaz. Çünkü öyle bir yarın yoktur ve bugünden yaşanmaz ise hiçbir zaman gelmez. Öncelikle doğru bildiğimiz tarzda yaşamak ve örgütlemek zorundayız" gibi, bugün son derece sıradan gelebilecek şeyler söylüyordum.
     
Peki bunlar demokratik bir ortamda tartışılıyor muydu?
     - Bunlar direniş komitelerinde seslendirilmeye başlanmıştı, ama sol örgütlenmenin ilkelerine dönüştürülmemişti. Bizim sol örgütlerde oldukça otoriter bir kültür vardı. Buna göre bir hareket "doğal önderler"den oluşurdu. Bu önderlerin demokratik yollarla değiştirilme şansı yoktu. Değişmez bir "kast"tı bu... Bu nedenle, örgüt ve yöneticileri hata yapsalar bile bunu söylemezlerdi. "Doğal önderler", yeni şartlara göre "yeni doğru"yu tayin eder ve bildiklerini yapmaya devam ederlerdi. Bu nedenle beni "Hata yapmış olabiliriz, bu önemli değil, hadi şimdi doğru olanı yapalım" tavrına ve siyasi faaliyete zorlayan bir grup arkadaş vardı.
     
Bunu niye istemediniz?
     - Hem yorgundum, hem de "Ortada yanlışlar varsa ve bunun 'hesabını soracak' merci yoksa, bunun hesabını ben kendi kendimden sormalıyım" diye düşünüyordum. 1981 - 84 macerasında PKK ve bazı sol örgütlerle girdiğimiz ilişkinin hesabını vermeliydim. Bu dönemde yaptığımız yanlış idiyse, bunu yapan insanlar açısından bunun bazı sonuçları olmalıydı. Hiçbir şey olmamış gibi, her şeyi aynen devam ettirmek, eleştirdiğimiz Sovyet Marksizminin tekrarından başka bir şey olmayacaktı. Yurtdışında yaşadığım müddetçe "doğal liderliği" terk etmek, bu sonuçlardan birisi oldu. Arkadaşlarımın "örgüt olarak devam etme" önerisini reddettim. Bu, pratikte sadece geçimimizi sağlamaya yarardı.
     
     ‘Hayalleri’ örgütleyecek yapımız yoktu
Bu "illüzyon" ne zaman dağıldı?
     - Büyük bir romantizm ve çocuklukla giriştiğimiz işler kısa sürede "gerçeğin acı tokadı"nı yedi: Halkın büyük çoğunluğu darbeyi destekliyordu ve bazı şehirleri bile kontrol altında tutacak kadar büyümüş hareketimiz kitlesel desteğini tümüyle kaybetmişti. Önümüze koyduğumuz "hayaller"i örgütleyecek bir yapı da yoktu. Yurtdışında rahat bir ortamda yaşamanın "şımarıklığı"yla kendi kendimize gelin güvey olduğumuzu kısa sürede fark ettim.
     
Hareket, neden bu kadar çabuk dağıldı?
     - Biz aslında öyle tahmin edildiği gibi bir örgüt değildik. Ne Merkez Komite vb. organlarımız vardı, ne de üyelik prensibimiz. Her ne kadar "üst" düzeylerde çok sıkı Leninist kurallar geçerli idiyse de her isteyenin katılabildiği bir harekettik biz...
     
     Demokrasi isteyen otoriter bir harekettik
Partileşseniz farklı olacak mıydı?
     - Düşünülen "ideal örgüt" kurulabilse özellikle anti - faşist mücadelede daha ciddi mevziler elde edilebilirdi. Aslında Devrimci Yol da neyi, nasıl kuracağını tam bilmiyordu.
     Bir tarafta özgürlük, demokrasi gibi 68 kuşağının temel değerlerine derin bir bağlılık ve toplum içinde demokratik örgütlenme biçimleri geliştirme anlayışı vardı. Ama öbür taraftan, hareketin kendini savunmak için kullandığı düşünce tarzı totaliter idi. Hareket kendisini "Marksist - Leninist" olarak tanımlıyordu. Bu "ideoloji" de, bunun bir uzantısı olan parti anlayışı da otoriter ve merkeziyetçi idi. Bu gelenek partiyi de kurmuş olsa aynı sosyalizmin bilinen tarihsel tecrübesi üzerine kuracak ve dünyada var olan diğer totaliter örneklerden çok farklı olmayabilecekti.
     
Şam ve Atina para ve silah teklif etti
Biz, "Suriye, demokrasi istiyorsa, önce kendi halkına versin" dedik ve hem Suriye'nin, hem Yunanistan'ın önerisini reddettik. Oysa bu paralar alınabilir, Türkiye'nin başına büyük dertler açacak bir örgüt kurulabilirdi. Yapmadık bunları...

     1982'de İsrail'in Beyrut'u kuşatmasına kadar Türkiyeli sol örgütler Suriye devletiyle doğrudan ilişkide değildi. Filistin örgütleri ile irtibatlıydılar ve bunlar, Türkiye sol örgütlerini aralarında paylaşmışlardı. Biz "Her Filistinli örgüt, ideolojik olarak kendisine yakın örgüte sığınma, barınma veriyor" sanıyorduk. Gerçek nedeni sonra öğrendik:
     Filistin örgütleri yanlarındaki yabancı üye adedine göre Arap ülkelerinden para alıyorlardı. Bu nedenle aralarında paylaşıyorlardı.
     1982 sonrası Suriye, Filistin örgütlerini devreden çıkardı ve Türkiyeli örgütlerle doğrudan ilişkiye geçti. Dışişleri Bakanlığı ve Baas Partisi'nden bir sorumlu ekip ile görüşüldü. Bize - galiba PKK'dan çok önce - silah ve para yardımı teklif ettiler.
     Yunanistan Dışişleri de arkadaşlara aynı yıl aynı öneriyi yaptı.
     Ana mantık hep aynıydı: "Türkiye, emperyalizmin bölgedeki jandarması" idi ve "anti - emperyalist güçler ortak faaliyet göstermeli"ydi.
     Biz, "Suriye, demokrasi istiyorsa, önce kendi halkına versin" dedik ve hem Suriye'nin, hem Yunanistan'ın önerisini reddettik. Oysa bu paralar alınabilir, Türkiye'nin başına büyük dertler açacak bir örgüt kurulabilirdi. Yapmadık bunları... Tek nedenden:
     Bu, doğrudan, devletlerarası çatışmanın bir unsuru, bir devletin piyonu haline gelmektir. Bir devlete sırt dayayarak, onun imkanlarıyla Türkiye'de demokrasi kavgası verilmez. Bugün seni destekleyen devlet, yarın işine gelmez, seni satar da... Eğer demokrasi kavgası vereceksen, önce kendi ülkende, özgür olarak vereceksin.
     Hiç unutmam, o sıralar söylediğimiz tek cümle vardı:
     "Bizim en özgür olduğumuz yer ülkemizdir, onun, saklandığımız dağları ve şehirleridir."
     Ve hep, aç fakat özgür kurt ile semiz, karnı tok ama boynu tasma izinden yaralı, köle köpeğin hikayesini anlatırdık.
     Ülkeyi soyup soğana çeviren hırsız takımının bize "vatan haini" demesi çok ağırıma gittiği için bunların bilinmesi gerekiyor.
     Bizim kuşak çok acı çekti. Bunun nedeni ülkemizi ve insanımızı gerçekten çok sevmemiz, daha da önemlisi kendimize saygı duymamızdı.
     İnsanların çoğu yurtdışında kalmayı bile kabul etmeyip, geri döndüler; aç kalmayı, hapse düşmeyi, ölümü tercih ettiler.
     Onlar bu ülkeyi gerçekten seven, sessiz kahramanlardır.
     
     YARIN:
     Apo'nun ölüm listesine alındım. En yakın arkadaşımı benim yerime vurdular
     



 GÜNCEL


Bir indirim de Gökçek’ten geldi
12 Eylül’ü anlamadık
Bak şu öğretmene!
İmamların kot giymesi doğru mu?
Karda yolda kalırsanız...
Vatandaşa ulaşım kazığı
Kar gidecek sis gelecek
Iraklı kaçak donarak öldü


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet